İnfertilite

İnfertilite Nedir?
Bir çift herhangi bir doğum kontrol yöntemi kullanmaksızın, bir yıl boyunca düzenli cinsel ilişkide bulunmalarına rağmen çocuk sahibi olamıyorsa, bu infertilite (kısırlık) olarak tanımlanır. İnfertilite çiftler arasında yaklaşık % 10-15 arasında görülmektedir. Biz bundan sonra kısırlıktan bahsederken infertilite terimini kullanacağız. İnfertilitenin nedenleri, normal üremenin nasıl oluştuğu bilindiği takdirde daha kolay anlaşılabilir:
İNSAN ÜREMESİ
Anatomi
Kadın üreme organları vagina, rahim, rahim kanalları ve yumurtalıklardır. Vagina kanal biçimindedir ve üst kısmı rahim kanalı ile birleşir. Rahim düz adaleden teşekkül etmiştir ve her adet ile dökülen rahim iç zarı ile döşenmiştir. Rahimden iki kanal çıkar ve bunların görevi döllenen yumurtanın rahim içine getirmektir. İki yumurtalıkta her ay bir yumurta gelişir ve yumurtlama zamanı bu yumurta karın boşluğuna atılır. Bu yumurta sperm ile rahim kanalının 1/3 dış bölümünde birleşerek gebelik mahsulünü meydana getirir. Eğer döllenme olmamışsa yumurta vücut tarafından emilir ve işi sona eren yumurtada hormon üretimi düşer ve dolayısıyla beslenemeyen rahim iç zarı adet kanaması ile dökülerek yeni bir hazırlanma dönemine girer. Menopoz döneminde tüm üreme organları küçülür ve rahim iç zarı da incelir.

KADIN ÜREME ORGANLARI ANATOMİSİ
İnsan üremesinin temel taşları olan kadın eşey hücresi (yumurta=oosit) ve erkek eşey hücresi (sperm), yeni bir canlı oluşturabilme potansiyeli kazanıncaya kadar bir çok gelişim evresinden geçer. Kadınlarda yumurtalık (over), erkeklerde ise testisler, eşey hücrelerine gelişim süresi boyunca ve tamamen olgun eşey hücrelerine de insan ömrü boyunca depo vazifesi görür.
Yumurtalık ve testisler eşey hücreleri için depo vazifesi görürken, bir yandan da çeşitli hormonlar salgılayarak bu hücrelerin yaşamının devam etmesini sağlar. Erkekte testosteron, kadında ise östrojen bu amaçla salgılanan en önemli hormonlardır. Bu hormonların salınımı beyindeki bazı merkezlerin kontrolü altındadır.
Eşey Hücrelerinin Gelişimi
Kadında yumurta yapımı anne karnında başlar. Bir kız çocuğu doğduğunda 2-3 milyon yumurtası vardır. Ergenlik çağında ise bu sayı 400 bine iner. Yumurta, yumurtalıklarda follikül adını verdiğimiz balonsu yapılar içerisinde depolanır.
Ergenlik dönemine kadar yumurtalar gelişimlerinin belirli bir döneminde istirahat halinde kalır. Ergenlik döneminin başlamasıyla birlikte, vücutta hormon salgılanması bir ritm kazanır. Bunun sonucu beynin hipotalamus adı verilen özel bölgesinden salınan GnRH (Gonadotropin salgılatıcı hormon), beyinde yer alan hipofiz bezinden FSH (Follikül uyarıcı hormon) ve LH (Luteinize edici hormon) salgılanmasını sağlar.
Follikül uyarıcı hormon, adından da anlaşılacağı gibi yumurtalıklarda eşey hücrelerinin bulunduğu follikülleri uyarır. Bunun sonucunda yumurta, gelişimini kaldığı yerden devam ettirerek sperm tarafından döllenebilecek olgunluğa ulaşır. FSH yumurtayı çevreleyen follikül hücrelerini de uyararak östrojen hormonunun salgılanmasını sağlar. Bu hormon yumurta gelişimi için temeldir. FSH hormonunun etkisiyle istirahat halindeyken çapı 1-2 mm olan follikülün çapı, 20-25 mm’ye ulaşır. Bu büyüklüğe ulaşan follikül çatlar ve yumurta serbestleşir. Bu olaya yumurtlama (ovulasyon) adı verilir. Adetleri düzenli yani 28-30 günde bir adet gören bir kadında yumurtlama yaklaşık olarak adetin 14-15. günlerine, başka bir deyişle tam ortasına rastlar.
Adet kanamasından hemen sonra, overdeki folliküllerden 5-10 tanesi FSH etkisiyle büyümeye başlar, ancak bunlardan sadece bir tanesi yeterince büyüyerek çatlar. Kısacası normalde her ay sadece bir yumurta döllenmeye hazır hale gelir. Yumurtalıklardaki folliküller menapoza yaklaştıkça sayı olarak azalır, hiç follikül kalmadığı dönem ise menapoz olarak kabul edilir.
Erkekte sperm oluşumu kadından farklı olarak ergenlik çağı ile birlikte başlar. Erkekte de, kadında olduğu gibi FSH ve LH hormonu salgılanır. Bu hormonlar testislere etki ederek sperm hücrelerinin yapılmasını ve olgunlaşmasını sağlar. FSH ve LH etkisiyle testislerden salgılanan Testosteron hormonu sperm hücre yapımı ve olgunlaşmasını sağlayan temel hormondur.
Döllenme (Fertilizasyon)
Yumurtlama ile birlikte serbestleşen yumurta, tüplerin kasılması ve yumurtalığa komşu kısmının hareketleri sayesinde tüp içine alınır. Cinsel ilişkiyi takiben sperm hücreleri vajinadan rahime ve oradanda tüplere geçer. Yumurta ve spermin birbiriyle kaynaşması anlamına gelen döllenme (fertilizasyon) tüplerde gerçekleşir. Sperm ve yumurta dişi üreme kanallarında dölleninceye kadar yaklaşık 24 saat canlı kalabilme yeteneğine sahiptir. Döllenmiş olan yumurta tüplerin ritmik kasılmaları ile 3-4 günlük bir sürede rahim içi boşluğa ulaşır. Bu 3-4 günlük sürede döllenen yumurtadaki hücre sayısı, bölünme ile artar ve rahim içi boşluğa ulaşıldığında embriyo (döllenmiş yumurta hücresi) yaklaşık 16 hücreye sahiptir. Blastosist, daha da gelişmiş embriyodur ve rahim içi boşluğuna yataklanmaya (implantasyon) hazırdır.
Yataklanma (İmplantasyon)
İmplantasyon, embriyonun rahim içi boşluğuna yerleşmesini ve yataklanmasını ifade eder. İmplantasyonun sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi için rahim içini döşeyen mukozal dokunun (endometrium), implantasyona hazır olması gereklidir. Sağlıklı bir şekilde rahim içi boşluğuna yerleşen embriyo, gelişimini devam ettirerek ileride fetusu oluşturacaktır.
İnfertilite Nedenleri
İnfertilitede problem erkekten, kadından yada her ikisinden de kaynaklanabilir. Bu nedenle kısırlık teşhis ve tedavisinde erkek ve kadının birlikte muayenesi ve tanısal testlerin, her ikisinden de istenmesi en önemli ilkelerden birisidir.
İnfertilite yaklaşık %40 kadın, %40 ise erkek kaynaklıdır. Yüzde 20 vakada ise sebep açıklanamaz.
Erkek infertilitesi nedenleri
Düşük sperm sayısı; erkek semeninin her mililitresinde 20 milyondan az sperm olmasıdır.
Kötü sperm hareketi; spermler, yumurtaya ulaşmak için rahmin içerisinden yüzerek geçememesidir.
Bozuk şekil ‘morfoloji’; her bir spermin yumurtanın dış yüzeyini delip girememesidir.
Sperm üretiminin olmaması; testiküler yetmezlik nedeniyle veya spermin komple yokluğu (tıkanıklık) nedeniyle semende sperm bulunmamasıdır.
Buraya kadarki bozuklukların sebepleri şunlar olabilir:
Testis enfeksiyonları
Testis tümörleri
Varikosel (testis damarlarının genişlemesi)
Genetik anomaliler
Hormonal bozukluklar
İmmunolojik nedenler; sperm hücrelerine karşı oluşan ve onları ortadan kaldıran antikor adını verdiğimiz maddelerin varlığından dolayıdır.
Psikolojik nedenler
Cinsel birleşme zorlukları; bunlar sertleşme veya boşalma güçlükleridir.
Kadın infertilitesi nedenleri
Hormonal bozukluklar
Hasarlı veya tıkalı tüpler
Rahimle ilgili yapısal problemler
Endometriyozis
Polikistik Over Hastalığı
İmmunolojik nedenler; kadında sperm hücrelerini ortadan kaldıran antikor adını verdiğimiz zararlı maddelerin salınmasıdır
Genetik bozukluklar
Psikolojik nedenler
İNFERTİLİTE ARAŞTIRMASINDA YAPILAN TETKİKLER
Korunmaksızın, eşinizle birlikteliğinizin ilk yılı bitmiş olmasına rağmen henüz gebe kalamamışsanız (bu, hayatınızın herhengi bir döneminde kendiliğinden gebe kalamayacağınızı garantilemez) durumu açıklığa kavuşturmak için doktorunuza başvurmanız yerinde olacaktır.Eğer 30 lu yaşlarda iseniz spontan gebeliği en fazla 5-6 ay kadar beklemeli ve daha sonra doktorunuza başvurmalısınız.Eğer 40 lı yaşlarda iseniz henüz tamamen geç kalmış olmamak için hiç vakit kaybetmeden doktorunuza ulaşınız.
İnfertilite nedeniyle başvuran çiftlerde ilk adım dikkatli bir öyküdür. Öncelikle doktorunuz sizinle tıbbi özgeçmişinizi, alışkanlıklarınızı, mesleki koşullarınızı sorgulayacağı bir görüşme yapar. Bu görüşmede ayrıntılı bir şekilde olası infertilite nedenleri sorgulanır. Adet düzeni, adetlerin sancılı geçip geçmediği, cinsel ilişki sırasında ağrı, akıntı vb jinekolojik yakınmalar araştırılır. Ayrıca diğer endokrin hastalıklara yönelik öykü alınır. Geçmişte geçirdiğiniz hastalıklar, ameliyatlar ve kullandığınız ilaçlar kaydedilir. Sigara, alkol vb alışkanlıklarınız sorgulanır.
Daha sonra kadın ve erkek sistemik muayenesi yapılır. Jinekolojik muayenede, kadın dış genital organların muayenesinin yanı sıra, vajinal ultrason ile uterus (rahim) ve overler (yumurtalıklar) değerlendirilir; smear alınır. Uterus iç dokusu (endometrium) ve over ölçümleri yapılır.
Tüm bu işlemlerden sonra doktorunuz size bir algoritma tanımlar. İnfertilite algoritması (akış şeması) her çiftin kendine özeldir. Ancak bazı genel işlemler değişen sırayla takip edilir.
İnfertilite şikayeti ile doktora çiftler mutlaka birlikte başvurmalıdırlar.
KADIN İÇİN:
Histerosalpingografi (HSG:ilaçlı rahim ve tüp filmi) Daha önce de belirttiğimiz gibi erkekte yeterli sperm olması, kadında yumurtlama olması gebelik oluşumu için yeterli değildir. Overden salgılanan oosit Fallop tüpünün fimbriyaları (“saçakları”) tarafından alınmalı ve tüpün içine gönderilmelidir. Burada da oosit hücresi spermlerle karşılaşmalı ve döllenme gerçekleştikten sonra döllenen zigot tüpteki yolculuğuna devam etmeli ve endometriumda kendine uygun bir yer bularak implante olmalıdır
Bu yüzden serviksten endometriuma endometriumdan da Fallop tüplerine, Fallop tüplerinden karın boşluğuna uzanan yol tümüyle açık olmalıdır. İşte histerosalpingografi (“ilaçlı tüp filmi”) bu yolu değerlendiren önemli bir incelemedir ve infertilite değerlendirmesinin ilk basamağında yapılmalıdır. Fallop tüplerinin açık olup olmadığının yanında, uterus boşluğu yapısı hakkında da bilgi veren HSG, uterusta septum, unikorn ya da bikorn uterus, Asherman sendromu gibi durumlar hakkında detaylı bilgi verebilir.
Histerosalpingografi adetin tümüyle bitmesinin hemen sonrasında yapılan bir incelemedir
Vajinal ultrason
Adetin 2- 3. günü FSH, LH, TSH, PRL, E2
Adetin 19. ve 21. günü Progesteron
Laparoskopi: hasta uyutulduktan sonra, göbekten ışıklı bir alet sokularak karın içinde genital organların incelenmesidir. Önemli bir araştırma metodudur. Laparoskopi sadece tanı amacıyla yapılmaz, şayet bir patoloji varsa aynı anda o patolojinin tedavisi de yapılmalıdır
ERKEK İÇİN:
Spermiyogram (semen analizi)
Kruger testi:
Spermiyogram incelemesinden gerçeğe en yakın sonuçların alınabilmesi için bazı özel koşulların yerine gelmesi gerekir
Spermiyogram, erkekte spremiogram, 3-5 günlük cinsel perhizden sonra yapılmalıdır. Daha önce yapılırsa sperm sayısı az, daha sonra yapılırsa da ölü sperm sayısı çok olarak ortaya çıkar. yaklaşık 72 saat ilişkide bulunulmamalı bu süre ne az ne de daha fazla olmamalı. Numune tercihen laboratuarda alınmalı eğer evde alınmışsa en az iki saat içinde laboratuara ulaştırılmalıdır. Tercihen mastürbasyon yoluyla alınır, ayrıca cinsel ilişkide boşalma veya özel bir prezervatif içine boşalmayla elde edilen meni numunesi özel cam kaplar içinde muhafaza edilmeli.
Normal spermiyogram değerleri
· Meni hacmi:1,5-5,0 ml
· Sperm sayısı:>20 milyon/ml
· Canlı sperm sayısı:>%60
· Hareketlilik:birinci saatte %50 yada daha fazla ileri hareketli , %25 yada daha fazla hızlı hareketli
· Morfoloji(yapı):>%60 normal sperm
· pH:7.0-8.0
· Lökosit(beyaz kan hücresi):<1milyon/ml
· Kan hücreleri olmamalı
· 5-25 dk’da likefiye olmalı
Bu tetkikler tamamlandıktan sonra toplu olarak değerlendirilir ve sorun yoksa bir sonraki adıma geçilir. Sorun varsa işlemler bu aşamada genişletilerek gerekli konsültasyonlarla ileri tetkiklere geçilir
Daha sonra kadın infertilite faktörlerini değerlendirmeye yönelik HSG, gereğinde Histeroskopi veya Laparoskopi ile kadın genital sisteminin ileri değerlendirmesine geçilir.
Tüm araştırma tamamlandıktan sonra çiftin ihtiyacı olan infertilite tedavi metodu kararlaştırılarak buna yönelik tedavi planlanır.
İNFERTİLİTENİN TEDAVİ SEÇENEKLERİ
En uygun tedavi seçeneğine inceleme sonucunda karar verilecektir. Tanıya göre en sık uygulanan tedaviler hormonal yoldan yumurtlama uyarılması, cerrahi müdahaleler ya da üremeye yardımcı tekniklerdir.
Yumurtlamanın Uyarılması
Değişik iç salgı bezlerinden salgılanan hormonlar kadın yumurtlamasını kontrol altında tutar. Bu salgı bezlerinden ikisi çok önemli olup hipofiz ve hipotalamustur. Bu iki bez yumurta geliştirici hormon (FSH) ile yumurta çatlatıcı hormonun (LH) üretim ve salınımını idare eder. Bu iki hormon yumurtlama olayında anahtar rol görürler.
Hipofiz ya da hipotalamus ile ilgili hastalıklar, ya da iki bezin birbiri ile olan iletişimsizliği yumurtlama bozukluklarına neden olur. Yumurtlama uyarılması (Ovulation induction) değişik ilaçlarla bu hormonal dengesizliğin ortadan kaldırılarak tekrar yumurtlamanın sağlanmasını amaçlar.
Yumurtalıklarda tamamen yumurtaların tükenmesi durumunda ilaçlarla tedavi imkansız olur. Bu durumda ancak başkasının yumurtası ile döllenme sonucu hamile kalınabilir.
IVF ve Diğer Yardımcı teknikler
Kısaca tüp bebek olarak bilinen bir çok yardımcı teknik mevcuttur. Bunlar suni döllenme, IVF (In Vitro Fertilization), GIFT (Gamete Intra-Fallopian Transfer), ZIFT (Zygote Intra-Fallopian Transfer) and ICSI (Intracytoplasmic Sperm Injection) dir.
Öncelikle yumurtalıklar gonadotropinler denilen ilaçlarla aşırı şekilde uyarılır. Amaç aynı anda birçok yumurta elde edebilmektir. Böylece yumurtalıklardan ince bir iğne yardımıyla yumurtalar toplanır. Bundan sonra döllenme şekline ve döllenmenin oluştuğu yere göre değişik isimler altında suni döllenme sağlanmaya çalışılır. Döllenen yumurta çoğalmaya başladıktan sonra anne rahmine yerleştirilir
Tedavi Sonuçları..
İnfertilite tedavisinin başarı şansı şu etkenlere bağlıdır.
Tedavi öncesi infertilite süresi,
Tedavi sırasında kadının yaşı ( üreme potansiyeli 35 yaşından sonra azalmaya başlar. 40 ından sonra çok hızla azalır.),
Erkekte ilave bir nedenin olması.
Basit hormonal dengesizliğine bağlı yumurtlama bozukluğu olan kadınların %80’i bir kaç aylık tedaviden sonra hamile kalacaktır.Yardımcı üreme teknikleri ile hamilelik şansı son yıllarda hızla artmıştır.
Birçok merkezde 40 yaşın altında olan ve eşinde yeterli sperm olan bir kadın için her tedavi başına IVF ile hamile kalma şansı %25 civarındadır. .
Bir tedavinin başarısını değerlendirirken üreme potansiyeli açısından normal bir çiftin bile her adet döneminde hamile kalma şansının %25 civarında olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Düzenli, korumasız ilişki sonucunda normal çiftlerin %80 ni ilk yıl sonunda hamile kalır.
ASİSTE ÜREME TEKNOLOJİLERİ (ART)
(YARDIMCI ÜREME TEKNİKLERİ)
Çocuk sahibi olamayan çiftlerin birçoğu bu sorunu hormon tedavisi, ameliyat yada yapay döllenme gibi yöntemlerle giderirken bazılarında, yapılan yumurta ve/veya sperm sayısının artırılması yada yumurtalarla spermin bir araya getirilmesi için düzenlenen daha ileri, özel tıbbi tekniklere başvurulması gerekir. Bunlar asiste üreme teknolojileri (ART) olarak adlandırılmaktadır.
Gerçekten de bu teknolojiye ihtiyaç duyan çiftlerin sayısı çok sınırlıdır ama gerçekten ihtiyaç duyanlarda elde edilen başarı oranı, söz konusu teknolojinin ilk kullanıldığı, 1970’li yılların sonlarından bu yana, giderek artmıştır. ART yönteminin kullanılmasıyla, çocuğu olmayan (infertil) çiftlerden bazılarındaki gebelik şansı, normal çiftlerdekine yaklaşmaktadır (herhangi bir ay için %25). ART uygulamalarında her yumurta alınması başına isabet eden gebelik oranı, %18- 28 arasında değişmektedir. Bazı çiftlerde döllenme elde edilmeden önce tedavi altında birkaç defa girişimde bulunulması gerekebilir ama bunun, herhangi bir fertilite sorunu olmayan, normal çiftlerde bile böyle olduğu unutulmamalıdır. Uygulanacak herhangi bir ART tekniğinin başarı oranları konusunda doktorunuz size daha fazla bilgi verecektir.
İN VİTRO FERTİLİZASYON(TÜP BEBEK) KİME UYGULANMALIDIR?
İn vitro fertilizasyon yöntemlerinin çiftlere yönelik kullanılma nedenleri
· Tüplerin tıkanıklığı ve karın içi yapışıklıklar (%35)
· Erkek faktörü (%35)
· Ovulasyon (yumurtlama) bozukluğu (%15)
· Açıklanamayan infertilite (kısırlık) (%10)
· Ender görülen nedenler (%5)
İn vitro fertilizasyon yöntemlerinin uygulanma kuralları:
1. Çift mutlak evli olmalıdır
2. Çift mutlak evlilik cüzdanını (fotokopisini) belgelemelidir.
3. Çift mutlak İVF konseyince alınan karar sonrasında işlemlere başlar.
4. Çift mutlak rıza belgesi imzalamalıdır (bilgilendirme sonrasında).
5. Yumurtlama tedavileri GATA’da izlenir.
6. Yumurta ve sperm laboratuar dışına çıkarılamaz.
7. Yalnızca çifte ait yumurta spermler kullanılabilir, hücre bağışı yapılamaz.
8. Kaç embryo transfer edileceğine doktorlar karar verir:
9. Hangi embryonun transfer edileceğine doktorlar karar verir.

Fazla sayıda ve dondurulmuş embryolar laboratuar dışına çıkarılamaz
İn vitro fertilizasyon nedeniyle gelişebilecek komplikasyonlar:
Kadında:
· Yumurtalıkların aşırı uyarılması, karında sıvı toplanması ve yumurtalıkların büyümesiyle belirginleşir.
· Erken tanınması gerekir.
· Yumurtalar toplanırken kanama ve sonrasında infeksiyon gelişebilir.
· Embryoların transferi sonrasında infeksiyon gelişebilir.
Erkekte:
· Yalnızca testisten sperm toplanarak işlem uygulanan olgularda testis içine kanama veya infeksiyon gözlenebilir.
Gebelikte:
· Düşük riski normale oranla fazladır.
· Erken doğum, ölü doğum riski normale oranla fazla değildir.
· Anormal bebek gelişimi riski -tartışmalı olmakla birlikte- biraz artmıştır.
· GATA ‘da çoğul gebelik oranları %20 dir.
· Dış gebelik gelişimi olabilir.
YARDIMCI ÜREME TEKNİKLERİ
Aşılama
Aşılama, eşin rahmine girmeyen yeterli sayıdaki sağılıklı spermin doğrudan fallop kanallarına yerleştirilmesidir. Bu enjeksiyondan önce sperm laboratuarda en fazla döllenme yeteneğine sahip olması için hazırlanır. Aşılama çok düşük sayıda sperm üretildiğinde yada sağlıklı sperm sayısı azalmış olduğundan uygulanır. Çok şiddetli erkek infertilitesinde aynı teknik, donör (bir vericiden alınan sperm) sperm ile uygulanabilir. Dünya genelinde donör spermi ile aşılama yapılmış yaklaşık 1 milyon çocuk bulunduğu tahmin edilmektedir. Son yıllarda bu teknikle her yıl 20 bin 40 bin arasında doğum olmaktadır. Bununla birlikte son yıllarda mikroenjeksiyon olarak bilinen yeni teknikler erkek infertilitesinde daha fazla tercih edilmektedir.
IVF (tüp bebek)
Son birkaç yıldır erkek infertilitesi tedavisinde IVF (tüp bebek) gibi yardımcı üreme teknikleri kullanılmaktadır. Aşılmada olduğu gibi IVF ve benzer tekniklerde sperm, laboratuar koşullarında uygun şekilde hazırlanarak, yumurtalar en yüksek kalitede hareketli spermlerle karşılaştırılır. IVF yalnızca kalitesi nispeten iyi ve yeterince hareketli sperm olduğunda uygulanabilir.
Mikroenjeksiyon teknikleri
ICSI (intra sitoplazmik sperm enjeksiyonu) gibi mikroenjeksiyon teknikleri tek bir spermin laboratuar koşullarında bir yumurtanın içine enjekte edilmesi temeline dayanır. Çok az sayıda ve/veya döllenme yeteneği zayıf sperm olduğunda kullanılır. Bu teknikler spermin yumurtanın içine girmesini kolaylaştırma amacını taşır ve döllenme mikroskop altında yapılır.
Yardımcı döllenme teknikleri sperm hücrelerinin yumurtayı dölleyemediği veya laboratuvarda sıradan in vitro inseminasyon için yeterli spermin olmadığı çiftler için geliştirilmiş bir yöntemdir.
İntrasitoplazmik sperm enjeksiyonu, diğer bir deyişle ICSI, embryologlarca şekli ve hareketine (morfoloji) bakılarak seçilen tek bir spermatozoanın yumurtanın merkezine enjekte edilmesidir. Bu, erkek faktör infertilite tedavisi ve daha önceki IVF teşebbüslerinde döllenememe başarısızlığıyla karşılaşan çiftler için en başarılı yardımcı döllenme tekniği ve tedavisidir.
IVF -ICSI programı 4 basamaktan oluşur :
1. Yumurtalıklarda Yumurta Gelişimi
2. Yumurtaların Toplanması
3. Yumurtaların Döllenmesi Ve Embriyo Gelişimi
4. Embriyonun Rahim İçine Yerleştirilmesi
1. Yumurta Geliştirilmesi:
Yumurtalıklardaki yumurtaların gelişimi için klomifen sitrat, insan menopozal gonodotropini (humegon – pergonal ), saf fsh ( metrodin – follegon ), buserelin ( supracur – suprafact – lucrin ), recombinant ganodotropinler, koryonik gonodropinler gibi hormon preparatları tek veya kombine şekilde kullanılır. Ivf`de bu ilaçların kullanılmasının nedeni daha çok yumurta ve embriyo elde ederek gebelik şansını arttırmaktır.
Bu hormonal ilaçlar düzenli ovulasyonu (yumurtlaması) olmayan kadınlarda 20 yıldır kullanılmaktadır. Bu ilaç kullanımıyla doğum defektlerinde,doğumsal anomaliler veya spontan düşük sıklığında bir artış görülmemiştir.
Enjeksiyonla bu uyarıcı ilaçların kullanımını takiben zamanlama ve yumurtaların olgunlaşmasını takip etmek için 2. Bir ilaç verilir. Bu tedavi olmazsa zamanlama ve yumurtaların olgunlaşmasını tayin etmek oldukça güç olur. Uyarıcı ilaçlar genellikle adetinizin 3. Günü veya burun spreyi-cilt altı iğne kullanımının 14. Günü başlar ve yumurta gelişimine bağlı olarak 8 -10 gün sürebilir.
Yumurtalıklarda yumurta büyümesini izlemek için ultrasonografik görüntüleme kullanılır. USG’ye genellikle siklusun 3. Gününde başlanır ve ağrısızdır. Yumurtanın gelişimini göstermede ve erken gebelikle ultrasound kullanımının zarar verici bir etkisi yoktur. Size USG yapılan her gün kan testi de yapılacaktır.
2. Yumurta Toplama İşlemi :
Yumurta toplanması transvaginal USG (ultrason) eşliğinde gelişen yumurta keseciklerinin (folikül) bir iğne aracılığı ile delinip, yumurtanın içinde bulunduğu sıvı ile aspire edilerek (emilerek) alınmasıdır.
3. Yumurta Kültürü Ve Döllenme :
Önce laboratuarda yumurtalar toplanır, özel besi yerleri içine yerleştirilir ve yaklaşık 2 -3 saat burada kalmasına izin verilir. Aynı gün mastürbasyon veya testisten doku örneği alınması yoluyla elde edilen sperm steril kaba konup laboratuara taşınır, yıkanır ve inkübe edilir (saklanır)
Embriyoların sizin rahminize yerleştirilmesi için 3 ila 6 gün sonra merkezimize gelmeniz gereklidir.
4. Embriyo Transferi:
Yumurta toplamasından 72 – 144 saat (3 ila 6 gün) sonra embriyolar rahim içine, rahim ağzından sokulacak ince bir kateter (borucuk) ile transfer edilir. Embriyo yerleştirme prosedürü çok basittir ve uyuşturma gerektirmez. Embriyolar rahme yerleştirildikten sonra 2-4 saat dinlenilir.ilk 24-48 saatte aktiviteleriniz kısıtlı olmalıdır, bundan sonra normal aktivitelere başlayabilirsiniz.
Eğer tedavi siklusu başarısız olursa yeni bir siklusa başlamak için 3-4 ay beklenmelidir. Bu durum gebelik oluşuncaya kadar veya 6 tam tedavi siklusuna ulaşana kadar sürebilir.
Yumurta toplanması ile iyi sonuç elde edilmesinde, yumurtaların normal gelişimi ve olgunlaşmasının gözlenmesi ve yumurtalıkların cevabının tam olması tartışmasız çok önemlidir.
Hastanemizin yardımla üreme teknikleri merkezi embriyoloji birimi dünya standartlarındaki başarı oranlarıyla ülkemizin önde yer alan merkezleri arasındadır.
GIFT
GIFT,gametlerin (yumurta veya sperm) fallop tüplerine transferi anlamına gelmektedir. Gamet,dişi veya erkeğin üreme hücresidir (yumurta veya sperm). GIFT sırasında sperm ve yumurta bir araya getirilir ve fallop tüplerinden birine veya her ikisine transfer edilir.
Döllenme fallop tüplerinde doğal üremedeki seyrini izler. GIFT’ te tedavi basamakları tüp bebek tedavisi gibi yumurtalıkları uyarmakla başlar. Tüp bebekte elde edilen embriyolar 2-3 gün sonra rahime transfer edilir. GIFT’ te ise sperm ve yumurtalar fallop tüplerine nakledilir. GIFT için en uygun adaylar, normal, sağlıklı fallop tüplerine sahip kadınlardır. Ayrıca açıklanamayan kısırlık, hafif endometriozis, erkek faktörü, rahim boynuna bağlı veya immünolojik nedenli kısırlıklarda çiftler GIFT işlemi için aday olabilirler. GIFT işlemi sırasında fallop tüplerine yerleştirilmeyen ekstra yumurta ve spermler vücut dışında döllenebilir ve sonraki bir tarihte transfer edilmek üzere dondurulabilir.
GIFT ’te genellikle iki yumurta nakledilir. 35 yaşını geçen kadınlarda çoğul gebelik ihtimalini arttırmaksızın nakledilen yumurta sayısı arttırılabilir. Gametler yalnızca fallop tüplerinin sağlıklı göründüğü durumlarda transfer edilebilir. Doktorunuz, tüplerin sağlıksız olduğunu belirtmiş ise GIFT yerine Tüp bebek yöntemi tavsiye edilebilir. Bu nedenle GIFT işlemi Tüp bebek imkanı olan merkezlerde yapılmalıdır.
GIFT ve tüp bebeğin karşılaştırılması
GIFT ve Tüp bebek arasında bir çok farklılık vardır. En önemlisi,GIFT için sağlıklı fallop tüplerine gereksinim varken, tüp bebek, hastalıklı tüplerde veya fallop tüplerinin olmadığı durumlarda da uygulanabilir. GIFT ’te gamet nakli laparoskopik (kapalı ameliyat ile) olarak yapılır. Gametleri, fallop tüplerine laparoskopi olmaksızın transfer etmek için yeni GIFT teknikleri araştırma aşamasındadır.
Tüp bebek yönteminde döllenen yumurtalar vaginal yoldan rahime transfer edilir ve laparoskopi gerekmez. GIFT yönteminde döllenme kesin değildir. Tüp bebek ile döllenme, laboratuar koşullarında gerçekleştiği için kesinleştirmek mümkündür. Bu da genellikle erkek nedenli veya teşhis edilemeyen kısırlık durumlarında önemlidir.
Tüp bebek / GIFT’in varyasyonları
Yardımcı üreme tekniklerini araştırırken ZIFT, PROST ve TET gibi işlem isimleri ile karşılaşabilirsiniz. Bu teknikler GIFT ’den ayrılırlar. GIFT ’te fallop tüplerinde gerçekleşen döllenme, yukarıda adı geçen işlemlerde laboratuar ortamında gerçekleşir. Kısırlık erkek faktörü kaynaklı ise (örneğin spermin yumurtaya girememesi gibi) döllenmenin tespit edilmesi yararlıdır.
Bu işlemler Tüp bebek ’den farklıdır, çünkü döllenmiş yumurta rahim yerine fallop tüplerine nakledilir. Zigot İntrafallopian Transfer (ZIFT) diğer bir ismi de PROST,yani pronuclear stage transfer’dir. Zigot hücre bölünmesine girmemiş döllenmiş yumurtaya verilen isimdir. ZIFT yönteminde yumurtalar transvaginal ultrason aspirasyonu yoluyla alınır ve bir laboratuar kabında döllenir. Ertesi gün döllenen yumurtaların hücre bölünme evreleri başlamadan fallop tüplerine nakledilir. Tubal Embriyo Transfer (TET),daha gelişmiş embriyoların naklidir. TET ’de 4-8 arası hücre evresine ulaşan döllenmiş yumurta fallop tüplerine nakledilir. Bu işlem döllenmenin yaklaşık 24 saat sonrasında gerçekleştirilir.
GIFT yerine TET veya ZIFT tercih edilmesinin bir nedeni de, spermin yumurtayı dölleyip dölleyemeyeceğinin belirlenmesidir. Tüp bebek yerine TET veya ZIFT kullanılmasının tercihi ise bir merkezin aldığı sonuçlara ve deneyimlerine bağlıdır. Kadının yumurta kalitesinin kötü olduğu durumlarda, döllenme ihtimali riske atılarak ZIFT yöntemi tercih edilebilir. Daha önce başarısız bir GIFT deneyimi geçirmiş hastalar ZIFT veya TET yönteminden yararlanabilirler. Ek süreçler nedeniyle ZIFT veya TET, Tüp bebek veya GIFT ’e oranla daha pahalıya malolabilir .
Blastosist transferi nedir:
Döllenen yumurta bölünerek 2. günde 2-4 hücreli hale gelir ve klasik tüp bebek uygulamalarında bu evredeki embryo anne rahmine transfer edilir. Doğal yollardan elde edilen gebeliklerde ise embriyo rahme 5. günde blastosist adı verilen çok hücreli evrede ulaşır. Bu evredeki embryonun rahme tutunabilme şansı daha yüksektir. Günümüzde geliştirilen özel besi yerleri ile embryoları blastosist dönemine kadar geliştirmek mümkündür. Gelişmiş merkezlerde uygulanan blastosist transferi ile gebelik oranlarının yükseldiği gösterilmiştir.
Dünyada ilk kez Singapur’da uygulanmaya başlanan ardışık transfer uygulamasında ise anne adayına ikinci günde yapılan embryo transferinin ardından kalan embryolar özel besi yerleri içinde geliştirilmeye devam edilir ve blastosist evresine gelen embryo elde edilebilirse 6. günde bir embryo transferi daha yapılır. Ardışık transfer ile gebelik oranları anlamlı olarak yükselmekte ve blastosist transferi ile elde edilen gebeliklerde düşük oranı çok azalmaktadır.
Epididim ve testislerden elde edilen sperm ile mikroenjeksiyon
Boşalma sırasında spermin geçişini engelleyen doğumsal anomalileri olan erkeklerde, mikro cerrahi ile sperm doğrudan testislerden yada sperm kanallarından alınır.
Mikro cerrahi ile sperm aspirasyonu (MESA)
Testiste normal yada normale yakın sperm üretimi olduğu halde kanallar tıkalı yada yok ise sperm kanallarından ince iğnelerle mikroskop altında sperm alınmasıdır. Bu hastalardan mikro cerrahi ile sperm elde edilir. MESA işlemi lokal anestezi (bölgesel uyuşturma) altında uygulanır ve erkek cinsel sağlığına olumsuz bir etkisi yoktur.
Testiküler sperm ekstraksiyonu(TESE)
Sperm kanallarında sperm bulunmadığı yada sperm kanallarının olmadığı durumlarda sperm testisten alınan bir parça (biyopsi) ile elde edilir. Lokal anestezi altında uygulanan bu işlem ile testisin farklı bölgelerinden küçük doku parçaları alınır. Bu parçalardan özel yöntemler ile ayrıştırılarak elde edilen sperm hücreleri ile mikroenjeksiyon işlemi gerçekleştirilir. Bu işlemin erkek cinsel sağlığına olumsuz bir etkisi yoktur. TESE işlemi menisinde hiç spermi olmayan vakalar dışında menisinde hiç normal yapıda veya canlı spermi olmayan vakaların tedavisinde de uygulanabilir .
Perkütan sperm aspirasyonu(PESA)
genişlemiş olan tıkalı kanala yada testis dokusuna cilt üzerinden bir iğne ile girerek sperm toplanmasıdır.
Assisted Hatching
Assisted hatching, gebelik oranlarının (implantasyonun) yükselmesi için yapılan bir mikromaniplasyon metodudur. Burada, embriyolog yumurtanın en dış zarını (zona pellucida) mikroskop altında lazerle açarak bölünmüş embriyonun rahim duvarına tutunmadan önce çıkmasına olanak sağlar. Gebeliğin oluşumunda en önemli basamak gelişen embriyonun anne rahmine tutunmasıdır. Anne rahmine tutunmadan önce embriyonun etrafında bulunan zona adı verilen tabaka incelerek kaybolur ve hücreler dışarıya doğru tomurcuklanarak anne rahmine tutunur. Bu işleme yardımcı olabilmek amacı ile zona tabakasında bir pencere açılabilir. Mekanik veya asit gibi çeşitli kimyasallar kullanılarak yapılan bu işlem günümüzde embriyoya zarar vermeden lazer yardımı ile gerçekleştirilebilmektedir. Lazer yardımı ile açılan pencereden embriyo içine girilerek fragman adı verilen atıklar temizlenebilmekte ve genetik analiz için hücre örneği alınabilmektedir. Gösterilmiştir ki, assisted hatching implantasyon etkinliğini artırarak sonuçta daha yüksek gebelik oranı olur.

Cinsel Hastalıklar

CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR (CYBH)

Nedir?

Cinsel yolla bulasan hastalıklar, iki insan arasında oluşan cinsel nitelikli yakın temasla bulaşan mikrobik (bakteri, virüs, parazitlere bağlı) hastalıklardır. Eskiden zührevi hastalıklar olarak anılan bu hastalıkların bir kısmı yanlızca genital bölgede belirtilere neden olurken (kadında vajinal akıntı, erkekte üretradan akıntı, her iki cinste genital bölgede ülser vb), diğer bir kısmı tüm vücudu etkileyen genel belirtilere neden olurlar (frengi, Hepatit B ve AIDS vb).

Bu hastalıkların bir kısmı için en önemli bulaşma yolu cinsel temas iken (genital siğil, herpes simpleks, vajinit gibi), diğer bir kısım hastalıklar cinsel yolla bulaşmaya ek olarak kan yoluyla (AIDS ve Hepatit B’nin virüsü taşıyan kanın nakledilmesiyle bulaşması gibi, anneden bebeğine henüz doğmadan frengi bulaşması gibi) ve cinsel ilişki dışındaki yakın temasla da bulaşabilmektedir (anneden bebeğine doğum esnasında ya da doğum sonrasında emzirme ve bakım esnasında bulaşan genital siğil, herpes simpleks ve Hepatit B gibi, aile içinde günlük yaşam koşullarının paylaşılması sonucu bulaşan Hepatit B gibi).

Bu gruptaki hastalıkların bulaşması için heteroseksüel ilişki (kadın-erkek cinsel ilişkisi) koşul olmadığı gibi, bulaşma için gerçek cinsel ilişki olmaksızın enfeksiyonu taşıyan birinin genital bölgesiyle yakın temas bile hastalığı almak için yeterli olabilmektedir (genital siğil gibi). Cinsel yolla bulaşan hastalıklar tüm diğer bulaşıcı hastalıklar gibi bildirimi zorunlu hastalıklar grubunda yeralırlar.

Belirtileri Nelerdir?:

Erkeklerde

Sık idrara çıkma ve idrarda yanma, ağrı

Penisten idrar sonrası veya sürekli akıntı

Penis yüzeyinde ağrılı ülserler ve kasıklarda elle hissedilen sertlikler

Kadınlarda;

İdrara çıkmada ağrı ve yanma, sık idrara çıkma

Hazneden koyu renkli ve kötü kokulu akıntı

Her iki cinste ;

Cinsel birleşme sırasında ya da cinsel organlarda sürekli ağrı

Sık ölü doğumlar

Üreme organlarında siğiller

Üreme organlarında uçuğa benzer döküntüler, şiddetli ağrı

Makat veya perine (bacakların arasında kalan ve üreme organlarını örten kas dokusu) bölgesinde apseler

Düzenli aralıklarla tekrarlanan kanser taramaları (kadınlarda pap smear testi), erken teşhis için önemlidir.

Yine çok bulaşıcı olan ve ölüme yol açan Hepatit-B virüsüne karşı aşılanma önemlidir. Her iki cinste de akıntılara dikkat etmek ve görüldüğünde hekime başvurmak gerekir. Erkekte ve kadında koyu renkli ve kokulu akıntılar cinsel yolla bulaşan hastalıkların belirtisidir. Beyaz ve kaşıntılı akıntılar ya da sırf kaşıntı, mantarların belirtisidir.

Nasıl Korunmalı?

Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunabilmek için, ne şekillerde bulaştıklarını ve güvenli cinselliğin ne olduğunu bilmek gerekir. Cinsel ilişki sırasında, erkeğin penisinin veya kadının salgısının (hazne sıvısının) diğer eşin ağzı, vajinası veya anüsüyle teması, bulaşmaya neden olabilir. Kucaklaşma, sarılıp yatma, öpüşme, masaj, elle okşama ve mastürbasyon güvenli yollardır. En güvenli yol vajinal (penis-hazne ilişkisi), anal (arkadan ilişki) ve oral (ağızla) cinsel ilişki sırasında kondom (prezervatif) kullanmaktır.

Penis vajina (hazne) ile temas ettiğinde, cinsel yolla bulaşan hastalıklar meniden vajina dokusuna veya vajina salgısından penisteki idrar deliğinin uç kısmına bulaşabilir. Vajinada veya peniste yara varsa, bulaşma kan ile vajina dokusuna veya penisteki idrar deliğinin uç kısmına olabilir. Penisten akan sıvı veya meni ağızla temas ettiğinde, cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanma ihtimali vardır. Ağızda kanama veya yara varsa, bulaşma ihtimali artar. Aynı şekilde ağız, vajina salgısı ile temas ettiğinde de bulaşma olabilir. Ayrıca ağzın, cinsel organlar ve anüs çevresindeki deri ile temasında parazitler bulaşabilir.

Anal (arkadan) cinsel ilişkide, cinsel yolla bulaşan hastalıklar meniden anüs dokusuna veya anüs dokusundaki kandan penisteki idrar deliğinin uç kısmına geçebilir.

Frengi, Hepatit B ve HIV için diğer bir bulaşma şekli , kan yoluyla bulaşmadır. Hasta kişiden kan nakli, hastayla aynı iğnenin veya aynı traş bıçağının kullanılması mikrobun bulaşmasına neden olur. İyi temizlenmemiş manikür-pedikür araçları, diş ve kadın doğum muayenesi araçları da bulaşmaya yol açar.

Cinsel yolla bulaşan hastalıkların bulaşma tehlikesi, eş sayısında artışla birlikte artar. Paralı cinsel ilişkiye girenler, korunmak için daima kondom (prezervatif) kullanmalı ve bulaşmaya yol açacak davranışlardan kaçınmalıdır.

Cinsel ilişki sırasında cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmayı sağlayacak tek yöntem kondom (prezervatif) kullanmaktır. Sperm öldürücü krem, köpük ve fitillerin (spermisitler) de bazı mikroplara karşı KISMEN koruyuculuğu vardır. Ancak bu maddeler tek başına korunmayı sağlamaz. Eğer spermisitler ve kondom birlikte kullanılırsa korunma oranı artar. Cinsel ilişkide bulunmamak da bir korunma yolu sayılır.

Frengi, Hepatit B ve HIV için, kanla bulaşma yoluna dikkat edilmeli ve gerek kuaför ve berber salonlarındaki araç gerecin, gerekse eczane ve sağlık kuruluşlarındaki hizmet amaçlı araç gerecin temizliğinden emin olunmalıdır.

Özellikle üreme organlarında meydana gelen yara, bere, sivilce ya da kaşıntıyla oluşan tahrişlerin hemen tedavi edilmesi, bulaşma tehlikesini azaltır.

Korunma yollarından bir diğeri, aşağıdaki belirtileri tanımak ve kişide ya da eşinde görüldüğü taktirde, derhal bir sağlık kuruluşun başvurmaktır.

CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIĞI OLANLARIN EŞLERİNİN DE MUTLAKA TEDAVİ EDİLMESİ GEREKİR.

AIDS

HIV

AIDS, (Acquired Immune Deficieny Syndrome) vücudun bağışıklık sistemini çökerten HIV (Human İmmunodeficency Virüs) virüsünün yol açtığı bir hastalık. Dünyada her gün yaklaşık 16 bin kişinin yakalandığı düşünülen AIDS, bağışıklık sistemini çökertmesi nedeniyle vücudu her türlü mikroba karşı dirençsiz bırakıyor.

HIV virüsü, uzun yıllar sessiz kalsa bile diğer hastalıkların oluşumunu hızlandırıp organizmayı sinsi sinsi yok ediyor. Zararsız hastalıklar bile bağışıklık sistemi hasar görmüş insanlarda ağır ve ölümcül durumlara neden olabiliyor

NASIL BULAŞIR?

AIDS üç yolla bulaşıyor. Cinsel ilişki, kan yoluyla ve anneden bebeğe. Bunların dışında AIDS’in bulaşması hemen hemen imkansız. AIDS’li kişi ile kucaklaşmak, el sıkışmak, kullandığı tabak, çatal, bardak gibi eşyaları kullanmak veya aynı sosyal ortamlarda bulunmak hatta aynı havuzu kullanmak bile hastalığın bulaşması için risk taşımıyor.

AIDS en çok cinsel ilişki yoluyla bulaşıyor. Cinsel ilişki sırasında cinsel organlarında ve makattaki zedelenmeler mikrobun vücuda girmesine neden oluyor. AIDS’in bulaşması için cinsel organların zedelenmiş olması da şart değil. En fazla risk altında olanlar ise kadınlar. Çünkü meni yüksek yoğunlukta mikrop içeriyor.

Kan ve kan ürünleri, organ ve doku nakli, tıraş bıçağı, diş fırçası ve enjektör paylaşımıyla bulaşıyor. Mikroptan arındırılmamış yani sterilize edilmemiş iğne, enjektör, makas, jilet hatta manikür-pedikür için kullanılan kesici aletler her zaman risk taşıyor. AIDS; kan ve cinsel temas dışında anneden bebeğe de bulaşabiliyor. Hamilelikte, doğum sırasında veya anne sütü ile bebeğe geçebiliyor.

AIDS’İN BELİRTİLERİ

Günler veya aylar süren ateş,

Gece terlemesi,

İştah azalması,

Uzun süreli yorgunluk hissi, % 10 dan fazla kilo kaybı,

Eklem yerlerinde ve kaslarda ağrı, Nedeni belirsiz , uzun süreli boğaz ağrısı,

Nedeni belirsiz lenf bezlerinin şişmesi (lenfadenopati),

Uzun süreli ishal,

Tekrarlayan enfeksiyonlar

KORUNMA YOLLARI:

Her türlü cinsel ilişkide prezervatif kullanın.

Cinsel partnerinizin geçmişinde böyle bir hastalık olmasa da korunun.

Unutmayın partneriniz doğru söylemiyor olabilir.

Ne olursa olsun başka biriyle ortak enjektör kullanmayın.

Kan verirken ya da alırken, dişçi koltuğunda ve kuaförde kullanacağınız aletlerin sterilizasyonundan emin olun.

Hamilelikten korunmak için prezervatiften başka yöntemler kullanıyor olsanız da AIDS’i düşünerek partnerinize prezertvatif kullanması için baskı yapın.

Başkasının özel aletlerini kullanmayın, kendi aletlerinizi kullandırtmayın .Eğer bu aletleri kullanmak veya kullandırmak zorunda kalırsanız bir daha kendiniz kullanmadan önce kolonya veya alkolle dezenfekte edin.

Evlenmeden önce AIDS testi yaptırın. Cinsel geçmişini bildiğiniz bir partnerle ‘tek eşli’ yaşamanız AIDS’ten korunmak için iyi bir yöntemdir, UNUTMAYIN.

AIDS’LE İLGİLİ BAZI SORULAR:

AIDS’i önleyecek bir aşı var mı?

Şu an için yok.

Öpüşmeyle bulaşır mı?

Kandaki ya da tükürükteki virüs başka birine ancak o kişinin ağzında kesik varsa geçebilir.

Sivrisinek sokması, ter, aksırık, gözyaşı, yiyecek, içecek, çatal, kaşık, bardak, yüzme havuzundan bulaşır mı?

Hayır.

AIDS’li kişiye dokunmak, el sıkışmak veya sarılmak tehlikeli mi?

Hayır. HIV, hapşırmak ve öksürmekle bulaşmaz. Köpek, kedi ve diğer hayvanlardan virüsü kapmazsınız.

Oral seksle HIV bulaşır mı?

Eğer enfekte sperm ya da vajinal sıvılar, cinsel ilişkideki diğer kişi tarafindan ağıza alınırsa risk yükselir. Ağızdaki ya da dudaklardaki küçük çatlaklar virüs için bir giriş yolu olabilir.

Daha çok erkekten kadına mı kadından erkeğe mi bulaşıyor?

Erkekten kadına bulaşma oranı, kadından erkeğe bulaşma oranından daha yüksek. Erkek, prezervatifsiz olarak boşaldığı zaman kadın, HIV taşıyabilen daha yüksek hacimdeki sperm sıvısına açık duruma gelir. Bu yüzden korunmasız sekste kadın daha büyük risk altında.

HIV virüsü dış ortamda yaşayabilir mi?

HIV, açık havaya maruz kaldığında uzun süre yaşayamaz. Dış ortamda ısı, kuruma, su, sabun ve deterjanlar nedeniyle tahrip olur. Spermdeki ve vajina salgısındaki HIV, dış ortamda birkaç saatte, kuru ortamda ise yarım saatte ölür. HIV kurumuş kanda da kısa zamanda ölür. Yine de dökülmüş kan, sperm ve diğer beden sıvıları küçük de olsa risk oluşturur. Bu yüzden riskli eşyaların, sulandırılmış çamaşır suyu ile veya bir kaç dakika kaynatılarak temizlenmesi gerekir.

Deri HIV’den nasıl arındırılır?

Su ve sabunla iyice yıkama ile HIV deriden uzaklaştırılabilir. Yıkandıktan sonra derinin alkol ile temizlenmesi gerekiyor. Yaralanma durumunda yara yeri, önce sabun ve su ile iyice yıkanmalı, ardından betadin gibi bir antiseptik ile temizlenmeli.

Kan vermek ya da almak güvenli mi?

Kan almak için steril malzeme kullanılan yerlerde kan verirseniz, HIV ile enfekte olmanız mümkün değil. Eğer kullanılan malzemelerden emin değilseniz kan vermeyin. HIV ile temas ettiğinizi düşünüyorsanız ve bir HIV testinden geçmediyseniz, kan vermeyin.

Diş tedavisinde risk var mı?

Eğer her iki hasta arasında aletler sterilize edilirse riskli değil.

AIDS testinde neye bakılır?

HIV vücuda girdiğinden itibaren, vücutta bununla savaşmak için özel antikorlar oluşur. Eliza diye bilinen testle kanda, hastalığa sebep olan mikroba karşı gelişmiş olan antikor olup olmadığına bakılır. Antikorların Eliza yöntemiyle ölçülebilecek düzeye ulaşması için 3 aylık bir süreye (pencere dönemi) ihtiyaç vardır. Bu nedenle test, bulaşma olduktan 3 ay sonra yapılmalıdır.

Test sonucu HIV(+) (HIV Pozitif) çıkarsa kişi kanında bu antikorları taşıyor demektir. Bu da kişinin AIDS virüsüyle karşılaştığı anlamına gelir. Ancak testin yalancı pozitif çıkma ihtimali de vardır. Kişinin HIV pozitif olduğunun seylenebilmesi için Westernblood testi denen doğrulama testinin de yapılıp sonucunun pozitif olması gerekir.

Eğer test (-) çıkarsa bu, kişinin AIDS virüsü taşımadığı anlamını taşımıyor. Emin olmak için üçüncü ayın sonunda tekrar test yaptırılır. Çünkü kan testi virüs vücuda girdikten 3 ay sonrasına kadar virüsü gösteremeyebilir. Üçüncü ay yapılan test yine (-) çıkarsa rahatlayabilirsiniz.

AIDS, Sağlık Bakanlığı’na bildirilmesi zorunlu bir hastalık. Ama bu bildirim isimle yapılmıyor. İsminizin baş harfleri ve doğum yılınız kullanılarak kodlanıyor. Bunun dışında tedavinizden sorumlu doktor ve ekibi dışında kimseye söylenmemesi gerekiyor.

GENİTAL KONDİLOMLAR

(GENİTAL SİĞİLLER):

Human papilloma virus (HPV) adı verilen virüsün cinsel temasla genital bölgeye yerleşmesi sonucu oluşan değişik sayı ve büyüklükte kitlelerdir. Virüs vücuda yerleştiğinde zaman tekrarlayıcı enfeksiyonlara ve yeni kitlelerin oluşmasına neden olur. Kadında erkeğe göre daha sık belirti verir. Kitleler mikroskopla tanınabilecek kadar ufak olabilecekleri gibi, çok sayıda kitlenin yanyana gelmesiyle adeta karnıbaharı andıran bir şekil alabilirler. HPV olağanüstü bulaşıcı bir virüstür ve gerçek cinsel birleşme olmaksızın yanlızca genital bölgelerin yakın teması ve hatta umumi tuvaletlerden bile bulaşabilir.

Kondilomların tedavisinde kitlelerin cerrahi yöntemle çıkarılması, koter yardımıyla yakılması ya da kriyoterapiyle dondurulması, ya da krem şeklindeki çeşitli ilaçlarla “eritilmesi” yöntemlerinden biri ya da birkaçı beraberce uygulanabilir. Burada amaç görünen lezyonların tümüyle ortadan kaldırılarak kitlelerin tekrar oluşma riskinin ve bulaştırıcılığın azaltılmasıdır. Ancak ne kadar iyi uygulanırsa uygulansın hiç bir tedavi yöntemi virüsü vücuttan tam olarak uzaklaştırmada etkili değildir.

Kondilomlara bağlı ortaya çıkan estetik problemler dışında HPV’nin en önemli özelliği virüsün bazı alt tiplerinin kanserojen (kanser yapıcı) özellikler taşımasıdır. Kanserojen özelliği olan alt tipler genellikle kondilom yapmadan sessiz bir şekilde vücuda girerler ve hücrelerde kanserojen etkilerini başlatırlar. Bu virüsleri taşıyan erkeklerde penis kanseri oluşma riski, kadınlarda da serviks (rahim ağzı) kanseri oluşma riski artmıştır.

En sık enfeksiyon yapan alt tipler kanserojen etkileri olmayan ve daha çok kitle oluşumu şeklinde belirti veren 6 ve 11 tipleri olmasına karşın HPV tanısı konmuş bir bireyde diğer alt tiplerin de sessiz bir şekilde bulunma riski yüksektir. Bu yüzden bu enfeksiyonu taşıyan erkeklerin üroloji uzmanlarının tavsiyesine göre hareket etmelerini, kadınların ise yıllık pap-smear incelemesine ek olarak serviksin mikroskop altında incelenmesine olanak veren kolposkopik incelemeden de geçmelerini uygun buluyoruz.

GONORE (BEL SOĞUKLUĞU)

Erkekler ve kadınları etkileyebilen N. Gonorrhea adlı mikropla oluşan enfeksiyondur. Erkeklerde idrar yollarında, makat içinde veya ağız içinde iltihabi belirtiler olabilir. Peniste akıntı, ağrılı idrar, ilerlemiş durumda testislerde şişlik ve kısırlık yapabilir. Erkeklerde hastalık bazen hiçbir belirti olmadan seyreder.

Kadınlarda vajinal akıntı, kasıklarda ağrı, idrarda yanma, düzensiz kanama yapabilir. Enfeksiyon ilerlediğinde üst üreme organlarını etkileyebilir. Tedavi edilmediği durumlarda mikrobun kana karışmasıyla eklemleri kalbi ve beyni etkileyebilir. Gebelik sırasında anne karnındaki bebeği etkileyerek hastalıklara neden olabilir. Doğum sırasında bebeklerin gözüne bulaşarak körlüğe neden olabilir. Bu tip enfeksiyonu engellemek için doğduğu anda bebeklerin gözüne antibiyotik damlatılmaktadır. Erişkinlerin tedavisinde çeşitli antibiyotiklerin kullanılmasıyla başarılı sonuçlar alınmaktadır

SARILIK

Hepatit – B:

Hepatit (Sarılık), herhangi bir nedenle karaciğerin iltihaplanmasıdır.

Hepatit B Enfeksiyonu:

Bulaşma yolları:

1. Hastalığı taşıyan kişinin (taşıyıcı) kanı, spermi, vajinal sıvıları veya tükürüğü ile ya da bunlarla bulaşmış aletler ile temas

2. Hastalığı taşıyan kişi ile cinsel temas

3. Uyuşturucu alanlarda iğneyi ya da birden fazla kişinin ortak kullanması.

Virüsün bulaşması, hem heteroseksüel hem de erkek homoseksüeller olmak üzere çiftler arasında ve iğnelerini ortak kullanan uyuşturucu kullanıcıları arasında sık görülür. Hepatit B virüsü taşıyan hamile bir kadın, doğum sırasında virüsü doğan bebeğe geçirebilir.

Hepatit B virüsüne maruz kalma riski, böbrek diyalizi ve kanser ünitelerine giren hastalar ve kanla ilgili işler yapan hastane personelinde artmaktadır. Hepatit B virüsü, kronik virüs taşıyıcısı olan sağlıklı insanlardan da bulaşabilir. Birçok Hepatit B virüsü vakasının bilinen hiçbir nedeni yoktur. Uzak Doğu ve Afrika’nın bazı bölgeleri gibi dünyanın bazı yerlerinde, Hepatit B virüsü, kronik hepatit, siroz ve karaciğer kanserine neden olabilmektedir.

Taşıyıcı annelerin kanlarındaki Hepatit B, doğmamış çocuklarına geçebilir. Hamile kaldığınızda doktorunuza hemen başvurunuz ve test yaptırınız. Taşıyıcı olsanız dahi bebeğiniz, doğumda bu hastalıktan aşılanarak korunabilir.

Belirtiler ve Tanı;

Akut viral hepatit, hepatit virüsleri ile oluşan karaciğer iltihaplanmasıdır; çoğunlukla iltihap aniden başlar ve birkaç hafta sürer.

Akut viral hepatit belirtileri çoğunlukla aniden başlar. Belirtiler halsizlik, iştahsızlık, kusma, mide bulantısı ve sık olarak da ateştir. Cilt renginin sararması ve idrar renginin koyulaşması her zaman görülmeyebilir. Sigara içenlerde, sigaradan tat alınmaması tipik bir belirtidir.

Kişiler sağlıklı görünseler de Hepatit B virüsü taşıyor olabilirler.

Bazen, özellikle Hepatit B enfeksiyonu ile birlikte kişide eklem ağrıları oluşur ve vücutta döküntü ve kızarıklıklar meydana gelir. Renksiz dışkı ve genel kaşıntı gibi kolestaz (safra akışının azalması veya tamamen durması) belirtileri görülebilir.

Akut viral hepatit, kişide oluşan semptomlar ve karaciğer fonksiyonlarının ölçüldüğü kan testi sonuçları esas alınarak teşhis edilir. Hastaların yaklaşık yarısında, karaciğerin yumuşak ve büyüktür. Kan testleri sonucunda viral proteinler ya da hepatit virüsüne karşı oluşan antikorlar tespit edilirse, akut viral hepatitin kesin tanısı yapılabilir.

Gidiş;

Akut viral hepatit, önemsiz grip benzeri rahatsızlıklardan, tehlikeli ve ölümcül karaciğer yetmezliğine kadar her türlü sonucu doğurabilir. Akut hastalık genellikle hafif düzeydedir, ama karaciğer fonksiyonları birkaç ay süreyle düzelip ardından tekrar kötüleşebilir ve bu düzelip-kötüleşmeler tekrarlanarak devam edebilir.

Akut viral hepatit genellikle 4 ile 8 haftada tedavisiz iyileşir. Hepatit B hastalarının %1’i hastalığın hemen başında kaybedilir. % 9’u ömür boyu virüsü taşır (taşıyıcı) ve diğer kişilere hastalığı bulaştırır. Taşıyıcıların yaklaşık yarısı ileri yaşlarda karaciğer kanserine veya siroza yakalanabilirler.

Akut viral hepatit olan bir kişi, virüsün kronik taşıyıcısı olabilir. Taşıma aşamasında kişide hiçbir belirti ortaya çıkmaz, ancak kişi aslında hastadır. Kronik bir taşıyıcıda karaciğer kanseri gelişebilir.

Tedavi

Şiddetli akut hepatit durumunda, hastanın hastaneye yatması gerekebilir. İlk birkaç günden sonra, iştah çoğunlukla açılır ve hastanın yatması gerekmez. Diet ve aktivitelerde katı sınırlamalar gereksizdir ve vitamin desteğine ihtiyaç yoktur. Çoğu kimse, sarılık geçtikten sonra, karaciğer fonksiyonu testleri tamamen normal sonuçlar vermese dahi, güvenle işlerine geri dönebilmektedir.

HSV (Herpes Simpleks Virus) Enfeksiyonları

Hastalığın iki evresi vardır :

Genellikle hafif, vakaların çoğunda belirti vermez. Deride lezyonların gelişebilmesi için deri bariyerinin bozulması gerekir. İştahsızlık ve kırgınlık gibi sistemik belirtiler görülebilir. Lokal belirtiler lezyonların yerine göre değişir. Ağızı tutan lezyonlarda ağız ve boğaz ağrısı, genital lezyonlarda idrarda yanma ve tenezmus, immün yetmezlikli hastalarda görülebilen dissemine yayılım varsa ensefalopati, başağrısı, öksürük, solunum sıkıntısı, sarılık gözlenebilir. Genellikle lezyonlar çıkmadan önce lezyonun çıkacağı bölgede yanma ve kaşıntı şeklinde prodromal semptomlar ortaya çıkar. Daha sonra eritematöz bir taban üzerinde ağrılı sert kabuklu veziküller ve ülserler görülür. Bu lezyonlar bir süre sonra birleşip, vezikül kümeleri haline gelirler. Komşu lenf bezleri büyük ve ağrılı olabilir. Ağız lezyonları gingivostomatit (gingiva, ağız boşluğu, tonsil ve farinkste ağrılı ülsere lezyonlar) veya herpes labialis (dudak ve çevresinde ağrılı veziküller ve ülserler) şeklindedir, birlikte submandibular lenfadenopati ve ateş bulunabilir. Genital herpeste de şankroid ve sifilizdekine benzer ağrılı veziküler ve ülseratif lezyonlar yanında inguinal lenfadenopati vardır. Keratokonjunktivit gelişirse, göz kapağında veziküller, korneal ülserler ve yarık lamba muayenesinde dendritik keratit saptanır. HSV-2 maternal – fetal geçişle yenidoğanda enfeksiyona neden olabilir. Bir çeşit meslek hastalığı olarak, çocuk bakımı ve sağlığı ile uğraşanlarda parmak ucunda veziküler döküntü şeklinde (herpetik whitlow) ve güreşçilerde herpes gladiatorum görülebilir.

2. Latent dönem ve rekürrens :

HSV-1 genellikle tregeminal, HSV-2 ise sakral ganglionda latent olarak kallır. Virus ateş, fiziksel veya emosyonel stres, ultraviole ışınları ve aksonal hasar gibi uyarılarla reaktive olur. Rekürren enfeksiyonlar gelişen immünite nedeniyle, genellikle hafiftir. Özellikle HSV-2 sık rekürrens gösterir. Bir genital herpes atağı geçiren hastaların en az % 85’I bir kez, % 38’I 6 kez, % 20’si ise 10 kezden fazla rekürrens gösterir.

Komplikasyonlar :

Ensefalit, neonatal enfeksiyon, konjenital enfeksiyon, immün yetmezlikli hastalarda dissemine hastalık (pnömoni, hepatitkardit, pankreatit…), akut üriner retansiyon.

Epidemiyoloji ve bulaşma :

HSV-1 enfeksiyonları genellikle damlacık veya enfekte tükrük ile, HSV-2 ise cinsel temasla bulaşır. HSV-1 en sık 6 ay ile 3 yaş arasındaki çocuklarda, HSV-2 ise 18-25 yaş arasında görülür.

Tanı :

Vakaların büyük çoğunluğunda klinik tanı yeterlidir. Şüpheli durumlarda Tzank testi (lezyondan alınan yaymaların Giemsa veya Wright ile boyanmasında multinukleer dev hücreler ve intranukleer inklüzyonlar), virus kültürü (daha sensitif), monoklonal antikor testi veya seroloji (sistemik tutulum varsa) kullanılabilir.

Ayırıcı tanı :

Şankroid, enteroviral enfeksiyonlar (el-ayak-ağız sendromu), su çiçeği, sifiliz, molloskum kontagiozum, tonsillofarinjit.

Tedavi :

İmmünitesi bozuk olmayan kişilerde orofaringeal herpesde ve herpes labialisde antiviral tedavi endikasyonu yoktur. Lokal ve sistemik ağrı kesiciler kullanılabilir. Tedavide kullanılan ilaçlar virus replikasyonunu inhibe ederler, ancak kür sağlamazlar. Bu nedenle rekürrens şansını azaltmazlar.

Acyclovir genital herpesin primer, rekürren ve supresif tedavisinde (yılda en az 6 atak varsa), immün yetmezlikli hastaların orofaringeal herpes enfeksiyonunda ve herpes ensefalitinde etkilidir. İlacın prodromal dönemde başlanılması etki şansını artırır. Döküntünün 48. saatinden sonra etkisi yok denecek kadar azdır. Genital herpesin ilk atağında 10 gün, p.o., günde 5×200 mg, ya da 3×400 mg; rekürren ataklarda 5 gün, p.o., günde 3×400 mg; supresif tedavide günde 2×400 mg kullanılır. İmmünosupresif hastaların mukokutenöz HSV enfeksiyonunda hafifse 10 gün, p.o., günde 5×200-400 mg; orta derecede ise 7-10 gün, i.v., 3×5 mg/kg veya 14-21 gün, p.o., 5×400 mg, ensefalitte 14-21 gün, i.v., 3×10 mg/kg, herpetik whitlow’da 10 gün, p.o., 3×400 mg, sık tekrarlayan herpes labialisde 4 ay, p.o., 2×400 mg dozunda kullanılır. Çocuk dozu oral kullanımda 4-5×250-600 mg/m2’dir, i.v. dozu yetişkin ile aynıdır. Hipersensitivite varsa kullanılmamalıdır, gebelikte güvenilirliği de kesin değildir. Bulantı, kusma, döküntü, nadiren böbrek yetmezliği ve santral sinir sistemi semptomlarına neden olabilir. Topikal acyclovir’in primer herpetik lezyonlarda etkisi minimaldir, rekürren enfeksiyonlarda ise etkisi yoktur.

Famciclovir esas olarak rekürren genital herpesde, 5 gün, p.o., günde 2-3×125-250 mg kullanılır. Çocuklarda kullanımı ile ilgili yeterli bilgi yoktur. Kontrendikasyonları ve yan etkileri acyclovir gibidir. Valacyclovir de rekürren genital herpesde kullanılır. Vücutta acyclovir’e çevrilir. Acyclovir’den daha pahalıdır, ancak kullanımı daha kolaydır. Dozu 5-10 gün, p.o., 2×500-1.000 mg’dır. Bu ilaın da henüz çocuklarda kullanımı konusunda yeterli bilgi yoktur. Kontrendikasyonları ve yan etkileri acyclovir’e benzerdir, ayrıca hemolitik üremik sendrom da bildirilmiştir.

Herpes simplex keratokonjunktiviinde % 1 trifluridine kullanılır.

Korunma :

Temas izolasyonu ve immün yetmezlikli hastalarda hava yolu izolasyonu önerilir. Genital herpeste lezyonlar süresince cinsel ilişkiden kaçınılmalı, asemptomatik virus yayılması nedeniyle rutin prezerfatif kullanılması yönünde halk eğitimi yaygınlaştırılmalıdır. Hastalar ve temaslıları cinsel temasla geçen diğer hastalıklar yönünden de araştırılmalıdır. Sağlık personeli herpetik whitlow’dan korunmak için, lezyonlara ve sekresyonlara temas edileceği zaman eldiven kullanmalıdır. Doğum sırasında aktif lezyonlar varsa, neonatal herpesi önlemek için, doğumun sezaryen ile yaptırılması uygun olur. Aşı çalışmaları devam etmektedir. Henüz klinikte kullanılan etkin bir aşı yoktur.

KLAMİDYA

Cinsel organlarda ciddi enfeksiyonlara yol açabilen klamidya, bir bakteriden kaynaklanmaktadır. Klamidya 25 yaşın altındaki kadın ve erkeklerde en sık görülen cinsel hastalıklardan biridir. Ayrıca 5.000-6.000 kişinin daha klamidya olduğu, ancak hastaların bundan haberi olmadığı tahmin ediliyor.

Bulaşma şekli;

Klamidya cinsel ilişki sırasında bulaşır.

Klamidyanin belirtileri;

1. Bakteriler aktif olarak ürüyor. Bulaşma tarihinden 3-20 gün sonra akıntı ve işeme sırasında acı gibi rahatsızlıklar başgösteriyor.

2. Bakteriler üreyerek artıyor ancak önemli bir rahatsızlığa neden olmuyor. Klamidyalı insanların yüzde ellisi, bu hastalıktan, doktora gitmeye gereksinme duymayacak kadar az etkilenmektedir. Ancak herhangi bir rahatsızlığınız olmasa bile bakteriyi başkalarına bulaştırabilirsiniz.

3. Bakteriler yavaş yavaş ürüyor ve hiç bir rahatsızlığa yol açmıyor. Bu bakteri bazen tahlilde bile görünmeyebilir ve yıllarca pasif olarak yaşayabilir. Ancak çeşitli nedenlerle birdenbire daha hızlı üremeye ve rahatsızlıklara yol açmaya başlar.

Tanısı;

Doktor, bir kişinin klamidya olup olmadığını saptamak için idrar borusu, rahim ağzı ve bazen de rektumdan ucu pamuklu bir çubukla örnek alır. Tahlilin sonucu birkaç gün sonra hastaya bildirilir.

Klamidya tedavisi;

Klamidya antibiyotik ilaçlarla tedavi edilir. Doktor bazen hastalığın geçip geçmediğini denetlemek için hastayı yeniden muayeneye çağırır.

Eşinize karşi nasıl davranacaksınız?

Gerek şu andaki eşiniz gerekse bakterinin bulaşmış olabileceği eski eşleriniz muayene ve tedavi olmalıdır. Tedavi süresince cinsel ilişkide, bulunmamanız gerekir.

Klamidya hangi hastalıklara yol açabilir?

Klamidya tedavi edilmeyecek olursa fallop borusu iltihabına yol açar. Fallop borusu iltihabının başta gelen nedeni tedavi edilmemiş klamidyadir. Fallop borularındaki iltihap bazı durumlarda kısırlığa neden olabilir. Bazen de fallop borusu aşırı derecede hasara uğradığından dış gebelik tehlikesi artar. Klamidya enfeksiyonu olan gebe bir kadın bu bakteriyi doğum sırasında çocuğuna bulaştırabilir. Bakteri çocukta göz iltihabı ya da pnömoniye yol açar. Pnömoni de çocuğun, büyüdüğü zaman astıma yakalanma tehlikesini artırır.

Bu hastalık erkeklerde epididim iltihabına neden olabilir. Epididim iltihabının belirtileri hastalığın etkilediği erbezinde hassasiyet veya aşırı ağrı ve şişkinliktir. Seyrek olmakla birlikte bazen cinsel organlar çevresinde basınç hissedilebilir. Ayrıca hastanın ateşlenmesi de mümkündür.

Dikkat!

Klamidya genellikle çok az rahatsızlık yaratır. Bazen hiç bir rahatsızlığa yol açmaz. Bu bakteriye karşı korunmanın en etkin yolu kondom (prezervatif) kullanmaktır.

LENFOGRANULOMA VENEREUM (LGV)

C.trachomatis yapar. Erkeklerde kadınlara göre daha sıktır. Cinsel temas yolu ile alındıktan sonra 1-4 haftalık kuluçka süresinden sonra iki farklı sendrom halinde ortaya çıkar;

İnguinal Sendrom

Hastalığın başlangıç dönemidir. Bu tabloya, erkeklerde baskın klinik form olmakla birlikte, kadınların pek azında tanı konur. Ateş, baş ve adale ağrıları eşliğinde genital bölgede ilk lezyon genelde vajinada ağrısız ülsere bir şişkinliktir ve tablo siliktir. Ancak burada sınırlanamayan etken, ilk lezyondan 1-4 hafta sonra kasık lenf bezelerine yerleşerek genelde tek taraflı şişkinliğe yol açar. Lenf bezeleri ağrılıdır. Tedavi edilmezse spontan olarak geriler ya da cilde açılırlar.

Genito-anorektal Sendrom

Genellikle ilk dönemin oldukça silik geçtiği kadınlarda ve eşcinsellerde sık görülen tablodur. Etken lenf kanallarıyla rektuma (kalın bağırsağın son kısmı) ulaşır ve anal kanama, iltihaplı akıntı görülmeye başlanır.

Her iki tabloda da olaylar lenf kanallarında geliştiği için lenfatik akış bozulur ve bacakta şişme meydana gelir.

Tedavi

Üç hafta süre ile uygun bir antibiyotik kullanılır.

SİFİLİZ (FRENGİ)

Sifiliz etkeni olan bakteri (Treponema Pallidum) vücuda ilk girdiğinde kendini şankr adı verilen düzgün kenarlı ağrısız bir genital ülser şeklinde gösterir. Bu dönem hastalığın tedavisi için en uygun dönemdir. Tedavi edilmezse bu ülser 6-8 haftada kendiliğinden kaybolur ancak hastalık ilerlemeye devam eder ve belli bir süre sonra kendini çeşitli cilt döküntüleri, iç organ bozukluklarıyla gösterebilir. Bu dönemde de tedavi edilmezse bu belirtiler 4-12 hafta gibi bir zamanda kaybolur ve hastalık “iyileşmiş” izlenimi verir. Ancak belirtisiz geçen yaklaşık bir on yılın ardından hastalık kendini ciddi kalp-damar hastalıkları, nörolojik hasarlar ve diğer iç organ tutulmalarıyla gösterir.

Hastalığın her dönemde tedavisi mümkün olmakla beraber, ne kadar erken tedavi edilirse organlarda kalıcı bozukluk bırakma riski o kadar düşer.

Kadınlar açısından sifilizin diğer önemli bir yönü erken gebelik döneminde hastalığa yakalanıldığında enfeksiyonun plasenta yoluyla bebeğe bulaşma ve doğacak olan bebekte çok ciddi anomalilere yol açabilme riskidir.

ŞANKROİD (YUMUŞAK ÇIBAN)

Şankroid Haemophilus ducreyi adlı bakterinin neden olduğu ve ağrılı, inatçı genital ülserlere yol açan cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Şankroid vakalarının sayısı son zamanlarda artmıştır. Şankroid ülseri olan kişinin, virüse maruz kalırsa insan bağışıklık eksikliği virüsüyle enfekte olma olasılığı daha yüksektir.

Belirtiler enfeksiyondan 3-7 gün sonra başlar. Genital organlar ve anüs çevresindeki küçük, ağrılı torbacıklar patlayarak yüzeysel ülserler oluşturur. Ülserler büyüyüp birleşebilir. Kasıktaki lenf düğümleri duyarlıdır, bunlar büyür ve birleşerek apse oluşturur. Apsenin üstündeki deri kızarır, parlaktır ve patladığında içinden irin çıkar.

Şankroid tanısı görünümüne ve başka ülser nedenleri için yapılan test sonuçlarına bağlıdır. Ülserden irin örneği alınması ve laboratuvarda bakterinin üretilmesi teknik açıdan güçtür, ancak tanı koymada yardımcı olabilir.

Tedavi:

En az bir hafta süreyle antibiyotik tedavisi uygulanır. Şişmiş lenf düğümünde irin şırıngayla alınabilir. Şankroid olan hasta enfeksiyonun iyileşmiş olduğundan emin olmak için en az 3 ay doktor tarafından izlenmelidir. Mümkünse cinsel ilişkide bulunduğu bütün partnerler bulunarak muayene edilmeli ve gerekirse tedavi edilmelidir.

TRİKOMONAS

Trikomonas Vajinalis adı verilen bir parazitin neden olduğu enfeksiyondur. Parazit kadında sıklıkla vajinada, rahim ağzını tuttuğu gibi uretra ve mesanede de yerleşme eğilimindedir. Trikomonas enfeksiyonu tüm vajinal enfeksiyonların %25’ini oluşturur ve kişiden kişiye genellikle cinsel ilişki yolu ile geçer.

Etken olan Trikomonas Vajinalis çevre koşullarına en dayanıklı parazit olduğu için havlu, çamaşır, ıslak bank (sauna), klozet, yüzme havuzu gibi dış etkenler aracılığı ile de bulaşabilir. Trikomonas enfeksiyonu kadınların %50’sinde şikayete yol açmazken (asemptomatik), gebelerde %20 oranında belirti verir.

Enfeksiyonun en önemli belirtisi kokulu akıntıdır. Vulvovajinal kaşıntı, yangı, cinsel ilişki sonrası görülen vajinal kanama sıklıkla karşılaşılan yakınmalardır. Tanı hekim tarafından vajinal akıntının direkt mikroskobik incelenmesinde parazitin görülmesi ile konulur.

Gebelerde gebelik kesesinin erken açılmasına, erken doğuma, düşük ağırlıklı doğuma, loğusalıkta ateşli enfeksiyonlara neden olur. Doğum esnasında yeni doğana bulaşma söz konusudur. Hastalığın kız bebeklerde annenin hormonlarının geri çekilmesi sonucunda kendiliğinden ortadan kalktığı sanılmaktadır.

Topikal ilaç uygulamaları gebeliğin ilk üç ayı içinde semptomların azaltılması için önerilebilir. Ağızdan alınan sistemik etkili ya da vajinal uygulanan lokal etkili tedavileri hekimler olası risklerden kaçınmak için gebeliğin 14. haftasından sonraya ertelemektedirler. Trikomonas enfeksiyonunda eşlerin birlikte tedavisi gereklidir.

Tedavide kullanılan ajanların en bariz yan etkileri bulantı, baş ağrısı, sersemlik hali ve koyu renkte idrardır. Bu ajanlar kullanılırken kesinlikle alkollü içecekler kullanılmamalıdır. Hasta loğusa ve emziriyorsa tek dozluk kısa protokol tercih edilip ilacın vücuttan atılma süresi göz önünde bulundurularak emzirmeye 24 saat ara verilmelidir.

Tedavi mutlaka kadın doğum uzmanı tarafından düzenlenmeli ve uygulanmalıdır.

Meme Hastalıkları

Meme Hastalıkları ile ilgili Adana da bilgi alabileceğiniz hekiminiz

Genç kadınlar, memenin vücutlarının saklı ve gizemli bir parçası olduğuna inandırılarak yetiştirilirler. Görülmesinin, dokunulmasının ve hakkında açıktan konuşulmasının toplumsal bir tabu olduğu kabul edilir. Erginliğe ulaşıldığında farklı bir duygu da birlikte gelişerek meme, kadınlığın sembolü durumuna gelir. Bebek için beslenme, karşı cins için cinsellik işlevi kazanır.
Taşıdığı gizem ve sembollerin yanında memenin diğer bir özelliği de, kadın sağlığı ile olan ilişkisidir. Meme ve sağlık arasındaki bu ilişki yeterince vurgulanmadığı için, herhangi bir meme hastalığı karşısında kadın, büyük bir şaşkınlık ve korkuya uğramaktadır.
Gelişmiş ülkelerde, kadınların hekime baş vurmalarının başlıca nedenlerinden biri, meme ile ilgili yakınmalardır. Tüm yaşamı boyunca kadının memesinde bir sertlik fark etmesi, yada ağrı gelişmesi sık rastlanan bir yakınmadır. Memede fark edilen sertliklerin, kitlelerin ve değişikliklerin büyük bir çoğunluğu kanser değildir. Eğer kanserse bile, erken tanınabilirse, tedavisi mümkündür.
Bu metin, sizin memeniz ile tanışmanız , başkaları için gizemini korusa bile, artık sizin bu duyguyu aşıp bu organınız ile karşı karşıya gelmeniz amacı ile hazırlandı.
Meme Anatomisi


Her memede 6-9 adet lob denilen bölüm vardır. Her bir lob daha küçük birimler olan lobüllere ayrılmıştır. Lobüllerin ucunda da süt üreten küçük kesecikler bulunur. Biçim olarak her bir lob bir üzüm salkımına benzetilebilir. Lob, lobül ve süt kesecikleri ince süt kanalları ile birbirine bağlanmaktadır. Bu kanallar meme başına doğru birleşerek gelirler ve memenin tam ortasında areola denilen koyu renkli bölgede meme başına açılırlar. Lobüller ve kanallar arası boşluğu yağ dokusu doldurmaktadır. Meme dokusu içinde adale yoktur fakat memenin hemen altında, kaburgaların üstünde adale dokusu bulunur.
Her meme kan damarları ve içinde renksiz, lenf sıvısı taşıyan lenfatik damarlar içerir. Lenf damarları, lenf bezi denilen ve fasulye şeklinde küçük oluşumlarda sonlanırlar. Vücudun pekçok yerinde lenf bezleri vardır. Koltuk altındaki lenf bezlerine meme dokusundan gelen lenf sıvısı dökülür. Memenin kanserlerinde ve enfeksiyonlarında koltukaltı lenf bezleri şişer. Enfeksiyonlarda bu bezler ağrılıdır. Kanserde ise bu bezler şişmiştir ancak ağrı yapmazlar.
Memeler, vücudun değişik yerlerinden salgılanan farklı hormonların etkisi altında büyür ve gelişirler. Bu hormonların salgılanmaya başladıkları yaş ve miktar ile orantılı olarak ta gelişimlerini erken veya geç tamamlarlar.
Daha ileriki yaşlarda ise tekrar küçülürler.
Doğumdan başlayan yavaş gelişim dönemi ergenlik çağına kadar devam eder. Bu dönemde erkek – kız farkı gözlemlenmez.
Ergenlikle birlikte kız çocuklarda yumurtalıklarda salgılanmaya başlayan estrojen hormonun etkisi ile memelerde büyüme, gelişme başlar. Yine vücutta yapılmaya başlanan progesteron isimli hormonun da etkisi ile gelişim tamamlanır. Memeyi oluşturan süt bezleri ve bunların kanallarının açıldığı meme ucu gelişir erişkin yapı alır.
Ergenlik dönemi genelde 10-14 yaşlar arasında tamamlanırsa da bu dönem daha erken veya daha geçte olabilir.
Yeni doğan bebeklerde, annenin hormonları etkisi ile doğumdan sonra memelerde şişkinlik görülmesi normaldir. Hormonların etkisini kaybetmesi ile 1-2 hafta içinde yapı normale dönecektir.
MEME HASTALIKLARINDA ERKEN TEŞHİS İÇİN
20 yaş sonrası her kadın ayda bir kendi kendine meme muayenesi yapmalıdır.
20-35 yaş arası 3 yılda bir doktor muayenesinden geçmelidir.
35 yaşında ilk mamografi çekilmelidir.
35-50 yaş arası her yıl doktor muayenesi ve 2 yılda bir rutin mamografi (doktor gerekli gördüğünde her yıl mamografi) yapılmalıdır.
50 yaş üzerinde her yıl doktor muayenesi ve mamografi mutlaka yapılmalıdır.
KENDİ KENDİNE MEME MUAYENESİ
Erken tanı daha etkili tedavi ve çoğu durumda tam şifa anlamına gelir. Yıllık olağan muayenelerinizde doktorunuzun yaptığı meme muayenesi ve belli bir yaştan sonra muayeneye ek olarak yapılan mamografi / meme ultrasonografisi meme kanseri erken tanısının doktorunuza düşen kısmıdır. Siz ise Kendi Kendine Meme Muayenesi usulünü kavrayarak aylık olarak uyguladığınızda, ender görülen ancak erken tanındığında tedavi şansı yüksek olan bu kanser türüyle başa çıkmak için size düşen görevi yerine getirmiş olacaksınız.
Kendi kendine meme muayenesi usulüne uygun uygulanmadığında meme(leri)niz de bir sorun varmış izlenimi edinmenize ve böylece gereksiz yere kaygı duymanıza neden olabilir. Bu nedenle aşağıdaki açıklamaları dikkatlice okuduktan ve anlatılan muayene usulünü iyice kavradığınıza emin olduktan sonra muayeneye başlamanız önerilir. Gerekli durumlarda ve özellikle de muayeneniz sırasında normal dışı olduğunu düşündüğünüz bir bulguya rastladığınızda doktorunuza mutlaka danışmalısınız.
Kendi kendine meme muayenesi ne zaman yapılmalı?
Kendi kendine meme muayenesi ideal olarak adet döngüsünün 5.-7. günleri arasında, ayda bir kez yapılmalıdır.
Adet kanamasının başlamasıyla birlikte kanda östrojen ve progesteron hormonlarının etkinlikleri nispeten azalır ve meme dokusunu incelemek kolaylaşır. Yukarıda belirtilen günler dışında ve özellikle de adet kanamasına yakın yapılan meme muayenelerinde bu hormonların etkisiyle memeler dolgun ve bastırmakla ağrılı olurlar. Bu da kendi kendine muayenenin etkinliğini önemli derecede azaltır.
Menopoz döneminde olan ve adet görmeyen kadınlar ise her ayın kendi belirledikleri bir gününde bu muayeneyi yapabilirler. Menopoz döneminde kullandıkları hormon ilaçları nedeniyle düzenli olarak adet görmeye devam eden kadınlar da yine bu muayeneyi adet döngüsünün 5.-7. günleri arasında yapmalıdırlar.
Kendi kendine meme muayenesi nasıl yapılmalı?
Kendi kendine meme muayenesinin üç ayrı aşaması vardır:
1. Gözle değerlendirme,
2. Yatar pozisyonda elle değerlendirme,
3. Ayakta elle değerlendirme.
Her bir aşama meme dokusu hakkında çok değerli bilgiler verir ve mutlaka uygulanmalıdır.
1-Memelerin gözle değerlendirilmesi
Kendi kendine meme muayenesinin ilk basamağı memelerin gözle değerlendirilmesidir. İyi aydınlatılmış bir odada üstünüzü çıkarıp ayna karşısına geçerek meme muayenenize başlayın:
Elleriniz kalçalarınızdayken (yukarıdaki resim), avuçlarınızı önde sıkarken, kollarınız yanlarda serbest sallanır durumdayken, elleriniz havadayken (aşağıdaki resim) ve vücut öne serbestçe eğilmiş durumdayken, toplam beş ayrı pozisyonda her iki memenizi aynada iyice inceleyin.
Bu incelemenin toplam beş ayrı pozisyonda yapılmasının amacı meme dokusunun arkasında kalan kasların çeşitli pozisyonlarda farklı şekilde kasılmasının ve böylece meme dokusundaki muhtemel habis oluşumların gözle görülebilir hale gelmesinin sağlanmasıdır. Memedeki habis kitleler çoğu durumda memeye sabit bir duruş kazandıran Cooper bağlarının ve meme arkasındaki kasların işlevlerini bozar ve bu durum memeye çeşitli pozisyonlar verilerek belirgin hale getirilebilir.
Nelere dikkat etmelisiniz?
Gözle değerlendirmede memelerinizde belirgin şişlik, meme cildinde içe doğru çekilme alanları, renk değişiklikleri, kızarıklık, yüzeyel damarlarda önceden varolmayan bir belirginleşme hali, ciltte “portakal kabuğu” manzarası (cilt yüzeyinde lenf kanalı tıkanıklıklarına bağlı olarak portakal kabuğu görünümünü andıran değişiklikler) gibi bulgular arayın. Özellikle bir pozisyondan diğerine geçişte bazı değişiklikler belirginleşebilir.
Aynada memelerinizden birinin diğerine göre daha farklı bir boyutta olduğunu farkederseniz endişeye kapılmayın. Başka bir bulgunun yokluğunda bu, yapısal normal bir durum olarak kabul edilir.
Meme ucunun içe doğru çekilmesi, tümüyle içe gömülmesi, meme başında şekil ve renk değişiklikleri aramanız gereken diğer bulgulardır. Meme uçlarınız önceden beri içe dönükse bu yapısal bir durumdur, önemli olan böyle bir değişikliğin yeni ortaya çıkmış olup olmamasıdır. Bir pozisyondan diğerine geçişte içe gömülen veya dışarı taşan meme başı normal dışı bir durumun habercisi olabilir.
Yukarıdaki görsel değişikliklerin varlığı memelerinizde normal dışı bir durumun varlığını göstermemekle beraber, doktora başvurulmasını gerektiren durumlardır.
Meme uçları sıkılmalı mı?
Kendi kendine yapılan meme muayenesinde meme uçlarının sıkılarak buradan sıvı gelip gelmediğinin araştırılmasının gerekli olup olmadığı henüz tartışmalıdır.
Genel görüş, doktor tarafından yıllık gerçekleştirilen olağan meme muayenesinde meme uçlarının sıkılarak sıvı akışı olup olmadığının araştırılmasının ve kadının meme uçlarından kendiliğinden gelen sıvı akışını doktoruna haber vermesinin yeterli olduğu yönündedir. Bu konuda doktorunuzun önerilerine uymalısınız.
Memelerin gözle değerlendirilmesi sonrasında sıra elle değerlendirmeye gelir. Bu aşamada öncelikle hem yatar pozisyonda hem de ayaktayken uygulayacağınız elle değerlendirmede kullanacağınız muayene usulleri konusunda bilgi sahibi olmalısınız.
Elle değerlendirme usulleri
Elle değerlendirmede meme dokusunda normalde varolan meme dokusu ile olmaması gereken bir dokunun ayrımı önemlidir. Elle değerlendirmede meme dokusu asla baş ve işaret parmağı arasında sıkılmamalı, elin baş ve serçe parmakları dışında kalan üç parmağı meme dokusu üzerine yerleştirilerek tarama parmakların hassas olan iç yüzeyleriyle dokuyu hissederek yapılmalıdır.
Meme dokusunun tümüyle taranması, memenin koltukaltından göğüs kemiğine, köprücük kemiğinden memenin alt sınırına kadar tüm alanların dikkatlice hissedilerek taranması demektir. Bu amaca yönelik olarak parmak uçlarınızı meme üzerinden kaldırmadan memenin tamamını ya daireler çizerek, ya yukarıdan aşağı-aşağıdan yukarı tarayarak ya da merkezden dışa tarayarak değerlendirebilirsiniz. Çoğu kadına yukarıdan aşağı-aşağıdan yukarı tarama daha kolay gelir. Siz de deneyerek kendiniz hangi yöntemin daha kolay geldiğini bulabilirsiniz.
Muayeneyi yaparken parmaklarınızı yalnızca cilt üzerinde kaydırmanız bulgu vermez. Her memede her taramayı toplam üç kez hafif, orta ve şiddetlice bastırarak tekrarlayın. vKarmaşık gibi gelse de usulüne uygun yaptığınız iki-üç muayene sonunda ellerinizin otomatikleştiğini göreceksiniz.
Elinize gelenlerin anlamı nedir?
Meme dokunuzu baş parmak ve işaret parmaklarınız arasında sıkıştırarak incelemeyi denediğinizde elinize büyükçe kitleler gelecektir. Bu “kitleler” normal meme dokunuzdur. Kendi kendine meme muayenesinde amaç bu kitleler arasında yer alan normal dışı tümöral yapıların saptanmasıdır. Meme muayenesini yukarıda anlatıldığı şekilde yaptığınızda normal meme dokusu arasındaki muhtemel normal dışı kitleleri saptama şansınız yüksektir. Bu ön bilgiler sonrasında artık elle muayeneye geçebilirsiniz:
2-Memelerin yatar pozisyonda elle değerlendirilmesi
Memelerinizi yatar pozisyonda elle değerlendirmek için sırtüstü yatın. Sağ omzunuzun altına bir yastık veya katlanmış bir havlu yerleştirdikten sonra sağ elinizi başınızın altına koyun. Bu aşamada meme dokunuz bir yana doğru kaymamalı ortada durmalıdır.
Daha sonra sol el parmaklarınızla memenizi yukarıda anlatıldığı şekilde tümüyle tarayın.
Sağ memenizin değerlendirmesini tamamladıktan sonra şimdi de aynı işlemleri sol memenizde gerçekleştirin.
Yatar pozisyonda elle muayenede kayganlığı artırmak için pudra kullanmanız faydalı olabilir.
3-Memelerin ayakta elle değerlendirilmesi
Bu muayene ideal olarak duş altındayken sabunlu elle yapılır. Zira suyun ve sabunun etkisiyle meme dokusundaki muhtemel kitleler çok daha kolay ulaşılır hale gelirler.
Ayakta muayenede önce sağ elinizi ensenize yerleştirin ve yatar pozisyonda elle değerlendirmede yaptığınız işlemleri önce sağ memeniz için sonra da sol memeniz için tekrarlayın. vAyakta yapılan muayene özellikle üst dış kadrandaki kitlelerin daha iyi fark edilmesini sağlar. Meme kanserlerinin %60-70’i meme dokusunun en yoğun olduğu bu bölgede görülür.
PERİYODİK DOKTOR MUAYENESİ
Ülkemizde meme hastalıkları genel cerrahi uzmanlık alanına girmektedir. Bu nedenle yıllık kontrolünüzü genel cerrahi uzmanının yapması doğru olur. Meme kanseri erken tanısında aktif rol almalısınız. Doktorunuzla yapacağınız görüşmeler sırasında, hangi bulgulara karşı uyanık olmanız ve düzenli kontrollerinizin planlanması konusunda bilgi alabilirsiniz. Bunun dışında sormak istediğiniz konuları önceden not alırsanız muayene sonrası görüşme sırasında unutmazsınız. Doktorun tavsiyeleri, sizin yaşınıza tıbbi özgeçmişinize ve diğer faktörlere bağlı olacaktır.
Aşağıda değişiklikler fark edildiğinde, gecikmeden bir hekime baş vurulmalıdır:
Memede iki haftadan uzun süre ele gelen sertlik veya kitle,
Meme derisinde kalınlaşma, şişme, renk değişikliği,
Meme başında kalınlaşma, kızarıklık veya yara olması,
Memede veya meme başında içeri doğru çekinti olması,
Memenin şeklinde değişiklik,
Meme başlarının pozisyonlarında değişiklik,
Meme başında ortaya çıkan akıntı.
Eğer Alışılmamış Bir Şey Hissederseniz…
Eğer kendi kendinize yaptığınız meme muayenesinde alışılmamış bir bulgu yakalarsanız, öncelikle hekiminizi arayınız. Şunu hiç unutmayın: “ Her 10 meme kitlesinden 9’u kanser DEĞİLDİR!” Ancak bu sizin yavaş olmanız için bir sebep olmamalı ve derhal hekiminize gitmelisiniz. Erken tanı kanserde de hayat kurtarıcı olmaktadır. Genellikle memenin yapısında bulunan diğer dokuların, değişik nedenlerle şişmesi sanki kötü huylu bir tümörmüş gibi algılanmaktadır. Bu nedenle kişisel muayenelerin adet döneminin sonlarında, memelerin daha az gergin olduğu dönemlerde yapılmasında yarar vardır.
Memenizde Bulduğunuz Bir Kitle ile Doktorunuza Başvururken
Aşağıdaki konular hekiminiz için önemlidir, lütfen hekiminize söyleyiniz:
Kitleyi veya memenizdeki bu değişikliği ne zaman fark ettiğinizi,
Bu kitlenin mensturasyon ile aylık değişiklikler gösterip göstermediğini
Kitleyi fark ettiğinizde aylık siklusun hangi noktasında olduğunuzu belirtiniz.
Eğer kitleyi her zaman rahatlıkla bulamıyorsanız, doktora gitmeden önce muayene sırasında kolayca bulunabilmesi için yerini işaretleyebilirsiniz.
Kitleyi fark ettiğnizdeki büyüklüğünü, örneğin fındık, yada ceviz büyüklüğü şeklinde
Kitlenin ele geliş biçimi; örneğin yumuşak-sert, ağrılı-ağrısız şeklinde
Ailede meme, over (yumurtalık), kolon (kalın barsak) kanseri olup olmadığını
Daha önceden bir meme probleminiz olup olmadığını hekiminiz bilirse size daha çok yardımı dokunacaktır.
Muayeneye giderken bu noktaları gözden geçiriniz.
Doktorunuz Kesin Tanı İçin Başka Neler Yapabilir?
Ultrasonografi: Kitlenin içinin sıvı ile dolu (kistik) olup olmadığını anlamaya yarar.
Galaktografi: Meme başından içeri ilaç verip süt kanallarının filminin çekilmesidir.
İnce İğne Biopsisi: İnce uçlu iğne ile hücresel düzeyde örnek alıp mikroskop altında bunların incelenmesidir.
Kalın İğne Biopsisi: Kalın bir iğne ile doku parçası alınarak bunun incelenmesidir.
Stereotaksik Biopsi: Kitlenin yerinin özel bir cihazla tespit edilip tam o noktadan örnek alınmasıdır.
Stereotaksik İşaretleme: Özel bir cihaz ile şüpheli alanının görülüp içine ince bir tel bırakılmasıdır. Cerrahi biopsi: Ameliyathanede yapılan ve kitlenin tamamının çıkartılıp mikroskop altında incelenmesidir.
Meme kanseri tanısı konduktan sonra hastalığın yaygınlığını değerlendirmek açısından koltuk altı lenf bezlerinde irileşme olup olmadığı not edilir. Daha sonra akciğer grafisi, karaciğer görüntülemesi ve diğer bazı kan testleri yapılarak kanserin yaygınlığı araştırılır.
MAMOGRAFİ
Mamografi, düşük dozda çekilen bir meme rontgen filmidir. Memede, muayene ile saptanamayacak kadar küçük anormalliklerin tespit edilmesi amacı ile çekilir. Mamografinin gerçek değeri budur. Çünkü, bu sayede, hastalık muayene ile tespit edilebilecek safhadan önce saptanır. Bu nedenle kesin hayat kurtarıcıdır. Kırk yaşını geçen kadınlar her yıl veya iki yılda bir mamografi çektirmeli ve her yıl uzman bir hekime meme muayenesi olmalıdır. Elli yaşını geçen kadınlar ise her yıl mamografi çektirmeli ve hekime muayene olmalıdır.
Mamografi Ne Zaman Çektirilir?
Mamografi çekilirken meme, iki tabaka arasında birkaç saniye hafifçe sıkıştırılır. Bu nedenle memelerin en az hassas olduğu zamanda mamografi çekilmesi, özellikle memeleri hassas kadınlara önerilmektedir. Adet bitimini takip eden hafta, memelerin hassasiyetinin en az olduğu zamandır. Ayrıca adet bitimini takip eden hafta, hormonal nedenlerle memelerin şişliği en alt düzeydedir ve bu sırada daha iyi sonuçlar alınmaktadır. Bu sebeplerden dolayı herhangi özel bir durum olmadıkça, mamografi çekiminin, adetin bitimini takip eden haftada yapılması önerilmektedir.
Mamografi Çektirmeye Giderken Nelere Dikkat Edilmeli?
Mamografi çekilirken belden yukarısı çıplaktır. Bu nedenle çekime gelirken iki parça elbise giyilmesi önerilir. Bu sayede çekim sırasında belden üstü kolaylıkla çıkartılabilir. Filmi etkileyebileceğinden, koltuk altlarına deodorant, talk pudrası, losyon gibi şeyler sürülmemelidir.
MEMENİN SELİM (İYİ HUYLU) HASTALIKLARI
Memenin selim hastalıklarında da en sık görülen bulgu hastanın eline bir kitle veya sertlik gelmesidir.
Daha az görülen diğer yakınmalar, meme ağrısı, meme başı akıntısıdır. Bazı selim meme hastalıkları da hiçbir bulgu vermedikleri için kontrol mammografilerinde ortaya çıkabilir.
Memenin en sık rastlanan selim hastalıkları; Fibrokistik değişiklikler, fibroadenom, intraduktal papillom, duktal ektazi, mastittir.
Fibrokistik Değişmeler
Geçmiş yıllarda fibrokistik hastalık olarak adlandırılıyordu; ancak yakın zamanda daha değişik adlandırılmaya başlandı. Çünkü neredeyse her iki kadından birinde görüldüğü için, hastalık demek doğru olmazdı.
Genel olarak doğurganlık çağındaki kadınlarda rastlanır. Bulgular; kistler, memede yoğunluk artışı, yer yer sert alanlar veya ele misket gibi nodüller gelmesi, ağrı ve hassasiyettir. Kistler, mensturasyon öncesi şişer ve ağrılı bir hal alır; çünkü, aylık hormonal değişikliklerden etkilenirler.
Zaman zaman ele gelen bu kistlerin bazısı çok sert olur veya başka değişikliklere uğrayarak kanseri çağrıştırır. O takdirde iğne biopsisi veya yeterli olmazsa cerrahi biopsi yapmak gerekebilir. Ancak patolojik tetkik sonucu kanser olmadığı ortaya konabilir.
Fibrokistik değişiklikler genel olarak selim karakterdedir. Ama bazı özel tipleri, örneğin epitelyal, hiperplazi veya atipik hiperplazi bileşenleri varsa, (patolojik değerlendirme sonucu anlaşılabilir) hastada kanser gelişme riski normal popülasyona oranla daha yüksektir ve hastanın dikkatli izlenmesi gerekir.
Memelerdeki fibrokistik değişikliğin neden olduğu sıkıntıları her zaman dindirmek mümkün olamayabilir. Hastaların az bir kısmında, örneğin büyük bir kist varsa, bu kistin bir iğne ile boşaltılması sonucu yakınmalar tamamen geçer.
Kahve, çay ve çikolata tüketiminin memelerdeki bu yakınmayı arttırdığı bazı hastalar tarafından gözlenmiştir. Yapılan bilimsel çalışmalarda, bu gıdalarla fibrokistlerin ilişkisi doğrulanamamıştır. Yine de bazı hekimler, fibrokistik değişikliklere bağlı ağrıları olan hastalarda bu yiyecek ve içecekleri kesmektedir. Faydası kişiden kişiye göre değişmektedir.
Periyod sonu ve mensturasyon öncesi memelerdeki şişmeye bağlı yakınmalar arttığı için bazı hekimler hastanın tuz tüketimini kısıtlarlar. Hatta idrar söktürücü (diüretik) ilaçlar da kullanılmaktadır. Bu uygulamaların da bilimsel desteği kanıtlanamamıştır.
Bu amaçla vitaminler kullanılmış ancak başarılı sonuçlar elde edilememiştir. Üstelik uzun süre yüksek doz vitamin alımının da yan etkileri vardır. Doğum kontrol haplarının kullanımında da bir yarar görülmemiştir. Hastalara sürekli sütyen kullanmaları önerilebilir. Tedavi edici bir özelliği olmasa da hastanın yakınmalarını azaltabilir.
Hastanın şikayetlerini geçiren veya azaltan iki ilaç vardır: Bromokriptin ve Danazol. Her iki ilaçta hormon içermektedir. Ancak doktor kontrolünde uygulanabilir. Hem pahalıdır hem de yan etkileri olan ilaçlardır. Gerçekten ihtiyacı olan hastalarda başarılı sonuçlar vermektedir.
Fibroadenom
Genç yaşlarda daha çok yirmili veya otuzlu yaşlarda görülür. Bazı fibroadenomlar çok küçüktür ve ancak mikroskop altında görülebilir. Bunun yanında bazıları ise 5-10 cm büyüklüklere kadar varabilir. Genellikle yuvarlak hatlı, düzgün yüzeylidir ve çevre dokulardan kesin sınırlarla ayrılabilir.
Bazı kadınlarda tek olurken bazı hastalarda birçok fibroadenom görülebilir.
Tek memede olabileceği gibi her iki memede de aynı anda görülebilir. İğne biopsisi ile tanı koyma şansı vardır.
Eğer büyümeye devam ederse veya memenin görünümünde deformite oluşturursa pek çok cerrah çıkartılmasını önermektedir. Bazen ileri yaşlarda veya menapoz sonrası bu tümörler hızla küçülüp kaybolabilirler.
Eğer kanser değil de fibroadenom olduğundan emin isek, o takdirde cerrahi olarak çıkartılması şart değildir. Ancak, cerrahi olarak çıkartılmayan fibroadenomların da büyüyüp büyümedikleri açısından yakınen takip edilmesi gerekmektedir.
Fibroadenom çıkartıldıktan sonra yeni bir fibroadenom oluşursa bunun anlamı eskisinin tekrar ettiği değil memenin yeni fibroadenomlar yapmakta olduğudur.
Diğer Hastalıklar
İntaduktal Papillom
Papillomlar genel olarak meme başına yakın olan büyük süt kanallarını tutar. Hastanın yakınması kanlı meme başı akıntısıdır. Papillomlar bazı olgularda, meme başının uzağındaki nispeten küçük süt kanallarından da gelişebilir ve bu durumlarda epitelyal hiperplazi ile birlikte olur (kanser gelişme riski hafifçe yüksek). Meme başındaki akıntının mikroskopik tetkiki ile tanı konabilir ancak kesin tanı olmadığı için pekçok hekim bunu yeterli görmez. Hem tedavi hem de kesin tanı papillomun ve geliştiği hemen yakınındaki bölgenin çıkarılmasıdır. Meme areolasının (meme başının kenarındaki koyu renkli yuvarlak bölüm) hemen yanından yapılan küçük bir kesi ile çıkartılır ve histopatolojik tetkik sonucu kesin tanısı da konur.
Duktal Ektazi
Daha çok 40 ve 50 yaş gruplarındaki kadınlarda görülür. Hastanın yakınması, yeşil-siyah renkli, koyu kıvamlı yapışkan bir sıvının meme başından gelmesidir. Meme başı ve hemen yakın çevresindeki dokular, kızarık ve ağrılı olabilir. Hiçbir tedavi yapılmadan da geçebilir veya antibiyotiklerle beraber sıcak kompres uygulaması gerekebilir. Eğer yakınmaler tekrar eder veya düzelmezse, areola kenarından açılıp, o bölgedeki süt kanalları çıkarılır.
Mastit
Meme iltihabıdır. Genellikle çocuk emziren kadınlarda görülür. Meme başı çevresi dokularda oluşan çatlaklardan giren mikroorganizmaların süt kanalları içinde oluşturduğu enfeksiyondur. Antibiyotiklerle tedavi edilir. Bazı durumlarda, apse formuna dönüşebilir ki, bu durumda, cerrahi olarak apsenin içinin boşaltılması gerekir.
MEME KANSERİ
Vücuttaki her organ değişik hücrelerden meydana gelmiştir. Bu hücreler ihtiyaç olduğunda, belli bir düzen içinde bölünür ve çoğalırlar. Bu olay vücudu sağlıklı tutar. Hücrelerin kontrolsüz olarak bölünmesi ve ihtiyacın ötesinde çoğalması sonucu kitle oluşur. Bu kitle tümördür. Tümörler selim yada habis olabilirler. Selim tümörler iyi huyludurlar, habis tümörler ise kanserlerdir. Bir tümörün selim yada habis olduğu patolojik tetkiki sonucu anlaşılır.
Selim tümörler kanser değildir. Cerrahi olarak alınabilirler ve tekrar ortaya çıkmazlar. En önemlisi selim tümör hücreleri diğer dokuları istila etmez ve vücudun başka yerlerine doğru yayılmazlar. Selim tümörler yaşamı tehdit etmezler.
Malign tümörler kanserdirler. Kanser hücreleri de kontrol dışı büyür ve bölünürler. ancak selim tümörlerden çok daha hızlı çoğalıp büyürler. Yakındaki doku ve organları da istila edip harap ederler. Ayrıca, kanser hücreleri malign tümörden kopup kan dolaşımına veya lenfatik dolaşıma dökülebilir. Meme kanserinde, vücudun başka yerlerinde tümör hücreleri bu şekilde gelişir. Kanser hücrelerinin uzak dokulara yayılmasına metastaz denir. Karaciğer, kemikler, beyin dokusu meme kanserinin en sık metastaz yaptığı yerlerdir.
Meme dokusu süt bezleri, süt kanalları, bunları çevreleyen yağ dokusundan oluşmaktadır. meme kanserleri bu dokulardan ortaya çıkar. Her dokunun kanseri farklı özelliktedir, tedavisi ve hastalığın ilerleyiş biçimi farklıdır.
Süt bezlerinden ortaya çıkan kanserlere lobuler karsinoma ( kanser), süt bezlerinden ortaya çıkan meme kanserlerine ise Duktal kanser denmektedir. ayrıca kanser hücrelerinin lokalize veya çevre dokuya yayılmalarına bakılarak in situ kanser ve invaziv kanser terimleri de kullanılmaktadır. İnvaziv kanser çevre dokuya yayılmış in situ kanser yayılmamış anlamındadır.
Meme kanseri denince tek bir hastalık anlaşılmamalıdır. Birkaç çeşit meme kanseri vardır. En sık görüleni süt kanallarından çıkar ve duktal kanser denir. Diğer bir tip ise süt üreten keseciklerden gelişir ve lobüler kanserdir. Diğer meme kanseri tipleri çok nadir görülür.
Kanser hücrelerinin lokalize veya çevre dokuya yayılmalarına bakılarak in situ kanser ve invaziv kanser terimleri de kullanılmaktadır. İnvaziv kanser çevre dokuya yayılmış in situ kanser yayılmamış anlamındadır.Kanser hücreleri meme dokusu dışına çıktıysa, öncelikle koltuk altı lenf ganglionlarını tutar. Kanser hücreleri vücudun diğer bölgelerine de örneğin kemiklere, akciğere veya karaciğere ulaşmış olabilirler. Başka organlara yayılmış olan kanser de çıktığı organın adıyla anılır. Meme kanseri, başka bir organa bulaşmışsa, örneğin karaciğeri tutmuşsa, buna metastatik meme kanseri denir.
Dünyada Meme Kanseri Görülme Sıklığı
Meme kanseri bir çok ülkede, kadınların en korkulu sağlık sorunu olma özelliğini taşımaktadır. Günümüzde ABD’ de, sekiz kadından birisi meme kanserine yakalanmaktadır. Bu oran Avrupa ülkelerinde on kadında birdir. Meme kanseri ile ilgili sayıları şu şekilde sıralayabiliriz;
1950-1970 yılları arasında ABD’ de, 1milyon kadın meme kanseri nedeni ile hayatını kaybetti. Bu sayı ABD’nin 2. Dünya savaşı, Kore ve Vietnam savaşlarında kaybettiği insan sayısından fazladır. 1998 yılında Avrupa’da 1 milyon kadın, meme kanserin nedeni ile tedavi görmektedir. 2000 yılında dünyada 1 milyon kadına, yeni meme kanseri tanısı konacaktır. Dünyada her 11 dakikada 1 kadın, meme kanseri nedeni ile hayatını kaybediyor. Dünyada her 3 dakikada 1 kadına, yeni meme kanseri tanısı konuyor.
Türkiye’de Meme Kanseri Görülme Sıklığı
Türkiye’ de sağlıklı bir istatistik bulunmuyor. Gerek beslenme, gerekse iklim açısından, ülkemiz şartlarına yakın sayabileceğimiz bir Akdeniz ülkesi olan İtalya istatistiklerini ülkemize uyguladığımızda, Türkiye’ de her yıl 30 bin kadın meme kanserine yakalanmaktadır.
Sayılar soyut kavramlar oldukları için fazla bir anlam taşımayabilir. Fakat bir an durup düşünürsek, yakın çevremizde, akraba ve dostlarımız arasında, bu sorun ile karşılaşmış birkaç tanıdığımızı, mutlaka anımsayacağız. Sorunun hiç de sandığımız kadar bizden uzak olmadığını, güç de olsa kabul etmeliyiz.
Dünyada Meme Kanseri Artış Gösteriyor mu?
Hastalığın diğer bir özelliği de, görülme sıklığının artıyor olmasıdır. Kırk yıl önce 1960 yıllarında, ABD’ de yirmi kadından birisinde meme kanseri görülürken, günümüzde sekiz kadından birisinde meme kanseri görülmektedir. Hastalığın gösterdiği bu artış, tüm gelişmiş batı ülkelerinde izlenmektedir. Meme kanseri görülme oranı artış göstermekle birlikte, teknolojik gelişme ve erken tanı olanaklarının artmasına bağlı olarak, meme kanseri ölüm oranı aynı kalmıştır, artmamıştır.
Meme Kanserinden Ölüm Oranı
Batı ülkelerinde sivil toplum örgütlerinin çalışmaları ve hükümetlerin sağlık politikaları sonucu, meme kanseri ile ilgili toplum bilinci oldukça yüksek seviyede gelişmiştir. Bunun sonucu erken tanı olanakları yaygın olarak kullanıldığı için, meme kanserine bağlı ölüm oranı düşük kalmaktadır.
Türkiye’ de ise, bu konudaki toplum bilinci yeterince gelişmemiştir. Erken tanı olanakları yetersizdir. Bu olumsuzlukların sonucu, Türk kadını meme kanseri konusunda çağdaş erken tanı olanaklarından mahrum olduğu için, tanı çok geç konulmaktadır. Hastaların büyük bir çoğunda, ilk tanı sırasında çok geç kalındığı için,uygulanacak tedavi seçenekleri fazla olmamaktadır.
Meme Kanseri Bulguları
Erken dönem meme kanseri, ağrı yapmaz. Aslında erken meme kanseri hiçbir semptom vermez. Fakat kanser gelişmeye devam ettikçe aşağıdaki bulgular ortaya çıkar.
Memede ele kitle gelmesi.
Memede veya koltukaltında, şişlik veya kalınlaşma.
Memenin şeklinde veya büyüklüğünde değişiklik olması.
Meme başı akıntısı olması.
Memenin veya meme başının renginde yada normal dokusunda bir değişiklik (meme başının içeri çekilmesi, simetrisinin bozulması, cilt değişiklikleri gibi)
Yukarıdaki değişiklikleri fark ettiğinizde, hemen doktorunuza başvurmalısınız. Bunun nedeni genellikle kanser olmayabilir ama bunu ancak bir doktor söyleyebilir.
Meme Kanseri Riski Azaltılabilir mi ?
Egzersiz :
Yoğun egzersiz ve jimnastik yapan kadınlarda meme kanseri riskinin azaldığı gözlenmiştir. Bu nedenle, tüm kadınlara önerilmektedir.
Beslenme :
Meme kanseri ile beslenmenin önemli ilişkisi vardır. Sebze ve meyveden zengin beslenme, ağır yağlı yiyeceklerden uzak durulması önerilmektedir. Günlük gıda alımına C vitamini, betakaroten gibi antioksidanların eklenmesinin koruyucu etkisi olduğu ileri sürülmektedir.
Kısaca; şişmanlığın azaltılması, alkol alınıyorsa bırakılması. Hafif egzersiz yapılması(haftada 4 saat tempolu yürüyüş), Sebze ve meyvenin bol tüketilmesi,
gibi basit önlemler ile meme kanseri riski % 30-40 oranında azaltılabilmektedir.
Henüz meme kanserini kesin önleyen bir yöntem henüz yoktur. Günümüzde bilinen tek yöntem, erken tanıdır. Erken tanı sayesinde, meme kanserinin getirdiği sorunlar büyük oranda çözülebilmektedir. Bu sayede hastalığın toplumda yaptığı hasar en aza indirilebilir, yaşam süresi ve kalitesi önemli ölçüde arttırılabilir.
Erken teşhis için bilinen en iyi ve etkili çözüm, kadınların risk durumlarına göre belirlenmiş olan muayene ve tetkik protokollerinin uygulamasıdır.
MEME KANSERİ RİSK FAKTÖRLERİ
Bazı özellikleri taşıyan kadınlarda, meme kanserinin daha sık görüldüğünü biliyoruz. Bu özelliklere risk faktörleri diyoruz. Bu risk faktörlerini taşıyan kişilerin mutlaka meme kanserine yakalanacakları söylenemez. Sadece, bu faktörleri taşımayanlara göre, daha fazla meme kanserine yakalanma olasılıkları olduğunu biliyoruz. Bu faktörleri taşımayan kişiler de meme kanserine yakalanabilirler. Meme kanserine yakalanan kadınların yarısı, bu risk faktörlerini hiç taşımamaktadır. Bu nedenle, risk faktörlerinin taşımayan kişiler de olağan kontrollerini yaptırmalıdırlar.
Meme kanserine yakalanma riskini artıran faktörleri kısaca şu şekilde sayabiliriz;
Yaş:
İleri yaş önemli bir risk faktörüdür. Yeni meme kanseri tanısı konan kadınların % 70’i, 50 yaş üzerindedir. Diğer bir deyimle, yaşı 50 yaş üzerinde olan kadınlarda meme kanseri görülme sıklığı, yaşı 50 yaşın altında olan kadınlardan 4 kat daha fazladır. Bu nedenle, 50 yaş üzerindeki her kadın, mutlaka yılda bir defa hekime baş vurarak muayene olmalı ve mamografi dediğimiz meme filmini çektirmelidir. Kişisel meme kanseri hikayesi: Daha önce meme kanseri geçirmiş ve tedavi olmuş kadınlarda, diğer memede kansere gelişme olasılığı normal kadınlara göre 3-4 kat daha fazladır.
Ailede meme kanseri hikayesi:
Aile yakınları arasında meme kanserine yakalanmış kadınların, meme kanserine yakalanma olasılığı, diğer kadınlara göre daha fazladır. Örneğin, kız kardeşi veya annesi meme kanserine yakalanan bir kadının, meme kanserine yakalanma riski, diğer kadınlardan 2- 5 kat daha fazladır. Bu kadınlar daha sık ve dikkatli izlenmelidir. Bu şekilde sorunları olan kadınlar, meme kanseri genetik danışmanlığının yapıldığı kliniklere baş vurarak risklerini hesaplattırmaları gerekir. Eğer aile geçiş riski yüksek bulunursa, genetik testi yaptırmalıdırlar. Vakfımız polikliniğinde bu hizmet verilmektedir.
Daha önce meme biopsisi yapılmış olması:
Memede bir kitle nedeni ile biopsi yapılmış ve iyi huylu bir tümör saptanmış olabilir. Bazı kanser olmayan iyi huylu tümörlerin bulunması, kanser gelişme riskini değişik oranlarda artırabilmektedir. Bu, tümörün hücresel yapısına göre değişir. Örneğin, yapılan bir biopside, çıkartılan kitlenin patolojik incelemesi sonucu atipik hiperplazi tanısı konmuş kadınlarda ( bu tamamen iyi huylu bir tümördür), meme kanseri gelişme oranı normal kadınlara göre daha fazladır.
Fertil çağ süresi:
Adet görmeye erken başlanması, menepoza geç girilmesi, fertil cağı uzatmaktadır. Bu sırada kadın daha uzun süre östrojen hormonu etkisi altında kalmakta, meme kanseri gelişme riski artmaktadır. Erken menopoza giren kadınlarda hormon tedavisi yapılmıyor ise, meme kanseri riski önemli ölçüde azalmaktadır. Elli yaşından sonra adet görmeye devam eden kadınlarda, meme kanserine yakalanma riski az da olsa artmaktadır.
Doğurganlık hikayesi:
İlk çocuğu doğurma yaşı önemlidir. İlk çocuğunu 30 yaşından sonra doğuran kadınlarda meme kanseri görülme oranı 20 yaşından önce doğuranlara göre 2 kat fazladır. Hiç çocuk doğurmayan kadınlarda risk hafif yükselmektedir
Sosyoekonomik seviyenin yüksekliği:
Varlıklı, sosyoekonomik düzeyi yüksek olan kadınlarda, meme kanseri görülme oranı daha fazladır. Bu ailelerin kızları daha iyi beslendikleri için daha erken gelişmekte ve erken yaşta adet görmeye başlamaktadır. Ayrıca bu çocuklar büyüdükleri zaman eğitim ve iş nedeni ile daha geç evlenmekte ve daha geç çocuk sahibi olmaktadırlar. Bu nedenlere bağlı olarak fertil çağın erken başlaması, geç doğurma gibi nedenler sebep olarak sayılabilir. Ayrıca bunların dışında başka faktörler de rol almaktadır.
Östrojen hormonu tedavisi görenler:
Menopoz nedeni ile uzun süre östrojen tedavisi ( 10 yıldan fazla) gören kadınlarda, meme kanseri oranı artmaktadır. Fakat, hormon tedavisi almayan kadınlarda da, kalp hastalıklarında ve osteoporoz gibi sorunlarda artış ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, menopoz yakınmalarının azaltılması amacı ile, östrojen verilmesi önerilebilir fakat, mutlaka bir hekim kontrolü altında yapılmalıdır.
Doğum kontrol hapı kullanılması:
Bu konuda farklı görüşler olmakla birlikte hafif bir risk artışı olduğu ileri sürülmektedir. On yıl önce doğum kontrol hapını bırakmış olan kadınlarda ise, bu risk tamamen ortadan kalkmaktadır.
Alkol kullanılması:
Fazla alkol alan kadınlarda, almayan kadınlara göre risk nispeten artmaktadır. Günde 3 bardak yüksek dereceli alkol içen bir kadının meme kanserine yakalanma riski, hiç içmeyen kadına göre 2 kat daha fazladır. Alkol alımının günde bir kadeh ile sınırlandırılması önerilmektedir.
Sigara:
Sigaranın kesin bir etkisi gösterilememiştir. Fakat, genel sağlığı etkilediğinden dolayı bırakılması önerilmektedir. Şişmanlık ve yağlı beslenme: Bazı çalışmalarda şişmanlığın, özellikle 50 yaş üzerindeki kadınlarda meme kanserine yakalanma riskini artırdığı gözlenmiştir. Özellikle, doymuş yağların fazla bulunduğu yağlı et gibi yemekler ve yağlı süt ürünlerinin fazla alınmasının bu riski artırdığı ileri sürülmüştür.
MEME KANSERİ
Vücuttaki her organ değişik hücrelerden meydana gelmiştir. Bu hücreler ihtiyaç olduğunda, belli bir düzen içinde bölünür ve çoğalırlar. Bu olay vücudu sağlıklı tutar. Hücrelerin kontrolsüz olarak bölünmesi ve ihtiyacın ötesinde çoğalması sonucu kitle oluşur. Bu kitle tümördür. Tümörler selim yada habis olabilirler. Selim tümörler iyi huyludurlar, habis tümörler ise kanserlerdir. Bir tümörün selim yada habis olduğu patolojik tetkiki sonucu anlaşılır.
Selim tümörler kanser değildir. Cerrahi olarak alınabilirler ve tekrar ortaya çıkmazlar. En önemlisi selim tümör hücreleri diğer dokuları istila etmez ve vücudun başka yerlerine doğru yayılmazlar. Selim tümörler yaşamı tehdit etmezler.
Malign tümörler kanserdirler. Kanser hücreleri de kontrol dışı büyür ve bölünürler. ancak selim tümörlerden çok daha hızlı çoğalıp büyürler. Yakındaki doku ve organları da istila edip harap ederler. Ayrıca, kanser hücreleri malign tümörden kopup kan dolaşımına veya lenfatik dolaşıma dökülebilir. Meme kanserinde, vücudun başka yerlerinde tümör hücreleri bu şekilde gelişir. Kanser hücrelerinin uzak dokulara yayılmasına metastaz denir. Karaciğer, kemikler, beyin dokusu meme kanserinin en sık metastaz yaptığı yerlerdir.
Meme dokusu süt bezleri, süt kanalları, bunları çevreleyen yağ dokusundan oluşmaktadır. meme kanserleri bu dokulardan ortaya çıkar. Her dokunun kanseri farklı özelliktedir, tedavisi ve hastalığın ilerleyiş biçimi farklıdır.
Süt bezlerinden ortaya çıkan kanserlere lobuler karsinoma ( kanser), süt bezlerinden ortaya çıkan meme kanserlerine ise Duktal kanser denmektedir. ayrıca kanser hücrelerinin lokalize veya çevre dokuya yayılmalarına bakılarak in situ kanser ve invaziv kanser terimleri de kullanılmaktadır. İnvaziv kanser çevre dokuya yayılmış in situ kanser yayılmamış anlamındadır.
Meme kanseri denince tek bir hastalık anlaşılmamalıdır. Birkaç çeşit meme kanseri vardır. En sık görüleni süt kanallarından çıkar ve duktal kanser denir. Diğer bir tip ise süt üreten keseciklerden gelişir ve lobüler kanserdir. Diğer meme kanseri tipleri çok nadir görülür.
Kanser hücrelerinin lokalize veya çevre dokuya yayılmalarına bakılarak in situ kanser ve invaziv kanser terimleri de kullanılmaktadır. İnvaziv kanser çevre dokuya yayılmış in situ kanser yayılmamış anlamındadır.Kanser hücreleri meme dokusu dışına çıktıysa, öncelikle koltuk altı lenf ganglionlarını tutar. Kanser hücreleri vücudun diğer bölgelerine de örneğin kemiklere, akciğere veya karaciğere ulaşmış olabilirler. Başka organlara yayılmış olan kanser de çıktığı organın adıyla anılır. Meme kanseri, başka bir organa bulaşmışsa, örneğin karaciğeri tutmuşsa, buna metastatik meme kanseri denir.
Dünyada Meme Kanseri Görülme Sıklığı
Meme kanseri bir çok ülkede, kadınların en korkulu sağlık sorunu olma özelliğini taşımaktadır. Günümüzde ABD’ de, sekiz kadından birisi meme kanserine yakalanmaktadır. Bu oran Avrupa ülkelerinde on kadında birdir. Meme kanseri ile ilgili sayıları şu şekilde sıralayabiliriz;
1950-1970 yılları arasında ABD’ de, 1milyon kadın meme kanseri nedeni ile hayatını kaybetti. Bu sayı ABD’nin 2. Dünya savaşı, Kore ve Vietnam savaşlarında kaybettiği insan sayısından fazladır. 1998 yılında Avrupa’da 1 milyon kadın, meme kanserin nedeni ile tedavi görmektedir. 2000 yılında dünyada 1 milyon kadına, yeni meme kanseri tanısı konacaktır. Dünyada her 11 dakikada 1 kadın, meme kanseri nedeni ile hayatını kaybediyor. Dünyada her 3 dakikada 1 kadına, yeni meme kanseri tanısı konuyor.
Türkiye’de Meme Kanseri Görülme Sıklığı
Türkiye’ de sağlıklı bir istatistik bulunmuyor. Gerek beslenme, gerekse iklim açısından, ülkemiz şartlarına yakın sayabileceğimiz bir Akdeniz ülkesi olan İtalya istatistiklerini ülkemize uyguladığımızda, Türkiye’ de her yıl 30 bin kadın meme kanserine yakalanmaktadır.
Sayılar soyut kavramlar oldukları için fazla bir anlam taşımayabilir. Fakat bir an durup düşünürsek, yakın çevremizde, akraba ve dostlarımız arasında, bu sorun ile karşılaşmış birkaç tanıdığımızı, mutlaka anımsayacağız. Sorunun hiç de sandığımız kadar bizden uzak olmadığını, güç de olsa kabul etmeliyiz.
Dünyada Meme Kanseri Artış Gösteriyor mu?
Hastalığın diğer bir özelliği de, görülme sıklığının artıyor olmasıdır. Kırk yıl önce 1960 yıllarında, ABD’ de yirmi kadından birisinde meme kanseri görülürken, günümüzde sekiz kadından birisinde meme kanseri görülmektedir. Hastalığın gösterdiği bu artış, tüm gelişmiş batı ülkelerinde izlenmektedir. Meme kanseri görülme oranı artış göstermekle birlikte, teknolojik gelişme ve erken tanı olanaklarının artmasına bağlı olarak, meme kanseri ölüm oranı aynı kalmıştır, artmamıştır.
Meme Kanserinden Ölüm Oranı
Batı ülkelerinde sivil toplum örgütlerinin çalışmaları ve hükümetlerin sağlık politikaları sonucu, meme kanseri ile ilgili toplum bilinci oldukça yüksek seviyede gelişmiştir. Bunun sonucu erken tanı olanakları yaygın olarak kullanıldığı için, meme kanserine bağlı ölüm oranı düşük kalmaktadır.
Türkiye’ de ise, bu konudaki toplum bilinci yeterince gelişmemiştir. Erken tanı olanakları yetersizdir. Bu olumsuzlukların sonucu, Türk kadını meme kanseri konusunda çağdaş erken tanı olanaklarından mahrum olduğu için, tanı çok geç konulmaktadır. Hastaların büyük bir çoğunda, ilk tanı sırasında çok geç kalındığı için,uygulanacak tedavi seçenekleri fazla olmamaktadır.
Meme Kanseri Bulguları
Erken dönem meme kanseri, ağrı yapmaz. Aslında erken meme kanseri hiçbir semptom vermez. Fakat kanser gelişmeye devam ettikçe aşağıdaki bulgular ortaya çıkar.
Memede ele kitle gelmesi.
Memede veya koltukaltında, şişlik veya kalınlaşma.
Memenin şeklinde veya büyüklüğünde değişiklik olması.
Meme başı akıntısı olması.
Memenin veya meme başının renginde yada normal dokusunda bir değişiklik (meme başının içeri çekilmesi, simetrisinin bozulması, cilt değişiklikleri gibi)
Yukarıdaki değişiklikleri fark ettiğinizde, hemen doktorunuza başvurmalısınız. Bunun nedeni genellikle kanser olmayabilir ama bunu ancak bir doktor söyleyebilir.
Meme Kanseri Riski Azaltılabilir mi ?
Egzersiz :
Yoğun egzersiz ve jimnastik yapan kadınlarda meme kanseri riskinin azaldığı gözlenmiştir. Bu nedenle, tüm kadınlara önerilmektedir.
Beslenme :
Meme kanseri ile beslenmenin önemli ilişkisi vardır. Sebze ve meyveden zengin beslenme, ağır yağlı yiyeceklerden uzak durulması önerilmektedir. Günlük gıda alımına C vitamini, betakaroten gibi antioksidanların eklenmesinin koruyucu etkisi olduğu ileri sürülmektedir.
Kısaca; şişmanlığın azaltılması, alkol alınıyorsa bırakılması. Hafif egzersiz yapılması(haftada 4 saat tempolu yürüyüş), Sebze ve meyvenin bol tüketilmesi,
gibi basit önlemler ile meme kanseri riski % 30-40 oranında azaltılabilmektedir.
Henüz meme kanserini kesin önleyen bir yöntem henüz yoktur. Günümüzde bilinen tek yöntem, erken tanıdır. Erken tanı sayesinde, meme kanserinin getirdiği sorunlar büyük oranda çözülebilmektedir. Bu sayede hastalığın toplumda yaptığı hasar en aza indirilebilir, yaşam süresi ve kalitesi önemli ölçüde arttırılabilir.
Erken teşhis için bilinen en iyi ve etkili çözüm, kadınların risk durumlarına göre belirlenmiş olan muayene ve tetkik protokollerinin uygulamasıdır.
MEME KANSERİNİN TEDAVİSİ
Meme kanserinin tedavisi, kanserin tipine ve yaygınlığına bağlı olarak değişmektedir. Genel olarak cerrahi tedaviyi takip eden yardımcı tedavilerin uygulaması şeklindedir. Cerrahi tedavide kanserli dokuyu içeren meme cerrahi olarak çıkartılır (mastektomi), bu işleme koltuk altı lenf bezlerinin çıkartılması da eklenir. Cerrahi işlemden sonra hastalığın yaygınlık ve tipine bakılarak radyoterapi, kemoterapi veya hormonoterapi tedaviye eklenir.
Meme protezi
Meme ameliyatı olmuş ve plastik rekonstrüksiyon yapılmamış kadınlar, beden görümlerini korumak amacı ile protez meme kullanmaktadır. Batı ülkelerinde bu konuda eğitimli protez hemşireleri, hastanın ölçülerini almakta ve uygun protezin seçimine yardımcı olmaktadır. Bu hizmet, eğitim ve deneyim gerektirmektedir. Ülkemizde bu protezlerin satışı, sıradan satış elemanlarınca yapılmakta ve ülke alım gücünün çok üzerinde ücret istenmektedir. Uygun bir organizasyonla, bu sorun çözülebilir ve ücret üçte bire düşürülebilir. Bu sayede hizmet toplumun tüm kesimlerine yayılabilir.
UNUTMAYIN MEME KANSERİNE KARŞI EN GÜÇLÜ SAVUNMA, KENDİ KENDİNİZE YAPACAĞINIZ AYLIK MUAYENELER VE ŞÜPHELİ BİR DURUMLA KARŞILAŞTIĞINIZDA BUNU HEMEN HEKİMİNİZE GÖSTERMENİZDİR.

Ameliyatlar

Adana Jinekolojik Ameliyatlar Hakkında bilgiler

LEEP İŞLEMİ – ELEKTROKONİZASYON

LEEP işlemi nedir?

LEEP sözcüğü rahim ağzının kötü huylu hastalıklara dönüşebilen öncül hastalıklarının tedavisinde kullanılan bir tekniği anlatır. Lazerden daha yeni bir teknoloji olan LEEP Loop Electrosurgical Excision Procedure cümlesinin kısaltılmış halidir. LEEP rahim ağzındaki değişimin kesin tanısını koymak ve tedavi etmek amacıyla yapılır. Tüm tanımlamalar elektrik enerjisi ile çalışan ve halka şeklinde bir telden oluşan oldukça basit bir cerrahi alet ile gerçekleştirilen bir operasyonu anlatmaktadır. Bu alet yardımıyla rahim ağzındaki değişim gösteren alan hızlı, et ırkili ve ağrısız bir şekilde çıkartılmaktadır.

LEEP kimler için uygun bir işlemdir?

PAP smear sonucunda kanser öncüsü oluşumlar saptanan kadınlar LEEP için uygun adaylardır. Günümüzde LEEP bazı hastalıklarda kullanılan rahim ağzını yakma, dondurma ya da laser ile tahrip etme gibi pekçok geleneksel tedavinin yerini almıştır. Diğer işlemlerin aksine LEEP ile doku tahrip edilmeden çıkartılır ve bu sayede tedavi sağlanırken tanıyı patolojik olarak doğrulama olanağı da doğar..

LEEP nasıl yapılır?

LEEP cerrahi bir işlem olmakla birlikte ayaktan cerrahi işlemler sınıfına dahil edilir. Lokal anestezi ile yapılabileceği gibi genel anestezi ile de yapılabilir. Rahim ağzında ağrı hissini taşıyan sinirler olmadığı için hasta işlem sırasında acı duymaz. İşlem sonrası hastanede yatış gerekmez ve hasta hemen normal hayatına dönebilir. İşlem yaklaşık 3-4 dakika sürer. Hasta jinekolojik pozisyonda yatar iken vajinaya spekulum adı verilen muayene aleti yerleştirilir ve rahim ağzı görülür. Elektrik akımının güvenli akışını sağlamak için hastanın bacağına bir topraklama pedi yapıştırılır. Daha sonra ucunda elektrik akımını ileten yarım halka şeklinde bir tel bulunan kaleme benzeyen elektrokoter yardımı ile rahim ağzından bir parça çıkartılır. Bu elektrik akımı hem dokuyu kesmeye hem de geride kalan dokuyu yakarak kanamayı durdurmaya yarar.Çıkartılan materyal patolojik incelemeye gönderilir.Kanamanın devam etmesi durumunda kalemin ucundaki tel çıkartılarak ucu topa benzer bir parça takılarak kanayan yerler yakılır. Kanamayı durdurmak amacıyla bazı sıvılar da kullanılabilir. İşlem lokal anestezi ile yapıldıysa hasta hemen kalkarak normal yaşantısına dönebilir. Genel anestezi ile yapılan işlemlerden sonra ise anestezinin etkisi geçene kadar 30-60 dakika ayılma odasında bekler.

LEEP olacak hastaların işlem öncesi özel bir hazırlık yapmaları gerekmez.

LEEP işleminde kullanılan kalem ve ucunda halka şeklinde tel

İşlem sonrası görülebilecek yakınmalar nelerdir?

Her cerrahi müdahalede olduğu gibi LEEP sonrası da bazı yan etkiler görülebilir. Yakınmalar genelde oldukça az ve hafiftir.

İşlem sonrası koyu kahverengi-siyah bir akıntı olabilir. Akıntının miktarı değişken olabileceğinden hijyenik ped kullanılması önerilir. Bazı durumlarda işlemden 1-2 hafta sonra bile aşırı miktarlarda kanama görülebilir.

Ağrı nadiren görülen bir yakınmadır. Bazen işlem günü ve bir sonraki günde adet sancısına benzer kramp tarzında ağrılar olabilir.

Adet kanamasından daha fazla kanama olması halinde yada ağrının bilinen düzenli ağrı kesici ilaçlar ile geçmemesi durumunda doktorunuzu haberdar ediniz…

LEEP sonrası enfeksiyon gelişmesi çok nadir karşılaşılan bir durumdur.

Dikkat edilmesi gereken durumlar

İşlem sonrası 3-6 hafta cinsel ilişkide bulunulmamalıdır.

Yine aynı süre içinde vajinal tampon kullanılmamalıdır.

En az 2 ay süreyle vajinal duş yapılmamalıdır.

2-3 gün süreyle ağır egzersizden kaçınılmalı, havuz ve denize girilmemelidir.

Kanama devam ettiği süre içinde sadece ayakta duş şeklinde banyo yapılmalıdır.

Kontroller

İşlemden 2-4 hafta sonra doktorunuz sizi kontrole çağırabilir. Bu kontrolde amaç rahim ağzının iyileşmesinin değerlendirilmesidir. Daha sonra ise LEEP yapılmasına neden olan durumun tekrarlayıp tekrarlamadığını değerlendirmek için 2 yıl süreyle 3 ayda bir örnek sürüntü alınması gereklidir.

BMD(KEMİK MİNERAL DANSİTOMETRİ TESTİ)

Kemik erimesini ve kırık gelişme riskini tespit etmenin en geçerli yolu bazı kemiklerdeki (Kalça ve omur kemikleri) kemik yoğunluğunun “Kemik Mineral Dansitometri” yöntemiyle ölçülmesidir. Daha sonra ilaç tedavisi alınırken tedavinin etkinliği ve kemik kazancının gösterilmesi için bu ölçümün zaman zaman tekrarlanması gereklidir.

Bilindiği gibi kemik yapısının gelişimi; ailesel faktörler, sonradan kazanılan hastalıklar ortopedi protez ameliyatları,çok sayıda doğum sonrası ve menapoz dönemleri, insanların giderek hareketsizleşmesi, direkt güneşten uzak kalması ve özellikle yeni yetişen neslin hazır gıdalarla dengesiz beslenmesi ile çok yakından ilgilidir. Bilinen hastaların takibinin yanında yeni yetişecek neslin gelişiminin kontrole alınması için son yıllarda gelişmiş ülkelerde Kemik Dansitometrileri kullanımı çok yaygınlaşmıştır.

BMD Sistemleri genç yaş kontrolleri ve menapoz dönemi tetkikleri ile ileri yaşlarda belirtileri ortaya çıkacak olan osteoporoz (Kemiklerdeki kirecin azalması) endikasyonu süphesi olabilecek her kişi için ideal bir sistemdir. Genel olarak fizik tedavi, kadın doğum, ortopedi, endokrinoloji, nefroloji, pediatri, beslenme, spor hekimliği, ile ilgili hastalıkların kemik eksilmesi yönünden rutin kontrolleri zaten önemlidir.Esas potansiyeli ise direkt halkı bilinçlendirmek için yapılan çalışmalar yaratmaktadır.

Kemik Mineralizasyonu eğrisi üzerinde renklerle karalanabilmekte, böylece görsel olarak sunulmakta, tanı kolaylaşmaktadır. Tedavi sonrasında gerçekleştirilecek incelemede tedavinin başarısı değerlendirilebilmektedir. Kemik yapısı ailesel faktörler yanısıra, geçirilmiş hastalıkları, çok sayıda doğumlar, hastanın yaşı, aktivitesi, güneş ışınlarına maruz kalma süresi ve özellikle beslenme ile yakından ilgilidir. Kemik yoğunluğunda azalma (osteoporoz) tanısında dansitometri kullanılması giderek yaygınlaşmaktadır. Dansitometri cihazları ile bu tanıyı almış hastaların tedavisi takip edilir, başlangıç döneminde teşhis konularak ciddi bulgular oluşmadan (bel ağrısı, kırıklar gibi) önlem alınabilir.

BURCH AMELİYATI

Burch ameliyatı istem dışı farkında olmadan gelişen idrar kaçağının önlenmesi için yapılan bir ameliyattır.

AMELİYAT ÖNCESİ NELER YAPILMALI?

Hasta başka bir sağlık problemi yoksa ameliyattan bir gün önce hastaneye yatırılır.

Hasta gelirken yanında kolye, yüzük, küpe gibi değerli eşyalarını getirmemelidir.

Ameliyattan yaklaşık 12 saat öncesinde hasta gıda alımını keser.

Hasta ameliyattan önce tuvalete gider. Böylece boş bir idrar kesesi ile ameliyata alınır.

AMELİYATTA NELER OLUR?

Ameliyat öncesinde hasta genel anestezi ile uyutulur. Daha sonra karnın alt bölgesinden bir kesi yapılarak idrar kesesinin ön tarafındaki boşluğa girilir. Ardından idrar kesesi ve idrar yolu çevresindeki dokular bu boşluk alandaki bir bağa dikilir. Böylece normal pozisyona göre aşağı sarkmış olan idrar kesesi ve üretra (idrar yolu) , pelvisteki normal durumuna yeniden getirilerek ameliyat sonlandırılır.

Uygun seçilmiş hasta grubunda Burch ameliyatı sonrası idrar kaçırmanın önlenmesin deki başarı oranı yaklaşık %90 civarındadır. Ameliyat sonrasında nadirde olsa enfeksiyon,idrar kesesi ve idrar yolunun hasarlanması , kanama gibi riskler vardır.

AMELİYAT SONRASINDA NELER YAPILIR?

Ameliyattan sonra hasta ilk 24 saat içinde yavaş yavaş hareket etmeye başlamalıdır.

Hasta gaz çıkardıktan sonra sıvı gıdalarla yemek yemeye başlayabilir.

Ameliyat sonrası ameliyat bölgesinde toplanabilecek olan sıvıları dışarı almak için konulan vakumlu alet sıvı gelişinin durmasından sonra çıkartılır.

Dikişler deri içine atıldığından alınmasına gerek yoktur.

Hasta , doktor uygun görürse koruyucu olarak antibiyotik alır.

Hasta , ameliyatın üzerinden 24 saat geçtikten sonra banyo yapabilir. Ancak ameliyat bölgesini lifle veya kese ile ovmamalıdır.

İdrar yolu ve kesesine yakın bölgede işlem yapıldığı için bu bölgenin istirahat ettirilmesi amacıyla 2-4 gün süreyle idrar sondası takılır. Daha sonra sonda çıkarılarak hastanın idrarını kendi kendine yapıp yapamadığına bakılır. Kendi kendine idrar yapabilen hastaların idrar torbalarını tamamen boşaltabilip boşaltamadıklarını ölçmek için ultrason incelemesi uygulanır.

Hasta durumuna göre ameliyattan üç ila beş gün sonra taburcu edilir.

Hasta ameliyattan sonraki ilk yirmi , otuz gün içinde çok aktif olmamalıdır.

Ameliyatın üzerinden bir ay geçtikten sonra hasta kontrole çağırılır.Doktorunun uygun görmesi durumunda hasta işine aktif olarak başlayabilir.Yine doktorunun uygun görmesi durumunda eşiyle yeniden cinsel ilişkiye girebilir.

HİSTEROSALPİNGOGRAFİ

Histerosalpingografi, rahim ve tüplerin rontgen filmlerinde görülebilen yani kontrast bir madde ile doldurulması ve radyolojik olarak tüplerin açık olup olmadıklarının ve rahim içi durumunun gösterildiği bir yöntemdir. Kısaca rahim filmi diyebiliriz. Kontrast madde bir kanül aracılığıyla rahim içine verilir bu madde röntgen filminde organların görülmesini sağlar.

Histerosalpingografi; kısırlığın, ağır kanamaların, ağrılı menstürasyonların ve menstürasyon düzensizliklerinin araştırılmasında kullanılır. Bu yöntemin bir hastada uygulanabilmesi için, adetin bitiminden sonraki ilk hafta tercih edilmelidir. Özellikle 5-10. günlerde yapılmalıdır. Kanamanın olduğu ilk günün adetin birinci günü olduğu unutulmamalıdır. Ayrıca bu dönem içinde hasta cinsel temasta bulunmamış olmalıdır.

Histerosalpingografi uygulamasından önceki gece hasta ağır yiyecekler yememeli, çorba, salata türü hafif yiyecekler tercih edilmelidir. İşlemin yapılacağı günün sabahı hasta kesinlikle hiçbirşey yiyip içmemelidir. Bir gece evvelki barsak temizliği için ilaç (laksatif) alınmalıdır. Barsakların boş oluşu daha net görüntü elde edilmesini sağlar. Eğere hastanın kontrast maddeye karşı alerjisi olduğunu biliyorsa bunu doktoruna söylemelidir. Hasta işlemden hemen önce idrarını yapmalıdır. İşlem sırasında ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçlarda hastanın durumuna göre uygulanır.

Kontrast madde rahim içi ve tüplere verilmeden önce abdomen (karın) filmi çekilir. Hasta işlem masasına kadın doğum muayene pozisyonunda yatırılır. Verilecek ilaç batın içine gideceğinden temizlik kurallarına çok dikkat edilmelidir. Spekulum denen aletle vajina(hazne) açılır ve serviks(rahim ağzı) temizlenir. Daha sonra serviks(rahim ağzı) sabitlenir ve bunun içinden kanül geçirilir. Bu kanül aracılığıyla kontrast madde rahim içine yavaş yavaş verilir ve röntgen filmi çekilir. Film hemen değerlendirilir, istenilen netlik veya görüntü yoksa işlem tekrarlanır. Kontrast madde tüplere gelince hasta hafif bir ağrı duyabilir. Tüpler açıksa kontrast madde pelvis boşluğuna yayılır.

İşlemden sonraki 1-2 gün boyunca hasta ara ara kramplar hissedebilir. Vajinal kanama görülebilir. Doktorun verdiği ağrı kesiciler muntazaman alınmalıdır. Beklenmedik bir durum oluştuğunda hasta süratle doktorunu arayıp bilgi almalıdır.

Bu yöntemin komplikasyonları (Yan Etkileri):

Rahim içinin gerilmesine bağlı ağrı ve kramplar gelişebilir. Ateş oluşabilir. Kontrast maddeye karşı allerjik reaksiyon gelişip deri döküntüleri, nefes darlığı vs. oluşabilir. Genital organlar veya komşu organlarda enfeksiyon varsa bu işlem sırasında yayılabilir. Hasta ovulasyon (yumurtlama) döneminde ise meydana gelebilecek bir gebeliği engelleyebilir.

Bu yöntemin uygulanamayacağı durumlar:

1-Bütün ateşli ve enfeksiyöz hastalar veya nekahetleri esnasında,

2-Menstrürasyon (adet) esnasında,

3-Gebelikte

TANISAL HİSTEROSKOPİ

Histeroskopi rahim içinin, özel bir optik sistem aracılığıyla görüntülenmesidir.

Hangi durumlarda yapılır?

– Rahim içinin görüntülenmesi

– Düşük

– Kısırlığın değerlendirilmesi ve tedavisi

– Yabancı cisim şüphesi (kırık veya gömülmüş spiral)

– Rahim içi enfeksiyon ihtimali (örneğin tüberküloz)

– Şüpheli kitle varlığı

– Doğuştan anomali şüphesi

Nasıl Yapılır?

Bu işlem için gaz (karbondioksit) veya sıvı (dextran) kullanılır. Rahimin daha iyi görüntülenmesi ve temizliğinin daha kolay olması sebebiyle korbondioksit tercih edilir. Kanül (içi boş boru) yardımıyla rahim içine kullanılacak madde verilir. Rahim agzindan girilir ve rahim agzi kanalinin, rahim içinin ve tüplerin rahim içine açildigi bölgelerin degerlendirilmesi yapılır. Ayni seansta saptanan rahim içi polipleri(büyümüs et parçaciklari), myomlar, dogustan olan rahim içi perdeler(septum), rahim içi yapisikliklar giderilebilir. Yapılacak işleme göre hasta uyutulur ya da işlem hasta uyutulmadan yapilir. Kisa süreli bir tetkik ve tedavi metodudur. Hasta aynı gün taburcu edilir

Yapılmaması gereken durumlar:

-Uterus perforasyonu (Rahim delinmesi)

-Kullanılan aletlere duyarlılık

-Cerrahın tecrübesiz olması

-Görüşü engelleyecek kadar ağır kanama

-Bilinen jinekolojik kanser

-Tüp ve yumurtalıkları tutan iltihabi hastalık

Riskler nelerdir?

Çoğu hastanın hiç problemi olmaz ve aynı gün işine dönebilir. Bazı hastaların bir kaç saat sürüp geçen hafif yorgunluğu ve krampları olabilir. Birinin sizinle birlikte gelmesi ve sizi eve ötürmesi önerilir. Damla tarzında veya hafif bir kanama olabilir. Bu normaldir ve birkaç içinde kesilir. Eğer gaz kullanılmışsa omuz ağrısı olabilir. Ciddi riskler olmakla birlikte çok nadirdir:

-Kanama

-Enfeksiyon

-Rahim delinmesi

-Anesteziye alerjik reaksiyon

-Akciğer ödemi

-Doktorunuzu aramanız gereken önemli durumlar:

Ateşin 38,5 derecenin üzerinde olması -Ciddi bir karın ağrısı -Kötü akıntı -Aşrı kanama

KEGEL EGZERSİLERİ

Pelvis, tıpta leğen kemiklerimiz arasında kalan anatomik bölgedir. Doğumda, bebeğin takip ettiği pelvistir. Bu bölgede organlar ve çok sayıda kaslar vardır. Pelvis tabanını oluşturan kasların eğitilmesi, bu egzersizleri tanımlayan Dr. Kegel’ in adı ile anılır. Pelvisin tabanını oluşturan kaslar, leğen kemikleri arasında kurulmuş bir hamak gibidir ve pelvis içindeki organları taşır.Bu işlemi yaparken hangi kasların kasılmasının bu etkiyi sağladığı anlaşılmaya çalışılmalıdır. Bu kas grupları öğrenildikten sonra, gün boyu 200 kere kasılması ve gevşetilmelidir.

– Kegel Egzersiz Çeşitleri

– Duvarda Ayakta Pelvik Hamle

– Hareketsiz Postür Düzeltme

– Ayakta Bel Bükmek (Geriye Doğru)

– Yere Köprü Yapma

– Yüzükoyun Basıp Kalkmak

– Yerde Dirsekle Destek

Örneğin kasların kasılmasını, bir asansörün her katta durması gibi aşama aşama arttırmak ve sonra da gevşetmek.

Bir başka yöntemde de, bu kaslar tüm güç ile kasılır ve bir süre tutulur. Sonra da, tam aksi bir güçle sanki bu kasları dışarı atacak gibi güç vermek de bir yöntemdir.

Önerilen bir başka yöntemde ayakta veya otururken bacaklar hafifçe aralanır. Pelvis kasları yavaş yavaş kasılarak en üst düzeye çıkılır. Sonra gevşetilir.

Yavaş Yükseltmek: Kasları yavaş yavaş kasın ve yükseltin. 5 saniye tutun. Sonra serbest bırakın. 5 kez üst üste deneyin.

Hızlı Yükseltmek: Şimdi hızla kasları kasın ve hemen gevşetin. Bu hareketi 5 kez yapın.

5 yavaş, 5 hızlı hareket günde en az 5 kere yapılmalıdır. Hamilelik süresincede en az 3 kez yapılmalıdır ve doğum sonrası da minimum 10 kez yapılmalıdır.

Yapılan çalışmalar ile Kegel egzersizlerin;

Vaginal yolla olacak doğumların kolaylaştığı, bu bölgenin doğumdan daha az etkilendiği.

Özellikle doğum sonrası sık olarak görülen öksürmek, aksırmak, gülmek ile idrar kaçırmayı engeller.

Seksüel ilişkilerde alınan zevki, her iki eş içinde arttırır.

Kegel Egzersizleri Nasıl Yapılır?

İki parmak vajinaya yerleştirilir ve parmağın dışarıya çıkmasını engelleyecek şekilde vajina kaslarının sıkılması istenir. Ayrıca hastadan idrar yaparken işemesini yarıda kesmesi ve tekrar devam etmesi de istenir. Her iki durumda da kasılan kaslar vajina girişindeki kaslardır. Günde en az 5-6 kez tekrarlanmalıdır. 4-6 hafta arasında netice alınır.

KOLPOSKOPİ

KOLPOSKOPİ NEDİR?

Rahim ağzının ışık altında büyütece benzer bir optik alet yardımıyla incelenmesidir.

Bunun için kullanılan alet(kolposkop), rahim ağzını 10-40 kez büyüten çift gözlü bir mikroskoptur.

KOLPOSKOPİ NE ZAMAN YAPILIR?

PAP smear testinde(Rahim ağzından alınan sürüntü) kanser çıkmış ya da kanser şüphesi hastalarda o bölgenin tespiti ve uygun yerlerden biyopsi alınması amacı ile yapılır.

Pailloma Virus(HPV) enfeksiyohlarının teşhisi amacıyla yapılır.

Normal görünmeyen rahim ağzı varlığında yapılır.

KOLPOSKOPİ NASIL UYGULANIR?

Sonucu anormal gelen PAP smearden sonra temiz ve kuru bir spekulum(rahimi görmek için Kullanılan alet) takılır ve rahim ağzına zarar vermeden tekrar PAP smear alınır.

Tüm rahim ağzı ve vajina düşük büyütme ile gözlenir.Sonra kimyasal solüsyon uygulanır ve sonra 5-10 saniye beklenir.

Buraya uygulanan kimyasal madde; Burda normalda bulunan yassı epiteli(Squamous Epiteli) pembeye boyar, silindirik epiteli (Columnar Epiteli) beyaz renge boyar.

Ayrıca sulu Lugol Solusyon(baska bir kimyasal solüsyon) uygulandığında rahim ağzında immatür metapilazi (Olgunlaşmamış Değişiklik) ve silindirik epitel bölgesi dışında kalan normal alanlarda kızılımsı kahverengi görünüm oluşur.

Kolposkopide muayene diyebilmek için Tzone bölgesi mutlaka görülmelidir.

KOLPOSKOPİDEKİ NORMAL BULGULAR!

-Yassı Epitel(Squamous Epitel)

-Silindirik Epitel(Columnar Epitel)

-Transformasyon Zone

-Squamocolumnar Junction

-Epitel Metapilazisi

KOLOLPOSKOPİNİN FAYDALARI NELERDİR?

Rahim ağzı kanserinde erken tanıya götürür

Dolayısıyla erken müdahaleye olanak sağlayarak hastanın ömrünün uzatılmasını sağlar.

Rahim ağzı enfeksiyonlarının teşhisini ve tedavisine yardımcı olur.

KRİYOTERAPİ (yara dondurma)

Nedir?

Kriyoterapi ya da yaygın bilinen adı ile dondurma tedavisi anormal dokuları dondurarak tahrip etmek esasına dayana bir tedavi şeklidir.

Nasıl Yapılır?

Prob adı verilen bir enstrüman dondurulacak dokuya (rahim ağzı gibi) temas ettirildikten sonra dondurma işleminde kullanılacak olan gaz prob içinden geçirilir ve probun ucunun aşırı derecede soğumasına (yaklaşık -90 derece) neden olur. Burada yatan mantık şudur: Soğutmada kullanılan gaz basınç ile probun ucuna itildiğinde gaz aniden hacim olarak genişler ve etraftan ısı çekerken probun ucu soğur. Doku prob ile temas halinde olduğu için donar. Bu amaçla sıvı nitrojen yada karbon dioksit kullanılabilir. Dondurma genelde 3-4 dakika kadar sürer. Ancak işlem 1-2 sefer tekrarlanacağı için yaklaşık 15 dakika kadar alır.

Kriyoterapi genellikle rahim ağzındaki hücresel değişikliklerin ve halk arasında yara adı verilen erozyonların tedavisinde kullanılır. Kriyoterapi öncesi PAP smear yapılmış olması gereklidir.

Donan alanın derinliği genelde probun etrafından taşan alan ile eşittir. Halka şeklindeki alanın kenarlarında sıcaklık yaklaşık -20 dreceye düşer ancak bu hücre ölümü için yeterli değildir. Eetkili bir şekilde yapılan kriyoterapi lezyonları %99.7 oranında tedavi edecektir.

İşlem sırasında neler hissedilir ?

Rahim ağzında ağrı sinirleri bulunmaz ve bu bölge ağrıya duyarsızdır.Bu nedenle acı olmaz ancak rahimde adet sancısını andıran kramp tarzında kasılmalar olabilir. Bu his 1-2 dakika gibi çok kısa bir sürede kaybolur. İşlem öncesinde yada hemen sonrasında basit ağrı kesicilerin kullanılması yararlı olabilir.Çok nadiren de vajina içinde garip bir his yaşanabilir. Soğukluk olarak tanımlanabilecek olan bu etki önemsizdir ve hemen kaybolur.

İşlem hasta muayene pozisyonunda jinekolojik muayene masasına yatar haldeyken yapılır. Normal muayenede olduğu gibi vajinaya spekulum yerleştirilerek serviks görünür hale getirildikten sonra işlem yapılır.

İşlem sırasında karşılaşılabilecek sorunlar

En sık karşılaşılan sorun probun kayarak vajina duvarına değmesidir. Bu durumda ağrı hissedilir.

Dondurulan alanın asimetrik olması uygun prob seçimiyle giderilebilir.

Çok nadiren hastada vagal refleks adı verilen bir durum nedeniyle tansiyon düşüklüğü olabilir.

Avantajları

Ciddi yaralanma riski son derece düşüktür

Hızlı ve uygulanması kolaydır

Ucuzdur

Poliklinik şartlarında yapılabilir

Uyuşturma gerektirmez

İşlem sonrası normal yaşantıda değişiklik gerekmez.

İşlem sonrası kanama riski son derece azdır

Üreme potansiyeli üzerinde bir etkisi yoktur

Dezavantajları

Kriyoterapi sonrası 1-2 hafta süreyle şiddetli bir akıntı olabilir.

İşlem sırasında adet sancısına benzer kramplar olabilir.

İşlem sonrası rahim ağzı kapanabilir.

Daha sonraki ilk birkaç ayda smear yapmak zorlaşabilir. (Smear alınması gereken alan rahim ağzı içine doğru kaydığı için. Burada smear alma işleminde bir zorluk yada farklılık yoktur ancak doğru alandan örnek almak zorlaşmaktadır)

Tedavi başarısız olabilir.

İşlem sonrası takip

Kriyoterapi sonrası 3-4 hafta süreyle sulu bir akıntı olabilir. Akıntının nedeni ölü hücrelerin atılmasıdır. Akıntı genelde kokuludur. İşlemi takip eden 3-4 hafta boyunca rahim ağzı travma ve enfeksiyona açık olduğundan cinsel ilişkide bulunulmaması, tampon kullanılmaması, havuza ve jakuziye girilmemesi, vajinal duş yapılmaması gerekir.

İşlemden 3 ay sonra PAP smear tekrarı gereklidir. İlk 3 ay boyunca hücresel yenilenme süreci devam ettiğinden smear almanın bir yararı yoktur. Eğer bu smear incelemesi normal ise takip eden 2 yıl boyunca her 6 ayda bir smear tekrarı yapılmalıdır. Tekrarlayan lezyonların büyük bir kısmı ilk 2 yıl içinde ortaya çıkar bu nedenle rutin takipler son derece önemlidir ve ihmal edilmemelidir.

Eğer 3 ay sonraki smear incelemesinde lezyon saptanırsa bu kez biopsi ya da LEEP yapılmalıdır.

Kriyoterapi yapılmaması gereken durumlar

Rahim ağzı kanalına doğru birkaç milimetreden daha derin olan lezyonlar.

Küretajda hastalık saptanması

Hamilelik

Probun alanından çok daha büyük lezyonlar

Rahim ağzında enfeksiyon

Tekrarlayan lezyonlar (LEEP yapılmalıdır)

CIN 3 ya da kanser varlığı

TANISAL LAPOROSKOPİ

LAPAROSKOPİ NEDİR ?

Laporoskopi kelime anlamı olarak karın içinin gözlenmesi anlamına gelir.

Kadın hastalıkları ve infertiliteye (kısırlığa) yolaçan sorunların tanısı ve tedavisinde kullanılan çok küçük çaplı özel aletlerle ve ince bir kamera ile karın içi ve iç genital orgaların gözlemlenmesini sağlayan bir yöntemdir.

LAPAROSKOPİ NE ZAMAN YAPILIR?

1. İNFERTİLİTE (KISIRLIK):

Tüpler kıvrımlı mı? Açık mı?

Yumurtalık ve bağırsaklarda yapışıklık var mı?

Rahim, tüp, yumurtalık(over) ilişkileri nasıl ?

Yumurtalıkta kist var mı?

Rahim normal görünümde mi?

2. DIŞ GEBELİK :

ış gebeliğin yerinin tesbiti ve güvenli bir şekilde çıkarılması.

3. ENDOMETRİOZİS(Rahim içini örten hücrelerin başka bir organa yayılması) :

Bu hastalığın kesin tanısı laparoskopi ile konur.

Tanı konduğu anda hastalıklı dokular yakılarak tedavi edilir.

Böylece hem hastalığın tanısı konur hemde tedavisi yapılarak hastanın doğurganlığı korunmuş olur.

4. YUMURTALIK KİST VE TÜMÖRLERİ :

Kistlerin tespiti yapılır ve bu kistler içeriye sokulan torbalarla patlatılmadan dışarıya alınır.

Bu yöntem yumurtalıklara zarar vermediği için hastanın doğurganlığı korunur.

5. RAHİM URLARI(MYOMLAR):

Urların yerinin tespiti.

Urların büyüklüğü ne olursa olsun laparoskopi elirahatlıkla çıkarılabilir.

6. RAHİM ALINMASI(HİSTEREKTOMİ)

7. KISIRLAŞTIRMA(STERİLİZASYON):

Hastanın istegine bağlı olarak tüpleri bağlanarak kısırlaştırılabilir ve aynı gün evine gidebilir.

8. KASIK AĞRISI:

Kasık ve cinsel ilişki sırasında oluşan ağrıların sebebinin araştırılması ve tedavisi.

Karın içi yapışıklıklarının açılması ağrıyı yok edecektir.

Kanser taraması,teşhisi ve tedavisindede kullanılmaktadır.

LAPAROSKOPİ NASIL YAPILIR?

operayon genellikle menstruasyondan (adet kanamasından) sonra ve genel anestezi altında ameliyathane şartlarında yapılır.

Göbekten bir iğne ile girilerek karın içi karbondioksit ile doldurulur. Gaz karın içerisindeki organları geriye doğru iter böylece laparoskop (kamera) karın içindeki organlara zarar vermeden yerleştirilir.

Laparoskop (kamera) yaklaşık 2-10 mm çapında açılan delikten sokulur. Diagnostik laparoskopi ve/veya cerrahi laparoskopi oluşuna göre delik sayısı 2 ila 4 arasında değişir. Laparoskoptan elde edilen görüntü televizyon ekranına aktarılarıp 6-10 defa büyütülür. Bu da küçük organları daha net görmemizi sağlar.

LAPAROSKOPİ NE KADAR SÜRER ?

Teşhis amaçlı laparoskopilerde bu süre, hastanın ameliyathane şartlarına hazırlanması , uyutulması ve uyandırılması ile yaklaşık 20-30 dakikadır.

Tedavi amaçlı laparoskopilerde bu süre daha da uzundur. Hatta saatlerce sürebilir.

LAPAROSKOPİDEN SONRA NELER YAPILIR ?

Diagnostik laparoskopiden çıktıktan sonra bir iki saat dinlenilir ve doktordan gerekli tavsiyeler alındıktan sonra evnize gidebilirsiniz.

anestezi uyku haline, ağrıya ve bulantıya neden olduğu durumlarda bir geceliğine müşaade altında tutlabilirsiniz.

LAPAROSKOPİ İÇİN NASIL BİR HAZIRLIK YAPALIM ?

Öncelikle hastanın klinikte muayene edilerek değerlendirilmesi ve laparoskopi için uygun olup olmadığına dair kara alınmalı.

Bir gün önceden hastanın bağırsak hazırlığı yapılmalıdır.

Hastanın bir gece önceden hafif birşeyler yedikten sonra operasyon saatine kadar herhangi bir şey yiyip içmemelidir (çay, kahve, su). Çünkü laparoskopi sırasında görüntüyü engellemek için karın içerisinde bulunan ince ve kalın bağırsakların boş olması gerekmektedir.

Ayrıca hasta operasyon için hastaneye gelirken, ona operasyondan sonra eşlik edecek bir yakınıyla gelmesi uygundur.

LAPAROSKOPİNİN AVANTAJLARI NELERDİR ?

Karın açılmadığı için büyük bir yara izi oluşmaz.

Karın açılmadığı için iltihaplanma riski azdır.

Karın açılmadığı için ameliyat sonrası ağrı çok azdır.

Karın açılmadığı için hasta daha çabuk iyileşir.

Karın açılmadığı için hastanede kalış süresi kısalır.

Hastanın ortalam işe yeniden dönme süresi ortalama 7-15 gündür.(klasik ameliyatlarda bu süre 6-7 haftadır).

Karın içi organlar büyütülerek gözlemlendiği için cerrahi hakimiyet daha iyidir.Dokulara ve organlara çok az zarar verir. Yani koruyucu bir cerrahi yöntemdir.

LAPAROSKOPİNİN RİSKLERİ NELERDİR?

Genel anesteziye bağlı çok kısa süren baş ağrısı, bulantı ve kusma olabilir.

Opersayon sırasında diğer karın içi organlar, bağırsaklar ve damarlar yaralanabilir. Ancak laparoskopiyi yapan doktor bu yaralanmalara anında müdahale ederek yaralanan bölgeleri tamir edecektir.

Ameliyattan sonra yara etrafında iltihap olabilir.

DOKTORUMUZA NE ZAMAN BAŞVURALIM?

1.HEMEN BAŞVURMANIZ GEREKEN ACİL DURUMLAR:

Ateşiniz yükseldiğinde,

Kendinizi yorgun ve halsiz hissetiğinizde,

Şiddetli karın ağrılarınızın olması durumunda,

Bulantı ve kusma olduğunda, Hemen doktorunuzu arayın!!!

2.DOKTORUNUZA BAŞVURMANIZ GEREKEN ACİL OLMAYAN DURUMLAR:

Laparoskopi ve operasyon neticesi hakkında bilgi edinmek için,

Size belirtilen tarihte kontrol amacıyla, Doktorunuza başvurun!!!

MYOMEKTOMİ

Uterus korunarak tek veya çok sayıdaki myomların çıkarılmasıdır. Bu yöntem,gebe kalmak isteyen ve gebeliğin sakıncalı olmadığı kadınlarda tercih edilir. Myomektomi uterusun korunmasını isteyen ve konservatif (ilaç vs..) tedaviye yanıt vermeyen asemptomatik (belirti vermeyen) kadınlarda mantıklı bir yaklaşımdır. Rahim içerisine doğru büyüyen ve büyük olmayanlar myomlar histeroskopi ile; bunun dışında kalanlar ise karın cildinde yapılan bir kesi yardımıyla ya da laparoskopi ile çıkarılabilir.

HİSTEROSKOPİ

Histereskopi rezeksiyon submüköz myomlarda etkili bir tedavi yöntemidir.

Histeroskopi, yukarıda resmi görülen bir teleskop aracılığı ile uterin kavitenin değerlendirilmesidir. Histeroskopi ofisde veya hastanede ayaktan prosedür olarak yapılabilir. Ofisde genel olarak diagnostik amaca yönelik olarak infertilitesi, tekrarlayan düşükleri ve anormal kanaması olan hastaların değerlendirilmesinde kullanılır.

Genel veya lokal anestezi altında ayaktan olarak yapılır. Doktorunuz vagina ve serviksi batikon ile temizledikten sonra serviks bir aletle tutularak dilate edilir. Bu işlemden sonra histeroskopla servikal kanaldan geçilerek uterin kaviteye girilir. CO’ veya özel sıvılar ile kavite expanse edilir. Mukus ve pıhtılar uzaklastırılarak uterusun iç yapıları iyi bir sekilde gösterilmeye calısılır.

Histereskopik myom çıkarılması operasyonunda; makas, biyopsi aleti, tutmaya veya kesmeye yarayan çeşitli cerrahi aletlerin kulanılacağı operatif kanallar vardır. Myom, uterusun içerisinden çıkarılır. Rahim içinin cerrahi olarak tedavisinden sonra foley katater veya rahim içi araç yerleştirilerek rahim duvarların yapışarak skar oluşturması engellenmeye çalışılır. Cerrahiden sonra antibiyotik ve hormonal ilaçlar verilerek enfeksiyon önlenmeye çalışılır ve endometriumun (uterusun iç tabakası) iyileşmesi sağlanılır. Endometrial ablasyon (endometriumun cıkarılması), anormal uterin kanaması olan hastalarda histerektomiye alternatif bir operatif histeroskopik prosedürdür.

Riskler nelerdir?

Çoğu hastanın hiç problemi olmaz ve aynı gün işine dönebilir. Bazı hastaların bir kaç saat sürüp geçen hafif yorgunluğu ve krampları olabilir. Birinin sizinle birlikte gelmesi ve sizi eve ötürmesi önerilir. Damla tarzında veya hafif bir kanama olabilir. Bu normaldir ve birkaç içinde kesilir. Eğer gaz kullanılmışsa omuz ağrısı olabilir. Ciddi riskler olmakla birlikte çok nadirdir:

Kanama

Enfeksiyon

Rahim yırtılması

Anesteziye alerjik reaksiyon

Akciğer ödemi

Doktorunuzu aramanız gereken önemli durumlar:

Ateşin 38,5 derecenin üzerinde olması

Ciddi bir karın ağrısı

Kötü akıntı

Aşrı kanama

Histerektomiyle kıyaslandığında myomektomi riskleri intraoperatif kan kaybında artma, uzamış operasyon süresi ve operasyon sonrası kanamada artmadır. İnfeksiyon ve üreter yaralanma riski azdır.

Hastaların %80 i belirtilerin subjektif olarak artmasından yakınır. %15 olguda belirtiler tekrarlar. %10 olguda ise ek tedavi gerekir.

Myomektomi sonrası tekrarlaması yaşa ve orijinal myomektominin yapılmasına bağlıdır. 10 yıl tekrarlama oranları %5-30 arasında değişir.

Abdominal (karından) myomektomi sırasında intramural veya submüköz myomları tam olarak çıkarmak için uterus kavitesi açılabilir. Bu, gelecek gebeliklerde sezeryan endikasyonu kabul edilir.

İnfertilitede (kısırlık) veya tekrarlayan gebelik kayıplarında,myomektomi sonrası başarılı gebelik oranları %40 dolaylarındadır.

MYOM ÇIKARILMASI OPERASYONU

YUMURTALIK KİSTLERİNİN ÇIKARILMASINDA LAPAROSKOPİK TEDAVİ

Terapotik L/S Nedir?

Terapotik L/S yumurtalıklarınızdan bir kist almak için hekimin bir laparoskop ve kesici bir elemanla birlikte ince bir tüp kullandığı bir prosedürdür. Laparoskop hafif ve ufak bir kamera içeren , ince metal bir tüptür. Yöntem göbek içinden 1 cm.lik kesi yapılarak karbondioksit gazı yardımıyla karnın şişirilmesi ve karnın içine bir optik tüp yerleştirilmesi esasına dayanır.

Ne Zaman Kullanılır?

Bu operasyon yumurtaları yapan ve depolayan organlar olan yumurtalıklarınızın içinde veya üzerinde bir kiste sahip olmanız nedeniyle yapılabilir. Kist premalign olabilir. Yani kanser gelişimine neden olabilir. Eğer çok fazla büyükse rüptüre olabilir(yani yırtılabilir) veya yumurtalığın kan akımını engelleyip veya durdurup ciddi karın ağrısına neden olabilir.

Terapotik L/S İçin Nasıl Hazırlanabilirim?

Operasyon sonrası bakım ve gözetiminizi planlayın. İstirahat için zaman ayırın ve günlük işlerinizi yapmakta size yardım etmek için yardımcı bulmaya çalışın. Doktorunuz tarafından belirlenen talimatları takip edin. Prosedürden önceki gece çorba veya salata gibi hafif bir yemek yiyin. Gece yarısından sonra ve prosedürden önceki sabah , herhangi bir şey yemeyin ve içmeyin. Kahve, çay veya su bile içmeyin.

Prosedür Esnasında Neler Yapılır?

Size kaslarınızı gevşeten, derin bir uykudaymış gibi hissetmenizi sağlayan ve ağrı hissetmekten sizi koruyan bir genel anestezik verilir. Göbeğinizden giren bir iğne ile karın boşluğunuza karbondioksit gazı verilir. Bu, karın boşluğunuzu bir balon gibi şişirecektir ve hekimin organlarınızı görmesine yardım edecektir. Hekim sizin göbeğinizin hemen altından veya içinden küçük bir kesi (0.5 cm.lik) yapar. Laparoskopu bu kesiden içeri koyar ve karnın alt kısmındaki küçük bir kesiden (0.5 cm.lik) başka bir alet yerleştirir. Laparoskop diğer aletin yumurtalığa yönlenmesine klavuzluk etmek için kullanılır. Bir lazer, elektrokoter, klips, sütürler veya mikromakaslar kullanarak hekim yumurtalığınızdaki kisti alır. Kist geniş olabilir veya yumurtalığın çok büyük bir bölümüyle bağlantılı olabilir ve böylece hekimin tüm yumurtalığınızı alması gerekebilir. Hekim daha sonra kistler için diğer yumurtalığınızı gözlemler. Aynı zamanda herhangi bir anormallik için alt ve tüm karın boşluğunun geri kalanına da bakar.

Aşağıdaki resimde laparoskopik gözlem altında normal kadın iç genital anatomisi gözlemlenmektedir

Prosedürden Sonra Ne Olur?

Birkaç saat veya bir gecelik gözlem amacıyla hastanede kalabilirsiniz. Operasyon sırasında size verilen anestezik, bir süre için hafif bir uyku hali ve sersemliğe neden olabilir. Birkaç gün omuz ağrısı olabilir, şişkinlik hissedebilir, veya barsak alışkanlıklarınızda değişiklikler olabilir. Direkt olarak idrarınızı yapamayabilirsiniz ve birkaç gün için bir kateter (küçük bir tüp) üretra yoluyla mesanenize yerleştirilebilir(idrar torbasından dışarıya doğru bir tüp). Ağırlık kaldırma gibi ağır aktivitelerden kaçınabilirsiniz. Hekiminize hangi aktiviteleri yapabileceğinizi sormalısınız.

Hekiminize hangi basamaklarda yeralacağınızı ve kontrol muayenesi için ne zaman geri geleceğinizi sorun.

Bu Prosedürün Faydaları Nedir?

Hasta daha çabuk iyileşir.

Hastanede kalış süresi çok kısadır (Yarım veya bir gün).

Karnın içinde gözlemlenmesi en zor bölgeler bile rahatlıkla görülebildiğinden tedavi imkanı artmaktadır.

Hastanın karnı açılmadığı için büyük yara izi oluşmaz.

Küçük kesi yeri estetik açıdan rahatsızlık yaratmaz.

Hastanın işine dönebilme süresi en fazla bir haftadır. Bu süre klasik operasyonlarda 6-7 haftayı bulabilmektedir.

Mikrocerrahi prensibi ile operasyon yapıldığından, karın içerisinde ve ameliyat alanlarında verilen zarar minimum veya yok gibidir.

Bu Prosedürle İlişkili Riskler Nelerdir?

Genel anestezi aldığınız için anestezinin bazı riskleri mevcuttur. Bu riskleri hekiminizle tartışın.

Karın içi organlar, bezler, barsaklar veya kan damarları hasar görebilir. Hekim bunları laparoskopi esnasında tamir etmek için abdominal cerrahi yapabilir.

Karın duvarının iç zarı iltihaplanabilir.

Bir kan pıhtısı kopabilir. Kan akımına girebilir ve akciğer, alt karın veya bacaklarda bir atardamarı tıkayabilir. Nadiren, bir pıhtı koparak kalp veya beyinde bir atardamarı tıkayıp kalp krizi veya felce neden olabilir.

Eğer her iki yumurtalık da hasarlanırsa kısırlık oluşabilir.

Kanama veya enfeksiyon gelişebilir.

Prosedürden sonra bir miktar ağrı olabilir.

Hekiminize bu risklerin size nasıl etkiyeceğinizi sormalısınız.

Hekimimi Ne Zaman Aramalıyım?

Eğer aşağıdakilerden herhangi biri olursa hekiminizi acilen arayın:

Ateşiniz çıkarsa

Başdönmesi ve halsizlik oluşursa

Bulantı ve kusma gözlerseniz

Aniden kısa kısa nefes almaya başlarsanız

Gittikçe kötüleşen karın ağrısı ve şişkinliğiniz olursa

ABDOMİNAL HİSTEREKTOMİ

Histerektomi nedir?

Histerektomi, uterusun (rahmin) çıkarılması ameliyatıdır. Kadınlarda en çok uygulanan cerrahi işlemlerden biridir.

Hangi durumlarda histerektomi ameliyatı yapılır?

Uterus (rahim) myomları: Histerektomi için en önde gelen neden uterusun (rahimin) myomlarıdır. Endikasyonlar hastanın yaşı ile ilgili olarak değişir. Uterus (rahim) myomları kadınlarda en sık karşılaşılan tümörlerdir ve bu yüzden histerektomilerin çok geniş bir bölümünden sorumludurlar. Myomlar için histerektomi uygulanması kararı genellikle anormal kanama, pelvik ağrı veya bası gibi şikayetlerin tedavi gerekliliğine dayanmaktadır.

Düzensiz kanamalar: Histerektomilerin yüzde 20’sinde endikasyon hormanal nedenlere bağlı düzensiz kanamalardır. Bu tür hastalarda ilaç tedavisi etkili olmazsa veya hasta ilaç tedavisini kabullenemezse ameliyat düşünülür.

Adet ağrılarının şiddetli olması (inata dismenore): Adet ağrıları hastanın günlük yaşamını sekteye uğratıyorsa ilaç tedavisi başarılı olmazsa ve hasta çocuk doğurmak istemiyorsa histerektomi düşünülebilir.

Kasık ağrıları, rahim sarkması, kanser öncesi belirtiler: Uterusdan (rahimden) kaynaklandığı düşünülen kasık ağrıları, rahim ağzında görülen kanser öncüsü lezyonlar, rahimin sarkması olgularında histerektomi yapılabilir.

Doğum kompliksyonları: Acil histerektomiler daha ziyade doğumla ilgili komplikasyonlarda uygulanır. Doğum sonrası rahim kanamasının durdurulamaması (atoni), tamir edilemeyen rahim yırtıkları, bebeğin eşinin-plasentanın ayrılmaması (plasenta acreata ve inkreata) olgularında gerekli olabilir.

Ayrıca; Endometriozis (uterus içinde bulunması gereken zarın uterus dışında bulunması), rahim ve yumurtalık kanseri, iyi huylu yumurtalık tümörlerinde histerektomi yapılabilir.

Histerektomi kararı nasıl verilir? Bu süreçte hastanın aydınlatılması gereken noktalar nelerdir?

Histerektomi kararı hasta ve doktorun birleşerek vermesi gereken bir karardır. Bir çok hasta için histerektomiye gidiş kararı çok ani olabilir. Hastalar anestezinin ve cerrahinin potansiyel riskleri ile karşılaşırlar. Hasta eğer menopoz öncesi dönemde ise adet görme ve çocuk doğurma yeteneğinin kaybıyla da buna adapte olmak zorunda kalır. Birçok kadının ilgilendiği nokta ameliyatın hastanın dişiliğini kaybetmesine, cinsel doyumu azaltmasına ve kocası ile arasındaki kişisel problemlerin artmasına neden olup olmayacağıdır. Üreme organlarının kaybına ilişkin üzüntü diğer karın içi organlarının kaybına göre fazladır. Hastanın ameliyattan sonra kendini kötü hissetme olasılığını en aza indirmek için ameliyat öncesi bilgilendirme ve hastayı hazırlamak önemlidir. Yapılan araştırmalar histerektominin bir çok hastada psikiyatrik bozukluk ve azalmış cinsel fonksiyonlara yol açmadığını göstermektedir.

Histerektomi nasıl yapılır?

Histerektomi iki şekilde uygulanabilir:

Karından (abdominal) ve vajinal yoldan. Bu seçim, operasyona neden olan hastalığa, kişinin anatomik yapısına, cerrahın tercih ve deneyimine bağlıdır.

Histerektomilerin yüzde 75’i abdominal (karın) yolundan yapılır. Hangi yöntemle yapılırsa yapılsın histerektomi için rahimi yerinde tutan tüm bağlar ve beslenmesini sağlayan tüm damarlar tek tek bulunur, özel aletlerle tutularak kesilir ve bu aletler alınmadan önce özel dikişlerle bağlanır. Bu sırada rahimle yakın komşuluğu olan idrar torbası, idrar toplama kanalları ve barsakların zarar görmemesi sağlanır.

OVERLER(yumurtalıklar), UTERUS(rahim) ve VAJİNA

Ameliyat sonrası hasta bakımı nasıldır?

İdrar kesesinin travmatize olmasından dolayı hastanın idrar yapması zor olabileceğinden idrar sondası ameliyat sonrası 18-24 saat süreyle takılı bırakılır. Ameliyat günü hastanın ağızdan beslenmesi yasaklanır. Barsak hareketleri başladıktan sonra sıvı gıdalarla beslenmeye başlanır. Hastanın sindirebileceği şekilde katı yiyecekler diyetine eklenir. Hastanın erken ayağa kaldırılması damar tıkanıklığı ve zatürre riskini azaltır. Dikişlerin tam iyileşmesi için hasta ameliyattan sonraki 6 hafta içinde fazla ağırlık kaldırmamalıdır. Ameliyat sonrası 6 hafta içinde cinsel ilişki tavsiye edilmez. Hasta tam iyileşene kadar araba kullanması tavsiye edilmez. Bunlar dışında hasta kendini iyi hissettiği sürece normal hayatını sürdürebilir.

Histerektomi ameliyatı geçiren hastalar nelere dikkat etmelidirler?

İlk ve ikinci hafta çok yorucu aktivitelerden kaçınmalı ve aktivite seviyesini yavaş yavaş arttırmalıdırlar. Ağır kaldırmaktan ve cinsel ilişkiden doktor tarafından söylenecek zamana kadar kaçınmalıdırlar. Banyo; duş alma ve dökme suyla yıkanma şeklinde olmalıdır. Düzenli bir diyet izlenmelidir. İdrar ve gaita yaparken ıkınmaktan kaçınılmalıdır. Eğer vajinal kanama veya ateş olursa doktora haber verilmelidir.

Unutmayın!

Histerektomi sadece rahmin çıkarılmasıdır. Histerektomi ameliyatı olan kadınlar bir daha hiç adet göremez. Cinsel ilişkiyi sağlayan organ rahim değil vajinadır. Histerektomi sırasında vajinaya dokunulmadığı için cinsel ilişki kurulmasında hiçbir farklılık ortaya çıkmaz. Birlikte yumurtalıklar çıkarılmadığı takdirde adet görülmediği halde menopoza ait belirti ve komplikasyonlar oluşmaz. Şayet birlikte yumurtalıklar da çıkarılmış ise operasyon sonrası cerrahi menopoz tablosu gelişir ve hormon replasman tedavisi hemen başlatılmalıdır.

VAGİNAL HİSTEREKTOMİ

Vajinal Histerektomi rahimin vajenden ulaşılarak çıkarılması operasyonudur.

Hangi durumlarda Gereklidir?

Estetik sorunlar: yani rahim ve idrar kesesinin sarktığı durumlar.

İyileşmiyen adet sancıları,

Tedavilere rağmen geçmiyen kanamalar.

Sebebi bilinemiyen rahim ve yumurtalıkla ilgili urlar ve kitleleler.

Hangi durumlarda Histerektomi gereksizdir?

Kısırlaştırma

Kanserden korunma

Basit kanamalar

Histerektomi nasıl yapılır?

Histerektomilerin yüzde 25’inde vajinal yol kullanılır. Vajinal yoldan çıkarma işlemi karından yapılan ameliyatlara göre daha az riskli ve kadın için daha konforludur. Ancak bu yoldan ameliyat hekim deneyimi gerektirmektedir. Vajinadan girilerek rahim kendisini tutan tüm bağlardan ve besleyen tüm damarlardan ayrılır ve dışarıya alınır. Dışarıdan görülen bir ameliyat izi kalmaz

Vajinadan yapıllan histerektomide hasta hastanede iki ile dört gün kadar kalır. Tam olarak iyileşmesi ise dört hafta kadar sürer.

Cinsel ilişkide bulunmak için ameliyattan sonra ne kadar beklemelidir?

Ameliyatın üzerinden altı ila sekiz hafta geçmelidir

Ameliyat sonrası hasta bakımı nasıldır?

İdrar kesesinin travmatize olmasından dolayı hastanın idrar yapması zor olabileceğinden idrar sondası ameliyat sonrası 24 saat süreyle takılı bırakılır. Ameliyat günü hastanın ağızdan beslenmesi yasaklanır. Barsak hareketleri başladıktan sonra sıvı gıdalarla beslenmeye başlanır. Hastanın sindirebileceği şekilde katı yiyecekler diyetine eklenir. Hastanın erken ayağa kaldırılması damar tıkanıklığı ve zatürre riskini azaltır. Dikişlerin tam iyileşmesi için hasta ameliyattan sonraki 6 hafta içinde olur. Ameliyat sonrası 6 hafta içinde cinsel ilişki tavsiye edilmez. Hasta tam iyileşene kadar araba kullanması tavsiye edilmez. Bunlar dışında hasta kendini iyi hissettiği sürece normal hayatını sürdürebilir.

Ameliyat sonrası tehlike belirtileri

38 C’nin üzerindeki ateş ya da 24 saatten uzun süren 37,5- 37,9 arasında ateş.

Ağrı kesiciyle geçmeyen ağrı

Defekasyon (tuvalet yapma ) sırasında güçlük, karnın alt kısmında ağrı ya da şişlik.

İdrar yapmada güçlük, ağrı, yanma, bulanık ve kanlı idrar.

Bacaklarında ağrı, şişlik, kızarıklık

Göğüs ağrısı, öksürük, soluk alıp vermede güçlük.

Cinsel ilişki sırasında ağrı, rahatsızlık va kanama

Sıcak basması, terleme, hızlı kalp atımı.

Bir saat içinde 2 ya da daha fazla ped kirleten parlak kırmızı renkteki kanama.

Histerektomi ameliyatı geçiren hastalar nelere dikkat etmelidirler?

İlk ve ikinci hafta çok yorucu aktivitelerden kaçınmalı ve aktivite seviyesini yavaş yavaş arttırmalıdırlar. Ağır kaldırmaktan ve cinsel ilişkiden doktor tarafından söylenecek zamana kadar kaçınmalıdırlar. Banyo; duş alma ve dökme suyla yıkanma şeklinde olmalıdır. Düzenli bir diyet izlenmelidir. İdrar ve gaita yaparken ıkınmaktan kaçınılmalıdır. Eğer vajinal kanama veya ateş olursa doktora haber verilmelidir.

Histerektomi kararı nasıl verilir? Bu süreçte hastanın aydınlatılması gereken noktalar nelerdir?

Histerektomi kararı hasta ve doktorun birleşerek vermesi gereken bir karardır. Bir çok hasta için histerektomiye gidiş kararı çok ani olabilir. Hastalar anestezinin ve cerrahinin potansiyel riskleri ile karşılaşırlar. Hasta eğer menopoz öncesi dönemde ise adet görme ve çocuk doğurma yeteneğinin kaybıyla da buna adapte olmak zorunda kalır. Birçok kadının ilgilendiği nokta ameliyatın hastanın dişiliğini kaybetmesine, cinsel doyumu azaltmasına ve kocası ile arasındaki kişisel problemlerin artmasına neden olup olmayacağıdır. Üreme organlarının kaybına ilişkin üzüntü diğer karın içi organlarının kaybına göre fazladır. Hastanın ameliyattan sonra kendini kötü hissetme olasılığını en aza indirmek için ameliyat öncesi bilgilendirme ve hastayı hazırlamak önemlidir. Yapılan araştırmalar histerektominin bir çok hastada psikiyatrik bozukluk ve azalmış cinsel fonksiyonlara yol açmadığını göstermektedir.

Histerektomi sonrası kadın adet göremez. Histerektomi sadece rahmin çıkarılmasıdır. Birlikte yumurtalıklar çıkarılmadığı takdirde adet görülmediği halde menopoza ait belirti ve komplikasyonlar oluşmaz. Şayet birlikte yumurtalıklar da çıkarılmış ise operasyon sonrası cerrahi menopoz tablosu gelişir ve hormon replasman tedavisi hemen başlatılmalıdır.

REKTOSKOPİ

Işıklı bir cihaz yardımı ile kalın barsağın son kısmını (rektum ,sigmoid kolon ) gözle incelenmesini sağlayan girişimdir.İşlemden önce hastanın aç gelmesi ve barsak boşaltımı için lavman kullanması yeterlidir.İşlemlerde anestezi gerekmemektedir .Ağrılı değildir .İşlem özel bir muayene masasına yatarak uygulanır .İşlem suresi 3-5 dakikayı geçmez .Aynı işlem esnasında gorulen patolojik durumlarda (tümör ,ülser ,vs…) biyopsi alınabilir . İşlem rektoskop denilen içinde kendiliğinden ışık veren rijit (bukulmez) boru ile yapılır .İmkan olduğu takdirde bükülebilir (fleksibl) endoskop ile de yapılabilir.

Kullanım amaçları :

Her türlü rektal kanamalar (hematokezya )

Tümör aranması

Hemoroidlerin değerlendirilmesi

İltihabi barsak hastalıkları (ülseratif kolit ,crohn)

Fistül (kanal ),fissür (çatlak),prostat,uterus patolojilerinde, kanser yayılımı tespitinde

Makat bölgesi ağrılarında

Check-up amaçlı uygulanabilir .

Kolon kanserinin %75 i rektoskopi ile görülan bölgededir .

Rektoskopi sonrası hastanın rahatsızlık verecek bir sıkıntısı olmaz,uygulaması gereken bir prosedür yoktur .Ancak gaz verilerek inceleme yapıldığı için karında gaz ve şişkinlik yapabilir .Tuvalete çıkmayle bu sorun ortadan kalkar .

Rektoskopi hazırlık bilgileri:

Randevu alınarak tetkik planlanır .

Rektoskop denilen cihazla içten tetkik edilecektir .Bu işlemin yapılabilmesi için barsak temizliğinin yeterli olması gerekmektedir.

Randevu tarihinizden 1 gun öncesi sulu gıdalar ile besleniniz.Çay,çorba, süt ,muhallebi gibi posa bırakmayan yiyecekleri tercih ediniz .Ekmek kesinlikle yemeyiniz .

Lavmanı randevu gunu tetkik öncesi makattan sıkarak uygulayınız.10-15 dakika bekledikten sonra tuvalete çıkınız .

Muayene sırasında sol yanınıza yan yatar pozisyonda yatacaksınız.

RAHİM İÇİ ARAÇ (SPİRAL)

Rahim içi araç (RİA), veya halk arasında bilinen adıyla spiral polietilen (plastik) yapıya sahip, rahim içine sığacak büyüklükte tasarlanmış T şeklinde bir alettir. Plastik gövdenin etrafına bakır tel sarılıdır. Bazı RİA’larda bakır yerine progesteron hormonu eklenmiştir. Progesteron hormonu içerikli RİA bakırlı RİA’nın adet kanaması miktarını ve adet sancısı artırıcı yan etkilerini gidermek için tasarlanmıştır. Ülkemizde bakırlı RİA’lar hormonlu olanlardan çok daha sık kullanılmaktadır.

RİA’nın genel yapısı:

RİA’lar özellikle kollarının yapıları açısından farklılık gösteren değişik markalarda kullanıma sunulmaktadır. Tüm RİA’larda plastik gövdenin alt ucunda tek lifli yapıda iki adet iplik bulunur.

İplik RİA rahim içinden çıkarılmak istendiğinde ucundan tutulup çekilmek için takılma sonrası rahimağzından 1-2 santimetre sarkacak şekilde kesilip bırakılır.

RİA’NIN TAKILMASI

RİA takılmasına karar verildikten sonra doktor dikkatli bir sorgulama ve jinekolojik muayene yapar. Bu muayene esnasında tercihen papsmear incelemesi de yapılır.

Doktor değerlendirmesinde RİA kullanımına engel olacak bir durum saptanmadığında RİA’nın uygulanacağı gün belirlenir.

RİA, adet kanaması esnasında rahim ağzı hafifçe açılmış durumda olduğundan kanamanın ilk günlerinde takılır.

RİA düşükten, kürtajdan veya doğumdan hemen sonra uygulanabileceği gibi, sezaryan esnasında da uygulanabilir.

Genel olarak söylemek gerekirse RİA gebe olunmadığından emin olunan herhangi bir zamanda takılabilir.

RİA takılması genellikle ağrı vermeyen bir işlemdir. Çok ağrı duyulursa doktor işlemden önce bölgeye az miktarda anestezik madde enjekte edebilir. RİA takıldıktan hemen sonra genellikle bir ultrasonografi incelemesiyle rahim içine doğru bir şekilde yerleştirildiği teyit edilir. Bu inceleme RİA’nın doğru takıldığından kesinlikle emin olunan durumlarda ilk kontrol randevusuna ertelenebilir.

RİA KULLANAN KADINLARA UYARILAR

RİA uygulandıktan bir ay sonra doktorunuz sizi kontrole çağıracaktır. RİA’nın uygun yerleştirildiğinden ve enfeksiyona neden olmadığından emin olmak için bu kontrol muayenesi çok önemlidir.

Bu kontrol muayenesinden sonra birer yıllık aralıklarla mutlaka kontrol muayenelerine gitmelisiniz.

RİA iplerini kendiniz de ayda bir işaret ve orta parmaklarınızı vajinanın derinlerine sokarak kontrol edebilirsiniz.

Şu durumlarda mutlaka kontrol gününü beklemeden doktora başvurun:

Adet gecikmesi, lekelenme veya normal dışı kanama, karın ağrısı, cinsel ilişkide ağrı, eşinizde ciddi bir enfeksiyonun varlığı, normalden farklı akıntı, titreme ve ateşle beraber şiddetli kasık ağrısı, kendi muayenenizde ipliklerin bulunamaması, uzaması veya kısalması.

RİA KULLANIMINDA OLUŞAN ÖZEL DURUMLAR

Gebelik oluşması:

Normal dışı kanamalar:

Enfeksiyon:

RİA’nın düşmesi:

Rutin doktor kontrolünde RİA iplerinin görülememesi: En sık neden iplerin çok kısa kesilmiş olmasıdır. Bu selim bir durumdur. Diğer neden RİA’nın rahim içine gömülmüş olması veya ender durumlarda rahim dışında bir yerde bulunmasıdır. RİA ipleri görülemediğinde öncelikle ultrasonografiyle RİA’nın rahim içinde olup olmadığı belirlenir. Rahim içinde olduğu belirlenen RİA’nın rahim duvarına gömülmüş olma riski yüksek olduğundan çıkarılması gerekir. Bunun için genellikle lokal anesteziyle yapılan ufak bir müdahale yeterli olacaktır. Bu müdahale ile RİA’nın çıkarılamadığı ender durumlarda histeroskopi yöntemi kullanılması gerekebilir. Rahim içinde bulunamayan RİA için yine ultrasonografiyle genital organlara komşu bölgeler araştırılır. Bu incelemeyle RİA bulunamadığında karnın alt bölgesine çekilen röntgen filmi çekilir. Bu filmde RİA görülemiyorsa RİA’nın kadın farkında olmadan düştüğü kabul edilir.

Röntgen filminde RİA görüldüğünde RİA’nın yaklaşık olarak nerede olduğu da belirlenebilir. Rahim dışında bir yerde olduğu belirlenen RİA’nın bulunduğu yerden çıkarılması için genellikle laparoskopiye başvurulur.

RİA’NIN ÇIKARILMASI

RİA herhangi bir nedenle çıkarılmak istendiğinde jinekolojik muayene esnasında rahim ağzından dışarı sarkan iplerinden tutulup çekilerek çıkarılır. Ağrısız bir işlemdir. Ömrü biten RİA aynı kontrol seansında çıkarılıp bir yenisiyle değiştirilebilir. Gebe kalabilirlik RİA çıkarıldıktan hemen sonra başlar.

SİSTOSKOPİ

Sistoskopi nedir?

Bu işlem elastik fiber optik bir borucuğun idrar kanalından sokularak Mesanenin (idrarkesesi ) görsel incelenmesidir. Bu işlem genellikle lokal anestezi altında yapılmaktadır. Operasyonu takip eden ilk yıl içinde genellikle her üç veya dört ayda bir uygulanır. Daha sonra uygulama aralıkları uzatılabilir. Sistoskopi görülebilen tümörlerin belirlenmeside en geçerli yöntem olmasına rağmen bunların nükslerini önceden göremeyebilir.

İşlem neden uygulanır?

Bu işlem sıklıkla idrar yolları , idrar kesesi , prostat(erkeklerde) ve böbrek hastalıklarının tanısında kullanılır. Bunlar

İdrarda kan bulunması

İdrar yollarında yabancı cisim

İdrar yolları ve kesesinin yaralanmaları

Taş mevcudiyeti

İdrar yolları ve böbrek kanserleri

Prostat hastalıkları (erkek hastalarda)

Üriner inkontinans (idrar tutamama)

Boşaltım sisteminin doğumsal hastalıkları

İdrar yolları darlıkları

Nasıl uygulanır?

İşlem uygulanmadan önce doktora daha önce geçirilmiş operasyonlar, ilaç alerjileri vs. gibi kişisel sağlık bilgileri verilmelidir. Aspirin , ağrı kesiciler ve başka ilaçlar kullanılıyorsa (ki bunlar kanın pıhtılaşmasını geciktirirler) doktor bilgilendirilmelidir. Doktorunuz gerekli ise bu ilaçların dozunu azaltabilir ya da tamamen kesebilir. İdrar yolları enfeksiyonu mevcut ise işlem öncesi tedavi edilmelidir.

İşlem için bir giysi giyilir ve bir masanın üzerine sırt üstü uzanılır. Bu sırada her iki bacak yanlara açılır. Uygulamanın yapılacağı vücut bölgesi antiseptik bir sıvı ile temizlenir. Plastik bir şırınga ile üretraya (idrar kanalı girişi) jel kıvamında bir madde verilir. Böylece işlem sırasında rahatsızlık duymazsınız.

Yaklaşık bir kalem genişliğinde bir tüp idrar kesesine kadar ilerletilir. Bu tüpe sistoskop denir. Sistoskop sayesinde idrar kesesi sıvı ile doldurulur. Böylece kese genişletilir ve uygulamayı yapan doktor daha net inceleme yapabilir. Bu işlem sırasında rahatsızlık duyulabilir ve acil idrar yapma hissi uyanabilir. Tüpün ucunda küçük bir ışık kaynağı ve kamera vardır; bu sayede mesane (idrar kesesi) bir monitör ekranından gözlenebilir. Sistoskopun ucu uzaktan kumanda ile hareket ettirilerek kesenin her köşesi değişik açılardan incelenebilir.

Kamera yerleştirildikten sonra işlem yaklaşık 5-10 dk. kadar sürer. İşlem sırasında biopsi yapma ihtiyacı duyulursa ek olarak anestezi verilebilir. İşlem öncesinde doktor gerekli bilgiyi verecektir.

İşlem sonrası hastaya antibiyotik verilir ve hasta aynı gün evine gidebilir.

Sıklıkla ertesi gün normal aktivitelere başlanabilir. Fakat yine de 1 hafta kadar ağır işlerden kaçınılmalıdır.

İşlem sonrası riskler neler?

İşlem sonrası işlemin uygulanmasından kaynaklanan bazı durumlarla karşılaşılabilir. Bu durumlar nelerdir:

Ağrı

Enfeksiyon (ateş ,akıntı vs.)

Kanama (iç çamaşırda lekelenme tarzında)

İdrar yapmada zolanma , yapamama

Doktara ne zaman haber verilmeli?

İdrar yapılamıyorsa

İlaçlara cevap vermeyen ağrı varsa

Ateş 38,5’in üzerinde ise

Akıntı varsa

Kanama devam edivorsa

SMEAR (SÜRÜNTÜ) TESTİ

PAP TESTİ NEDİR?

Kansere yol açabilecek anormal bulguları saptamak amacıyla, serviks ve çevresindeki hücrelerin incelendiği bir tarama testidir. Pap smear (yayma) olarak da anılan yöntem, 1940’larda bu testi geliştiren Dr. George Papanicolaou’dan esinlenerek adlandırılmıştır.

PAP TESTİNİN ÖNEMİ

Her yıl yaptırılan basit bir tarama testi, kadınların, uterusun (rahim) aşağıda kalan bölümü olan servikste (rahim ağzı) kanser gelişmesine karşı korunmalarını sağlayabilir.

Pap testi pelvis muayenesi sırasında yapılır. Bu test, hücrelerdeki anormal bir çoğalmaya karşı uyarır. Pap testi ve diğer izleme girişimlerinin birincil amacı, bu tip kansere yol açabilen anormal durumları saptayıp tedavi ederek, serviks kanserinin önlenmesidir. Her yıl Pap testi yaptırılmasının, serviks kanseri sıklığını azalttığı gösterilmiştir.

Ancak bu testin kanserin erken evrelerini saptayabilme kapasitesi %100 değildir. Araştırmacılar, testin doğruluk derecesinin artırılmasına yönelik çabalarını halen sürdürmektedir.

PAP TESTİNİ HANGİ SIKLIKTA YAPTIRMALISINIZ?

Cinsel etkinliği olan tüm kadınlar ve 18 yaşın üzerindeki tüm kadınlar (hangisi daha önce ise) yılda bir kez Pap testi yaptırmalıdır. Servikste hücresel değişmeler açısından yüksek risk altında değilseniz ve art arda 3 testte normal sonııç elde etmişseniz, testi daha seyrek yaptırabilirsiniz.

Aşağıdaki özelliklere sahip kadınlar yüksek riske maruzdur:

Birden çok sayıda cinsel eşi olan ya da cinsel eşi birden çok sayıda kişiyle ilişkide bulunan kadınlar

Genital siğilleri ya da cinsel yolla bulaşan bir hastalık olan insan papillomavirüsü (HPV) enfeksiyonu olanlar.

HIV enfeksiyonu olanlar.

Tütün kullananlar.

PAP TESTİNDEN ÖNCE

Testten yaklaşık 2 gün önce genital bölgeye lavaj yapmayın, spermisid köpük, krem, jöle ya da vajinal ilaç kullanmayın (hekim aksini söylemedikçe).

Bu test âdet sırasında yaptırılmaz.

NASIL YAPILIR?

Muayene masasına, bacaklarınız desteklerin üzerine yerleştirerek sırt üstü yatılırsınız. Doktor enfeksiyon ya da başka sorun olup olmadığını görmek için vajen bölgesine bakar. Doktorun serviksi görebilmesi için spekülom adı verilen bir aletle vajen genişletilir. Doktor ucu pamuklu bir çubukla serviksten hücre örneği alır.

Pelvis muayenesi sırasında doktor eldiven giyerek iki parmağını vajene sokar ve fallop tüplerini, yumurtalıklar ve uterusu kontrol eder. Diğer eliyle karnın alt bölümünün üzerine bastırarak herhangi bir şişlik ya da hassasiyet olup olmadığını araştırır. Muayene sadece birkaç dakika sürer.

TÜP LİGASYONU

Tüp Ligasyonu Ne Demektir?

Kadınlarda yumurta, yumurtalıklarda meydana gelir ve tüplerden (yumurta kanallarından) geçerek rahime ulaşır. Yumurta kanalları bağlanınca, yumurta rahime geçemez ve rahim içinde erkek tohum hücresi (sperm) olsa dahi gebelik mümkün olmaz.

Tüplerin bağlanması kimler için uygundur ?

Yeterli sayıda çocuğu olup bir daha kesinlikle çocuk istemeyenler.

Sağlıkları açısından bir daha doğum yapmaması gereken kadınlar.

Nasıl yapılır, hastanede yatmak gerekir mi?

Kadında yumurta kanalları küçük bir işlemle bağlanır. Bunun için her zaman hastanın uyutulması gerekmez. Karında kesi yapılacak yer uyuşturulur. Daha sonra 1-1.5 cm. genişliğinde kesi yapılır ve buradan içeriye sokulan özel aletler sayesinde tüpler kesilerek bağlanır. Tüm bunlar içeriye sokulan küçük bir kamera sayesinde ekrandan izlenir. İşlem tamamlandıktan sonra açılan delik tekrar kapatılır. Hiçbir ağrı olmaz. Hastanede yatmak gerekmez. İşlemden sonra biraz dinlenip aynı gün evine gidebilir.

Tüpleri bağlanan kadının adetlerinde ve cinsel yaşamında değişiklik olur mu ?

Yumurta kanalları bağlanan kadının adet düzeninde bir değişiklik olmaz. Bunun yanında cinsel organlarında, cinsel arzu ve yeterliliğinde değişiklik olmaz. Yumurta yapımı devam eder, fakat yumurta kanallarını geçemediği için erkek tohum hücresiyle birleşemez, böylece gebelik oluşmaz.

Tüplerin bağlanması için nereye başvurulmalıdır ?

Tüplerin bağlanması hastanelerde Kadın-Doğum uzmanlarınca yapılır. Bu yöntemi uygulatmak isteyenler hastanelere başvurmalıdırlar.

TENSION-FREE VAGINAL TAPE(TVT)

TVT NEDİR ?

TVT bölgesel anestezi ile dahi uygulanabilen kadınlarda idrar kaçırma tedavisinde oldukça yeni bir ameliyat biçimidir.

NASIL UYGULANIR?

Ameliyat öncesinde menopoz sonrası hastalarda bölgesel östrojen tedavisi uygulanabilmektedir. TVT bölgesel anestezi ve sistemik anestezi ile uygulanabilmektedir. Ortalama ameliyat süresi 30 dakikadan azdır. Yukarıdaki şekilde gösterildiği üzere, vajinadan başlanarak şerit şeklindeki bir dikiş idrar yolunun idrar torbası ile birleştiği yer hizasından geçirilir ve karın cildinden çıkarılır. Dikiş, mavi oklarla gösterildiği gibi her iki ucundan yukarıya doğru çekildiğinde idrar kaçırmaya neden olan yapısal bozukluk giderilmiş olur. Dikişin artan kısımları kesilir ve ciltteki kesi birer dikişle kapatılır.

TVT ameliyatlarında en önemli sorun az da olsa idrar kesesinin delinmesi ihtimalidir. Eğer idrar kesesi delinirse ameliyat ile onarım gerekmemektedir. Ortalama 5 gün süre ile idrar sondası uygulanması yeterli olmaktadır

AMELİYAT SONRASI YAPILMASI GEREKENLER

Hasta TVT den 2 hafta sonra çalışma hayatına dönebilmektedir. Cinsel ilişkinin ise en az 4 hafta sonra başlaması uygundur. Bu süreç içinde vajinadan hafif bir akıntının bulunması normal olarak değerlendirilir. Ameliyattan 4 hafta sonra kontrol muayenesi uygundur.

Bölgesel anestezi altında idrar tutma durumunun oluşturulduğu seviyenin araştırılması için hasta öksürtülerek idrar kaçırmadığı seviyede sabitleme bir avantajdır. Bölgesel anestezi ile uygulanan olgularda işlem sonrası idrar torbasına sonda koymaya gerek kalmamakta ancak genel anestezi altında uygulanan hastalarda 4-6 saat süreyle idrar sondası bırakılmaktadır hastaların % 90 ı ilk 24 saat içinde kendiliğinden idrara çıkabilirler. İdrar sondası olmayan olgularda veya sonda çekildikten sonra 2 kez yeterli idrar yapımını takiben ultrason ile yapılan muayenede idrar sonrası kalan miktarın 100 ml. altında olması ameliyatın başarılı olduğunu gösterir.

Lohusalık

Woman having massage of body in the spa salon. Beauty treatment concept.

EVE NE ZAMAN DÖNEBİLİRSİNİZ?
Bu konunun uygulaması yeni ve tartışmaya açıktır ve elimizde kesin bir cevap da yoktur. Kesin olan şey eve ne zaman gidileceği kararının duruma göre değişiklik gösterdiğidir. Bebek beklenen doğum tarihinde doğduysa, uygun kilodaysa, iyi besleniyorsa, anababa iyi bir bakım uygulayabilecekse bebek doğumdan 2 veya 3 gün sonra hekim tarafından kontrol edilebilecekse, hastaneden erken çıkışı güvenilirdir. Bu güvenli şartlar sağlanamıyorsa veya başka bir nedenle erken taburcu olma konusunda kuşkunuz varsa bebeğin hekimi ile konuşun.


PERİNE BÖLGESİNDE AĞRI
Üç kilo yüz gramlık bir bebeğin perineden hiçbir hasara yol açmadan geçmesini bekleyemeyiz. Bebeğin doğumu sırasında perinenin bütünlüğü korunmuş olsa da bu bölge gerilmiş, berelenmiş ve genellikle travmaya uğramıştır. Tüm bunların sonucunda yaşanan hafif veya yoğun rahatsızlık duygusu normaldir.
Bütün doğal doğumlarda yaşanan bir durum olan perinenin acıması, eğer bu bölge yırtıldı veya cerrahi olarak kesildiyse daha da artmaktadır. Bütün taze yaralar gibi epizyotominin veya yırtığın iyileşmesi de zaman alır. Bu genellikle 7-10 gün arasında değişir. Bu dönemde yaşanan tek başına bir ağrı yaranın mikrop kaptığına dair bir belirti değildir.
Bakımı iyi yapılmazsa perine mikrop kapabilir. Hastanedeyken hemşire günde az bir kez perinenizi mikrop kapma açısından kontrol edecektir. Ayrıca loğusalık döneminizde perine bakımı ve hijyeni açısından da size bilgi verecektir. Böylece hem tamir edilen bölge, hem de genital bölge enfeksiyondan korunmaktadır. Bu yüzden epizyotomisi, yırtığı olmayan loğusaların da aynı önlemleri alması gerekmektedir.
Perinenin on günlük bakım planı:
Hijyenik bağınızı en az 4-6 saatte bir değiştirin. Öne veya arkaya kaymasını önleyin.
Bağınızı önden arkaya doğru değiştirin; böylece kalın bağırsaklardan gelebilecek mikroplardan kaynaklanacak enfeksiyonu önleyebilirsiniz.
Dışkılama ya da idrar boşaltımından sonra perine üzerini ılık su (veya hekiminizin önerdiği antiseptik bir solüsyon) ile temizleyin. Gaz bezi, tuvalet kağıdı, hastanelerdeki hijyenik bezle yine önden arkaya doğru kurulayın.
Perine bölgesindeki yara tamamen iyileşmeden elinizi bu bölgeye sürmeyin.
Eğer bir yırtığınız oldu ve bu tamir edildiyse rahatsızlığınız daha da fazla olacaktır. Doğum yapan anneler aşağıdaki önerileri uygulayarak rahatladıklarını bildirmişlerdir.
Ilık oturma banyoları, sıcak kompresler veya ısı lambası kullanma.
Yara bölgesine üstüne soğuk alkol dökülmüş steril bir gazlı bez veya içine buz parçaları konmuş ameliyat eldiveni uygulayın.
Krem veya sprey şeklindeki yerel anestezikler ya da hekiminiz tarafından önerilmiş hafif ağrıkesicileri kullanabilirsiniz.
Yaralı olan bölgenin gerilmemesi için uzun zaman ayakta kalmayın veya oturmayın. Bir tarafınıza yatmak veya şişirilmiş yastığın oturmak ağrının azalması ve yaralı yerin korunması için yararlı olabilir.
Kegel alıştırmalarının doğumdan sonra mümkün olduğunca sık yapılması kan dolaşımını hızlandırarak hem yaranın çabuk iyileşmesine hem de kas gerginliğinin gevşemesine yardımcı olur. Bu alıştırmaları yaparken bu bölgenin duyarsızlığından dolayı kendinizi alıştırma yapıyormuş gibi hissetmeyebilirsiniz; telaşlanmayın. Doğumdan birkaç hafta sonra duyarsızlık ortadan kalkacaktır.
DOĞUM SONRASI RAHİM AĞRILARI
Özellikle bebeği emzirirken oluşan kramp benzeri ağrılar muhtemelen doğumdan sonra rahmin, leğen kemiği bölgesindeki yerine inmesini sağlayan kasılmalardan kaynaklanmaktadır. Daha önceki doğumlara veya karın duvarının aşırı esnemesine (ikiz bebelerde olduğu gibi ) bağlı olarak rahim kasları gevşemiş olan kadınlarda bu kasılmalar daha yoğun olarak hissedilir. Doğumdan sonra yaşanan bu ağrılar emzirme sırasında oksitosin hormonu salgılanmasına bağlı olarak daha da belirginleşir. Hafif ağrıkesiciler kullanılabilir, ancak bu ağrı doğal yoldan 4-7 gün arasında geçecektir. Eğer ağrıkesici ilaç ağrıyı hafifletmiyorsa ya da ağrı bir haftadan uzun sürüyorsa başka bir loğusalık sorunu olasılığına karşı hekiminize danışın.
DOĞUM SONRASI KANAMA
Rahminizden gelen kan, mukus ve dokudan oluşan akıntı loşia olarak bilinir ve loğusalığın ilk üç günü adet kanaması kadar veya daha fazla bir miktarda kanama olur. Loşianın miktarı genellikle fazladır; azalmaya başlayana dek miktarı toplam olarak yaklaşık iki bardaktır. İlk günler yataktan ani kalkmaktan dolayı birdenbire yoğun bir şekilde akar. Ancak bu kaygılanacak bir durum değildir. Loğusalığın ilk günlerinde loşianın içeriği kan ve kan pıhtılarından oluşur bu yüzden renginin ilk iki-üç gün kırmızı olması doğaldır. Daha sonra yoğunluğu azalır, rengi pembeye, kahverengiye ve daha sonraki haftalarda sarımsı beyaza döner. Bu dönemde tampon kullanılmamalıdır. Bu altı haftaya kadar uzayabilen akıntı döneminde hijyenik bağların kullanılması sağlıklıdır.
Bazı hekimlerin düzenli olarak verdikleri oksitosin hormonunun ve emzirmenin rahim kasılmalarını kolaylaştırması hem rahmin eski boyutuna dönmesine yardımcı olmakta, hem de loşianın miktarını azaltmaktadır. Rahmin kasılması plasentanın rahimden ayrılan yerindeki kan damarlarının daralmasını sağlayarak kanamayı önlemektedir. Rahim çok gevşekse ve kasılmıyorsa aşırı kanama olur. Hastanedeyken loğusalık kanamasının belirtileri olursa hemen hemşireye haber verin. Bu belirtiler evde olursa hekiminizi arayın; eğer hekiminize ulaşamadıysanız doğum yaptığınız hastane ile bağlantı kurun.
EMZİRME
Bebeklerin açlığı söz konusu olduğunda ambalajın hiç önemi yoktur. Memelerin yuvarlak olması gerekmez, meme başı da her şekilde olabilir küçük ve yassı, büyük ve sivri, hatta içe dönük. Meme ve meme ucunun her kombinasyonu süt üretme kapasitesine sahiptir; nitelik ve niceliğin dış görünümle hiçbir ilgisi yoktur. Ne yazık ki, ne türden memelerin bebeği daha iyi doyuracağı yolundaki safsatalar nedeniyle çok sayıda kadın gereksiz yere emzirmeye cesaret edemiyor.
Cinsel uyarılmayla dikleşmeyen içe dönük meme uçları için genellikle doğumdan öce özel hazırlık gerekir. Birçok gebe mağazasında bulunan meme kabukları, içe dönük memeleri dışarı çekmek için yumuşak bir çekim uygular ve en iyi yol budur. Başlangıçta bunlar sabah ve akşam kısa süreler takılmalıdırlar; süre giderek tüm güne uzatılabilir. Günde birkaç kez uygulanan meme pompası da içedönük meme başlarını düzeltebilir; ancak kasılmaları uyarıyorsa, ya da erken doğum riskiniz yüksekse pompa kullanmayın.
Bazı uzmanlar emzirmeyi isteyen kadınların sekizinci aydan itibaren her gün meme ucundan az miktarda ağız (kolostrum) çekmelerini (her kadın bunu yapamaz) ve meme uçlarını sertleştirmek için işaret parmağıyla başparmak arasında yuvarlamalarını ya da çekmelerini öneriyorlar. Bazıları ise emzirmenin meme ucu için çok doğal olduğunu, hazırlık gerektirmediğini söylüyor.
EMZİRME
ANNE SÜTÜ VE ÖNEMİ
Yeni doğan bebek için en ideal besin anne sütüdür. Çocuğun anne sütü ile beslenmesinin sayısız yararları vardır. Doğumdan hemen sonra emzirmeye başlayan annenin önceleri az miktarda gelen sütü, bebeğin emme uyarısı ile kısa zamanda artacaktır.
Anne Sütünün Özellikleri:
Anne sütü tek başına ilk 4-6 ayda D vitamini dışında bebeğin tüm besin ihtiyaçlarını karşılar. İnek sütüne ve hazır mamalara göre sindirimi çok daha kolaydır. Çünkü anne sütü bebekte bulunmayan ve sindirime yardımcı olan enzimleri (lipaz, amilaz gibi) içerir. Bebeğin büyüme ve gelişmesi için gerekli minerallerin (çinko, demir) emilimini kolaylaştırır. Anne sütünde bebeğin büyümesinde çok önemli olan madde (linoleik asit) inek sütünden 8 kat daha fazladır. Protein ve mineral miktarı inek sütüne göre daha azdır. Ancak anne sütündeki bu miktar, bebeğin ihtiyacını karşılamaya yeterlidir. Ayrıca fazla protein ve mineralin idrarla atılması gerekmediği için, anne sütü ile beslenen bebeklerde, böbreğin yükü hafifler. Anne sütündeki antikorlar bebeği mikroplu hastalıklara karşı korur. Bu nedenle anne sütü ile beslenen bebekler ishal, öksürük, nezle ve diğer sık görülen bulaşıcı hastalıklara daha az yakalanır. Anne sütünün içerdiği yağ miktarı emme süresine bağlı olarak değişir. Öğünün sonunda gelen sütün yağ miktarı daha fazladır ve bebekte tokluk hissine yol açar. Bu durum bebeğin şişman olmasını önler. Böylece ileri yaşlarda ortaya çıkabilecek ateroskleroz (damar hastalıkları) ve şişmanlığın neden olabileceği diğer hastalıklardan bebeği korur. Anne sütündeki kolesterol miktarı hazır mama yada inek sütüne oranla daha yüksektir. Ancak bu yüksek kolesterol miktarı ilk aylarda gerekli enzim sistemlerini geliştirir. Böylece ileri yaşlarda ateroskleroza yol açan yağların birikimini önlemek açısından çok önemlidir. Anne sütündeki laktoz miktarı çok yüksektir. Laktoz kalsiyumun emilimini arttırır. Bağırsakta vücut için yararlı olan laktobasillerin üremesini sağlar. Vitamin özellikle A ve C vitaminleri inek sütüne oranla daha yüksektir. Anne sütü her zaman temiz ve hazır bir besindir. Hazırlama ısıtma gibi zorlukları yoktur. Yapay beslenen bebeklerde görülen süt allerjisi anne sütü ile beslenen bebeklerde görülmez. Çünkü inek sütünde bulunan allerjen proteinler anne sütünde yoktur. Pişikler anne sütü ile beslenen bebeklerde daha az görülür. Süt salgılama süreci uterus kontraksiyonuna yol açar. Bu nedenle doğumdan sonra anne emzirmeye ne kadar erken başlarsa uterus o kadar kısa sürede küçülür ve normal haline döner. Bebeğini kendi sütü ile besleme anne-çocuk ilişkisini kuvvetlendirerek bebeğin duygusal doyumunu sağlar.Erken (preterm) doğum yapan annelerin süt bileşimi miyadında doğum yapanlardan farklıdır. Daha fazla protein ve tuz içerir. Bu farklılık preterm bebeğin ihtiyacını karşılamaya uygundur.
EMZİRME
İlk 4- 6 ay süresince sağlıklı bir annenin sütü bebeğin beslenmesinde tek başına yeterlidir. Anne sütü doğumdan sonra plasentanın görevini devralarak 6. aya kadar, bebeğin ihtiyaç duyduğu tüm gıdaları miktarları ve biyolojik yararlılıkları en uygun olacak şekilde içerir, enfeksiyonlardan korur ve optimal şekilde büyümesini sağlar. Bu dönemde su dahil hiç bir ek gıda verilmesine gerek yoktur.
EMZİRMENİN ETKİLİ BİR ŞEKİLDE BAŞLAMASI VE SÜRDÜRÜLMESİ İÇİN DOĞUMDAN SONRA NELER YAPILMALIDIR?
Bebek doğumdan hemen sonra çıplak olarak annenin çıplak göğsüne konulmalı ve arama refleksi başlar başlamaz ilk emzirme sağlanmalıdır, Bebeğe tıbbi endikasyonlar (gereklilikler) dışında emzirme öncesi hiç bir besin verilmeden ilk olarak kolostrumu emmesi sağlanmalıdır, Bebek gece ya da gündüz her istediğinde ve istedği sürece emzirilmelidir. Anne ile bebek aynı odada kalmalıdırlar.
Emzirilen bebeğe ilk 4-6 ay su dahil başka hiç bir gıdanın verilmemelidir. Bebekte emme refleksinin en kuvvetli olduğu an doğumdan sonraki 20-30 dakikadır. Bebek bu sürede emzirilmezse emme refleksi geçici olarak zayıflar ve bu zayıflama 1-1.5 gün devam eder. Bu nedenle bebeğin doğduktan sonra ilk yarım saatte anne memesine konulması çok önemlidir.
BEBEĞİN EMZİRİLMESİ
Emzirmenin anne için yararları : Ucuzdur,hazırlama sorunu gerektirmez. Anne ve bebeği arasındaki duygusal bağı güçlendirerek sevgi dolu bir ilişkiyi kolaylaştırır. Gebelikten koruyucu etkisi vardır. Annenin sağlığını korur. Göğüs kanseri Over kanseri Osteoporozis Anemi Uterusun eski haline dönmesine yardımcı olur,anneyi aşırı kan kaybından korur)
Bebek için yararları Her zaman sterildir, ısı derecesi idealdir. Besin öğesi bileşimi bebeğin gereksinmelerine uygundur. Koruyucu etmenleri içerir. Sindirime yardımcı aktif enzimler (yağ sindirimi için lipaz) Enfeksiyonu önleyen İg’ler (İgA,İgG ve İgM) Hormonlar ve büyüme faktörleri Solunum yolu ve gastrointestinal enfeksiyonları daha az görülür. Orta kulak iltihabı riskini azaltır. Çene ve diş gelişiminde rolü vardır. Bazı kronik hastalıkların oluşma riskini azaltır (tip 1 diyabet,çölyak hastalığı gibi) Allerjiye karşı koruyucudur ve bebeği pişikten korur. Bebeğin ruhsal,bedensel ve zeka gelişimine yardımcı olur. Dikkat azlığı sendromu,ilgisizlik gibi olgularda anne sütü alımı önem kazanmaktadır. Anne sütü alan bebekler daha az ağlarlar
Emzirme anne ile bebek arasında güçlü bir bağ sağlar. Emzirme bebeğin duygusal gereksinimlerini karşılar. Anne sütü türe özgü bir salgıdır ve başka hiçbir besin maddesi anne sütünün bebeğe sağladığı yararları sağlayamaz. Emzirmemek annede meme kanseri riskini arttırır. Yapılan çalışmalarda emzirmenin meme kanseri riskini azalttığı saptanmıştır. En az 24 ay emzirenlerde bu azalma %25 olmaktadır. Emzirmeye genç yaşlarda başlayanlarda bu azalma daha fazla olmaktadır. Bebekliklerinde anne sütü yerine mama ile beslenen kız çocukların ileriki yaşamlarında meme kanserine yakalanma riski anne sütü alanlara göre %25 artmaktadır. Yapılan araştırmalarda bebekliklerinde anne sütü ile beslenen gençlerin mama ile beslenenlere göre zeka düzeylerinin daha yüksek olduğu ve okulda daha çok başarı gösterdikleri saptanmıştır. Anne sütünün sindirilmesi daha kolaydır. Bebekler annelerinin sütünü diğer memeli hayvanların sütüne göre daha rahat sindirebilirler. Bunun muhtemel nedeni anne sütünün içerdiği türe özgü bir enzimdir. İnek sütünde daha fazla protein olmasına karşın sindirimi daha zordur ve bebekler bütün bu proteinleri kullanamazlar. Emzirme doğum sonrası annenin rahminin küçülmesini kolaylaştırır. Emzirmeyen annelerin rahimleri doğum öncesindeki boyutlarına asla dönemez. Her zaman eskisinden biraz daha büyük kalır. Bebeğin emme hareketi kanda süt üretici hormonların serbest dolaşımını sağlar. Bu da, süt bezlerinin faaliyetlerini canlandırmanın yanı sıra rahmin de normal haline dönmesini hızlandırır. Anne sütü bebek için doğal bir sakinleştiricidir. Anne sütünün içerdiği bazı kimyasal maddeler bebeğin daha kolay uykuya dalmasına yardımcı olur. Sinirli bebekler daha kolay sakinleşir. Anne sütü ile beslenen bebekler daha az doktora gider. Anne sütü ile beslenen bebekler genel olarak daha sağlıklı oldukları için daha az doktora gitme gereksinimi görülür. Anne sütü ağrı kesicidir. Anne sütü içerisinde bulunan endorfinler bebek için doğal bir ağrı kesici vazifesi görür. Anne sütü her zaman temizdir. Emzirme bebeğin diş sağlığı için yararlıdır. Memeden emmek, biberondan emmeye göre bebeğin diş ve çene gelişimi için daha uygundur. Memeden emerken biberona göre 60 kat fazla enerji harcayan bebeğin çene kasları daha kuvvetli olur. Düzgün gelişen bir çenede çıkan dişler daha düzgün ve sağlıklı olur.
ETKİLİ EMZİRME NASIL OLMALIDIR ?
Bebeğin gövdesi anneye dönük ,başı dik, memeye yakın ve çenesi memeye değecek şekilde tutulur.
Bebeğin ağzı, dudakları dışa dönük olduğu halde genişçe açılmış ve meme başı ile beraber aerolanın bir kısmını da kavramıştır. Meme başı ile birlikte ağıza alınan aerola ve meme dokusu damağa doğru uzunca bir emzik oluşturmuştur. Bebeğin dili önde alttan meme başını sarmalıyor şekildedir.
Bebeğin emme hareketi yavaş ve derindir. Sütü yuttuğu duyulabilir Bebek rahat ve huzurlu görünür.
Anne meme başında ağrı hissetmez Emzirme pozisyonu uygun olan bir bebek istediği süre ve sıklıkta emmelidir. Yeterli miktarda emen bir bebek anne memesini kendiliğinden ya da uyuyarak bırakır.
Anne memesinden emme ile biberondan emmenin tekniği birbirinden oldukça farklıdır. Biberonla emen bebeğin dili, anne memesini emerken olduğu gibi öne alt çene gingivasına kadar uzanmaz, aksine geriye itilmiş durumdadır. Biberon emziği yeterince uzun olduğu için ,bebeğin onu çekip uzatarak emzik şekline sokmasına gerek yoktur. Biberondan emmeye alışan bebek anne memesini almakta güçlük çeker. Bu nedenle anne sütü alan bir bebeği biberonla beslemekten kaçınılmalıdır
Doğru Emzirme Pozisyonu
Memeye iyi yerleşmiş ve etkili emen bir bebek; Memeyi iyice kavramış, ağzı geniş ve iyice açıktır. Dilini öne doğru uzattığı için alt dudağı dışa dönüktür. Çenesi anne memesine değer. Yanakları yuvarlak ve dolgundur. Meme başı ve etrafındaki koyu renkli meme dokusunun büyük bir kısmı bebeğin ağzı içindedir.Memeye iyi yerleşmemiş bir bebek; Meme başını emmeye çalışır. Süt kanallarına ulaşamadığı için sütü sağamaz ve alamaz. Dıştan bakıldığında bu bebeğin ağzı geniş açık değildir, yanakları içe çökük, alt dudağı içe dönük, dudaklarını ileriye uzatmıştır. Çenesi anne memesine değmez ve memenin koyu renkli kısmının tümü dışarıda kalmıştır.
DİKKAT!
Gebelik sırasında memenize masaj yaparak emzirmeye hazır duruma getiriniz.
Sık sık emzirme, arzuyla emzirme, meme bezlerini uyararak süt yapımını artırır.
Her annenin sütü yarayışlıdır. ‘Anamın ak sütü kadar helaldir’ demiyor muyuz?
İlk birkaç gün anne sütü gelmiyor diye hemen mama biberonunu bebeğe vermeyiniz.
Bebeği emzirirken dik tutunuz, yatar durumda emzirmeyiniz.
Bebeği her ağladığında emziriniz.
İlk 4-6 aylık dönemde anne sütü yeterli olduğu sürece D vitamini dışında bebeğe hiç bir şey vermeyiniz. Vereceğiniz her şey anne sütünün faydalarını azaltır.
Yaşamının ilk 4-6 ayı bebeğin zihinsel ve bedensel sağlıklı olması için çok önemlidir. Annenin huzurlu, dinlenmiş olmasına ve iyi beslenerek bebeğini emzirmesine özen gösteriniz.
Emziklikte beslenmeye dikkat ederseniz, süt iyi gelir, bebek sağlıklı büyür.
Emziklikte meme temizliğine önem verirseniz, bebeğinizi sağlıklı büyütürsünüz.
Süt veren anne yorgun ve üzüntülü olmasın ki sütü iyi gelsin.
Emzirdiğiniz sürece kilo vermeye çalışmayın. Başarılı emzirme ile 6 ayda normal kilonuza inebilirsiniz. İnemezseniz bebeğiniz altı aylık olsun, diğer besinleri almaya başladıktan sonra uygun diyetle fazla kilonuzu atarsınız.
Unutulmamalıdır ki:
Anne sütü ve emzirmenin anneye ve çocuğa olan sayısız yararları, emzirmenin en doğru ve uygun şekilde nasıl yapılacağı ve sürdürüleceği konusunda bilgilendirilmek ve emzirme sırasında destek almak,Her annenin hakkıdır. Yaşama sağlıklı bir başlangıç yapmak yani doğanın kendilerine armağan ettiği en kıymetli besin olan anne sütü ile beslenmek her çocuğun hakkıdır.
MEMELERDE ŞİŞME VE AĞRI
Ağrılı, hassas, granit kadar sert egzotik bir dansözün memeleri boyutundaki memeler tüm emzirme döneminde annelerin karşısına çıkacak bir durum olsaydı; hemen hemen bütün bebekler doğumlarından iki hafta geçmeden sütten kesilmiş olurlardı. Süttün gelmesinin yol açtığı memelerde şişme, annenin ızdırabı ve meme başlarının büyüklüğü bebeğin emmesini güçleştireceğinden bakım gerektirebilir. İlk besleme ilk 24-36 saat içinde başlamazsa durum şiddetlenebilir.Neyse ki şişme ve onun getirdiği zorlama, iyi düzenlenmiş bir süt verme düzeniyle azalır. Meme başlarındaki ağrı 20. emzirmeye dek çoğalır, sonra hızla azalmaya başlar. Cildi ince olan kadınların meme başlarında çatlaklar ve kanama da olabilir. Bu da uygun bakımla geçer.Bakım umduğunuz gibi doyurucu ve yeterli hale gelinceye ve siz artık ağrısız olacağına inanıncaya dek gittikçe azalan bir rahatsızlığınız olacak ve hızla iyi bir süt desteği sağlayacak hale geleceksiniz.
DOĞUMA BAĞLI VAJİNAL GEVŞEME
Vajina, akordeon benzeri kıvrımları olan doğumda açılan, son derece elastik bir organdır. Normalde öyle dardır ki bir tampon koymak bile güç olabilir, ancak doğumda 3-4 kiloluk bir bebeğin geçmesine izin verecek kadar genişleyebilir. Doğumdan sonra birkaç haftalık bir zamanda neredeyse ilk boyutlarına döner. Çoğu kadın, hafif bir gevşemeyi fark etmez bile ve bu cinsel zevki etkilemez. Doğum öncesinde vajinası fazla dar olan kadınlar için bu gevşeme olumlu bile olabilir, çükü ilişki artık daha fazla haz verebilir.
Vajinayla makat arasındaki bölge olan perine de elastiktir, ancak vajina kadar değil. Bazı kadınlarda perine yırtılmadan, bebeğin doğmasına izin verecek kadar esner. Ancak öbürlerinde doğumu yaptıran kişinin epizyotomi yapmaması durumunda yırtılacaktır. Esneme, dikkatle zamanlanmış, kesi öncesinde perinenin aşırı gerilmesine izin verilmemiş bir epziyotomiye kıyasla kaslarda hafif bir gevşeklik bırakabilir.
Doğumhaneye girmeden çok önce doğum kaslarını kullanarak alıştırma yapmak esnekliği arttırabilir ve kasların normale dönmelerini hızlandırır. Perine bölgesindeki kasları güçlendiren Kegel alıştırmaları gebelik boyunca ve doğumdan sonra en az altı ay düzenli olarak yapılmalıdır.
Birçok çift, doğumdan sonra cinsel ilişkinin öncekinden daha tatmin edici olduğunu söyler. Bunun nedeni, kadının kasları üzerinde doğum eğitimi sırasında geliştirdiği kontrol ve farkındalıktır. Başka bir deyişle, doğumdan sonra eskisi gibi değil, daha da iyi olabilirsiniz!
Çok nadir olarak, doğum öncesinde “tam kıvamında” olan bir kadın, vajinanın doğumla gerilmesinden sonra cinsel ilişkiden daha az haz, almaya başlayabilir. Genellikle zamanla vajinal kaslar yeniden sıkılaşır. Gün boyunca -duş alırken, tuvaletteyken, bulaşık yıkarken, bebeği dolaştırırken, araba kullanırken, masanızda otururken- inançla Kegel alıştırmalarını yaparak bu süreci hızlandırabilirsiniz. Eğer altı ay sonra vajina hala çok gevşek duruyorsa, doktora başvurmalısınız.
DOĞUM ÖNCESİ VÜCUT BİÇİMİNE DÖNÜŞ
Çocuk bakımı uğraşının, çeşitli diyet uygulamalarından daha hızlı kilo kaybına neden olduğu (ortalama 5.5 kg.) ancak birçok kadının bunu yeterince hızlı bulmadığı bilinmektedir. Özellikle aynadaki görüntülerine bir göz attıklarında, kadınlar kendilerini hala gebe gibi görebilirler. Ancak neyse ki sadece 1-2 ay gebelik pantolonlarıyla idare edebilirler.
Elbette gebelik öncesi görüntü ve kiloya dönüşü gebelikte alınan kilolarla yakından ilgilidir. 11.5 kg veya daha az kilo alanlar diyet uygulamaksızın eski kilolarına ikinci ayın sonunda ulaşırlar. Öbürlerinde gebelikteki aşırı kilolar sihirli bir biçimde ortadan kalkmaz. Ancak emzirenlerde (veya fazladan en az 500 kalorilik ve kalsiyum destekli beslenenlerde) uygun seçilen bir diyet yavaş ve etkili kilo kaybı sağlar. İlk 6 hafta sonunda, emzirmeyen anneler iyi dengelenmiş zayıflatıcı diyet uygulayabilirler. Emziren anneler de ‘eğer aşırı yağlanma varsa’ sütlerini kesmeyecek şekilde kalori alımını kesebilirler ve böylece kilo kaybedebilirler. Genellikle bebek sütten kesildiğinde fazla kilolar da verilmiş olur.
Eski vücut şekline dönmek aşırı kilo almamış olanlarda bile sorun olmaktadır. Hiç kimse doğum odasından görünmek istediği kadar ince olarak ayrılmaz. Doğum sonrasında karında oluşan çıkıntının nedenlerinden biri rahmin hala geniş oluşudur, rahim eski boyutuna ancak altı hafta sonunda ulaşacaktır ye böylece karın da buna uygun olarak küçülecektir (rahimdeki gelişmeyi hemşire veya hekiminizin size gösterdiği şekilde elinizle yoklayarak takip edebilirsiniz. Artık elinize gelmediğini hissediyorsanız, leğen içinde aşağı inmiş demektir). Rahminizin şişkin durmasının diğer bir nedeni de vücut sıvılarıdır. Doğumdan sonraki ilk bir iki gün içinde 2.5 kg. veya daha fazlası yok olacaktır. Ancak sorun geri kalan karın kasları ve derinin sıkılaşmasıdır. Eğer bir çaba harcamazsanız yaşam boyu sarkık kalabilirler.
CİNSEL İLİŞKİYE BAŞLAMA
Cinsel ilişkiye başlamak için hekiminizin görüşlerini almak sizin için en iyi yoldur. Yapmış olduğunuz doğumun biçimini, yırtık veya epizyotomi olup olmadığını, iyileşme ve düzelmenin derecesini göz önüne alan hekiminizdir. Bazı hekimler doğumdan sonra 6 hafta geçmesi kuralını, hastalarının durumlarına bakmaksızın genel olarak uygulama taraftarıdır. Bunun sizin hekiminiz için de geçerli olabileceğini ve sevişebileceğinizi hissediyorsanız, bu kuralı bozup bozamayacağınızı sorunuz. Bu durum ancak rahim ağzı iyileşmiş ve akıntı kesitmişse mümkün olabilir. Kendi rahatınız için, ilişkinin perine bölgenizde rahatsızlığa yol açmaması için, beklemeniz daha iyi olacaktır.
Eğer öneriniz kabul edilmezse her zaman hekiminizi dinleyin. 6 hafta beklemekle bir şey kaybetmezsiniz (en azından bedensel olarak), oysa beklememek zarar görmenize neden olabilir
SEZARYENLİLERİN İYİLEŞMESİ
Yardıma Gereksinim Duyma. İlk hafta için yardım sağlamak en iyisidir; eşinizden, annenizden ya da bir akrabanızdan yardım isteyin. İlk haftada hiçbir kaldırma işinin (bebek dahil) veya ev işinin yapılmaması uygundur. Bebeği kaldırmanız gerekirse, onu önce beliniz hizasına kadar kaldırın; bu durumda karnınızı değil, kollarınızı kullanın. Eğildiğinizde belinizle değil, dizlerinizi kullanarak eğilin.
Az Miktarda Ağrı Hissetme. Eğer bir yerinizi incittiyseniz, ağrınızı hafifletme gereksinimi duyabilirsiniz. Ancak emziriyorsanız hekiminiz önermedikçe ilaç kullanmayın.
Kademeli İyileşme. Yaranız ilk birkaç hafta acı verebilir ve hassas olabilir Ancak zaman içinde düzelecektir Hafif giysiler giymek sizi rahat ettirecek, yaranızı tahrişlerden koruyacaktır. Arada sırada yara bölgesinde oluşan seğirmeler ve kısa süreli ağrılar normaldir ve ilerde iyileşecektir. Bunu kaşıntılar izleyebilir. Yaranın etrafındaki hissizlik daha uzun sürede olasılıkla da aylar sonra düzelecektir. Yara dokusundaki kitle oluşumu zamanla azalacaktır ve yara önce pembe, sonra mor renge dönüşerek iyileşecektir. Ağrı kalıcı hale gelirse, kesi yerindeki alan koyu kırmızı olursa veya kahverengi, gri, yeşil, sarı akıntılı bir hal alırsa hekiminize haber verin. Bu durumda yara mikrop kapmıştır (az miktarda açık renkli sıvı normal olabilir ancak bunu da hekiminize haber verin).
Cinsel İlişki İçin En Az Dört Hafta Bekleyin. Yaranızın ne kadar iyileştiğine ve rahim ağzının ne zaman normale döndüğüne bağlı olarak, hekiminiz normal cinsel ilişkiye girmenizi 4 ile 6 hafta geciktirmenizi önerebilir (farklı sevişme şekillerine her zaman izin verildiğini unutmayın). Vajinal yolla doğum yapanlara kıyasla sizin cinsel ilişkiye başlamanız muhtemelen daha rahat olacaktır.
Ağrınız Geçer Geçmez Alıştırmalara Başlayabilirsiniz. Perinenizin kas dokusu büyük olasılıkla henüz tam olarak eski haline dönmediğinden, Kegel Alıştırmaları’na başlama ihtiyacınız olmayabilir. Bu nedenle karın kaslarını güçlendirmeye yoğunlaşın. ‘Yavaş ve düzenli’ sözünü özdeyişiniz haline getirin. Programa kademeli olarak başlayın ve her gün devam edin. Eski halinize gelinceye kadar, bunu aylarca sürdürmeyi göze alın.
HEKİMİNİZİ NE ZAMAN ARAMALISINIZ?
İlk altı haftalık loğusalık döneminde bebeğin doğumundan sonra ortaya çıkabilen komplikasyonlar hala görülebilir. Aşağıdakilerden biri ya da daha fazlasının görülmesi hekiminizi hemen aramanız gerektiğini gösteren uyarıcı belirtilerdir.
Bir saat içinde birden fazla, birkaç saat içinde daha da fazla pede ihtiyaç duyuyorsanız biri sizi acil servise götürmelidir. Hekiminize hemen erişemediyseniz 112 Hızır Acil Servisi arayın. Hastane yolunda ya da acil yardım ekibini beklerken yatar durumda olun ve buz dolu bir torbayı (altına birkaç havlu koyarak eriyen buzun akmasını önleyin) karnınızın alt kısmına (doğrudan rahminizin üzerine, eğer rahminizin yerini tam kestiremediyseniz, ağrıyan bölgenize ) koyun.
Loğusalığın 4. gününden sonra açık kırmızı renkli kanamanızın olması önemlidir. Fakat akıntınızın kanla hafif boyanmış olması, ilk 3 hafta içinde görülebilecek ağrısız, kısa süreli olan kanama veya zamanla azalan akıntının varlığı endişelenmeyi gerekli kılmaz.
Kötü kokulu loşia hekiminizi aramanız gerektiğini gösterir. Loşia normalde adet kanaması gibi kokar.
Loşia içinde büyük (limon büyüklüğünde ya da daha büyük ) kan pıhtılarının görülmesi hekiminize danışmanız gereken bir durumdur. İlk günlerde küçük pıhtıların olması doğaldır, ancak büyük kan pıhtıları bir sorun olabileceğini gösterir.
İlk iki hafta içinde loşianın olmaması beklenen bir şey değildir. oDoğumdan birkaç gün sonra karnın alt bölgesinde ağrı veya rahatsızlığın şişme veya şişmesiz görülmesi önemlidir.
İlk 24 saatten sonra görülen, 38 derecenin üzerinde, bir günden fazla süren ateş hekiminizi aramayı gerektiren bir durumdur. Ancak doğumdan hemen sonra (su kaybına bağlı) ani bir ısı artışı (38 dereceye kadar) veya sütünüz gelirken hafif bir ateşin olması önemli değildir. Bu durumlarda endişelenmeniz gerekmez. Batıcı bir göğus ağrısı akciğerlerinizde bir kan pıhtısı olabileceğini gösterir. Hekiminize hemen erişemezseniz mutlaka acil servisi arayın.
Bacağınızda veya baldırınızda ısı artışı, duyarlılık ve bir noktaya toplanmış ağrı ile birlikte şişkinlik, ağrı ve kızarıklık olabilir. Bu ağrı ve duyarlılık özellikle bacağınızı gerdiğinizde ortaya çıkar. Bu durum bacak damarlarınızda bir kan pıhtısının olduğunun göstergesi olabilir. Hekiminize ulaşmaya çalışırken ayağınızı yukarıya kaldırıp dinlenin.
Memenin şişkinliği geçtikten sonra halen bir yumru veya sertleşmiş bir alanın varlığı önemlidir. Bu süt kanalının tıkanmış olduğunu gösteriyor olabilir. Hekiminize ulaşmaya çalışırken evde tedaviye başlayın.
İlk günlerdeki şişkinliği geçtikten sonra memede görülen sıcaklık, duyarlılık, kızarıklık ve ağrı mastit veya meme iltihabının belirtileri olabilir. Hekiminize ulaşmaya çalışırken evde tedaviye başlayın.
Sezaryen dikişinin olduğu yerdeki bir sızıntı, akıntı, ısı artışı, lokalize şişkinlik ve/veya kızarıklık doktora danışmanız gerektiğini gösterir. Doktora ulaşmaya çalışırken bol su içmeyi de ihmal etmeyin.
Doğumun üzerinden birkaç gün geçmesine karşın hala devam eden ve sizin sorunlarla başa çıkmanızı etkileyen depresyon ve bebeğinize karşı duyabileceğiniz öfke ile birlikte olabilen zarar verme dürtüleri hekiminize anlatmanız ve yardım almanız gereken bir durumdur.

Jinekolojik Muayene

JİNEKOLOJİK MUAYENE
Jinekolojik muayeneden korkmayın
Jinekoloji, cinsel sağlığı ve üreme sağlığını korumaya yönelik kadınlara özel tıbbi bir bakımdır. Bu bakım, hastalıklardan korur, kanserlerin erken tanısını, üreme organlarını etkileyen enfeksiyonların erken tanı ve tedavisini ve daha sonra görülebilecek kısırlık gibi komplikasyonların önlenmesini sağlar.
Jinekoloğa başvurulduğunda yapılacak işlemler nelerdir?
Bir çok genç kız için ilk jinekolojik muayene oldukça tedirgin edici gözükse de önemi düşünüldüğünde bu randevunun kesinlikle ertelenmemesi gerekir. Bir genç kızın bu randevuda nelerle karşılaşacağını bilmesi endişelerini yenmesinde yardımcı olur. Öncelikle kişisel, ailesel, cinsel ve tıbbi öyküler alınır. Jinekolojik muayene yapılır ve laboratuvar testleri istenir. Muayenenin adet kanamasının olmadığı bir dönemde yapılması gerekir. Adet kanaması hem laboratuvar testlerinin sonuçlarını hem de muayeneyi etkiler. Muayene öncesindeki birkaç gün vajinal duş ve krem kullanımından kaçınmak gerekir.
Jinekologla ilk randevudan önce sorulmak istenen soruların belirlenerek not alınması randevunun daha verimli geçmesini sağlar. Jinekoloğa verilen bilgilerin ve aktarılan şikayetlerin eksiksiz olması gerekir. Jinekoloğa verilen tüm özel bilgiler gizli kalır. Yanlış ya da eksik bilgi verilmesi tedaviyi ve sorunların belirlenmesini olumsuz etkiler.
Jinekolojik muayenede doktora verilmesi gereken bilgiler nelerdir?


Tıbbi öyküde neler aktarılmalı?
Son adet tarihi
Adet döngülerinin uzunluğu
Adet kanamasının ne kadar sürdüğü
Ara kanamaların olup olmadığı
Genital ağrı, kaşıntı ve akıntı varlığı
Başka bir tıbbi problemin olup olmadığı
Aile fertlerinde görülen hastalıklara ait bilgiler
Önceden geçirilmiş hastalıklar, cerrahi işlemler ve kullanan ilaçlara ait bilgiler
Sigara, alkol ve beslenme alışkanlıkları hakkında bilgi
Birçok genç kız ilk jinekolojik muayene öncesinde son derece tedirgin olur. Oysa jinekolojik muayene ağrıya yol açmayan kolay ve beş dakikadan fazla sürmeyen bir işlemdir. İlk muayene öncesinde kişinin kendini rahatsız hissetmesi son derece doğaldır ve muayenede neler yapılacağı konusunda önceden bilgi sahibi olmak endişeleri azaltır.
Muayene nasıl yapılır?
Jinekolojik muayene ile genital organların durumu ve jinekolojik problemler değerlendirilir. Jinekolojik muayene için iç çamaşırının çıkarılıp, jinekolojik muayene masasına yatılması istenir. Bu sırada karın ve bacakların örtülebileceği bir örtü verilir ve muayene başlamadan önce masanın uç kısmına kayarak ayakların muayene masasının iki yanında bulunan özel ataçmanlara geçirilmesi istenir. Doktorun muayene yapabilmesi için bacakları ayırarak yatmak gerekir. Bu pozisyonda kişinin kendini rahat bırakması muayene işlemini çok kolaylaştırır. Doktor eldiven giyerek dış genital organları muayene eder. Kızarıklık, tahriş, kist ve siğil olup olmadığını kontrol eder. Çok kısa süren bu işlem herhangi bir acı vermez. Karından yapılacak ultrasonografi ile üreme organları değerlendirilir. Jinekolojik muayene sonrasında doktor idrar tahlili ve kan sayımı gibi birkaç tahlil isteyebilir.
Jinekolojik açıdan ilk muayene için “18 yaş”tan bahsedilse de yaşa bakılmadan mutlaka jinekolojik kontrolden geçilmesini gerektiren durumlar vardır;
Karnın alt bölgesinde ağrı
Adet düzensizlikleri, adet kanamasının olmaması veya aksaması
Anormal kanamalar
Dış genital organlarda ağrı, şişlik, kaşıntı, kitle ve yaralar bulunması
Vajinal akıntı, kaşıntı ve ağrı olması
On beş, on altı yaşına gelinmesine rağmen adet kanamasının olmaması
Cinsel temas yoluyla geçen hastalıklara maruz kalınması
Yılda kaç kez yapılmalıdır?
Jinekolojik muayene esnasında ilk olarak vajinanın dış kısmında herhangi bir iritasyon (kızarıklık, tahriş) veya hastalık olup, olmadığı inceleniyor. Ardından pap test (sürüntü testi) yapılıyor. Alınan hücrenin anormal olup, olmadığı araştırılıyor. Çok hızlı yapılan bir işlem ve can acımıyor. Eğer canınız acırsa, bunu doktora söyleyin! Cinsel yaşamı başlamış kişiler için pap testi yaptırmak önemli. Çünkü cinsel ilişki ile bulaşan hastalıklar çeşitli kanserlere neden olabiliyorlar ve bu yolla teşhis koyulabiliyor. Bu testten sonra doktor yumurtalık ve rahimi kontrol edip, sağlıklı olup, olmadıklarına bakıyor.
Doktorların çoğunluğu jinekolojik muayeneyi yılda bir kez tavsiye ediyorlar. Amerikan Kanser Enstitüsü, ilk üç jinekolojik muayane de pap test yapılmasını, eğer sonuçlar normalse, hangi sıklıkla uygulanacağını doktorla konuşmaları gerektiğini öneriyor. Bu tür muayeneler devlet, üniversite ve özel hastanelerde yapılabiliyor. Özel sağlık sigortaları da ücretini ödüyor.
Genç kızların düzenli sağlık kontrollerinde ikinci sırada, tansiyon takibi var. Son derece çabuk yapılan, kolay bir işlem. Her gittiğinizde doktor tansiyonunuzu kontrol etmeli. Özellikle ailenizde tansiyon hastası varsa veya çok şişmansanız tansiyon ölçümlerini ihmal etmemelisiniz. Her iki yılda bir öneriliyor. Üçüncü aşamada, cilt doktoru bulunuyor. Özellikle cildinizde anormal bir durum, renk değişmesi, benlerde büyüme varsa, hemen deri hastalıkları uzmanına başvurmalısınız. 20-40 yaşları arasındaki kadınların üç yılda bir, sorunları olmasa da cilt doktoruna gitmeleri gerekiyor.
Meme muayenesi yapılmalı mıdır?
Eğer 20 yaşına girdiyseniz, her üç yılda bir meme kanseri için tetkikler yaptırmalısınız. Memelerinizde herhangi bir şişkinlik, kitle hissettiyseniz ve bu kitle, adet kanamanızın bitiminde kaybolmadıysa, hemen doktora gitmelisiniz. 20 yaşından itibaren üç yılda bir meme kontrolünden geçmek gerekiyor. Özellikle ailenizde meme kanseri vakası olduysa, doktorunuza ne zaman mammografi çektirmeniz gerektiğini sormalısınız. Düzenli gittiğiniz doktor buna karar vermeli. AIDS başta olmak üzere Hepatit B, herpes gibi bulaşıcı hastalıkların olup, olmadığı araştırılmalı. Bu konuda uyanık olmak gerekiyor. Testlerin sonucu negatif çıksa bile sık aralıklarla yenilenmesi şart. Çünkü mikrop alındıktan uzun süre sonra hastalıklar kendini belli edebiliyor. Düzenli sağlık kontrollerinin sonuncusu, diş hekimi ziyareti. Hem temizlenmesi hem de kontrol için diş hekimi sık sık ziyaret etmek gerekiyor.
KADIN ÜREME ORGANLARI
KADIN GENİTAL SİSTEM ANATOMİSİ
İnsan vücudu hücrelerden oluşur. Hücreler dokuları, dokular organları, organlar sistemleri ve sistemler de vücudu meydana getirir. Kadın ve erkek anatomileri arasındaki en belirgin fark üreme sistemlerindedir.
Kadın üreme sistemi eksternal (dış) ve internal (iç) genital organlar olarak 2 başlık altında incelenir. Karın boşluğu içinde bulunan ve dış dünya ile ilişkisi olmayan organlar internal organlardır. Diğerleri ise dış genital organlar olarak isimlendirilirler.
DIŞ GENİTAL ORGANLAR
Vulva
Dış Kadın genital organının tamamına vulva adı verilir. Vulvanın üstündeki kıllı ve yağ dokusundan ibaret bölüm ise mons pubis olarak adlandırılır. Bu kıllar göbeğe doğru birkaç santim ilerledikten sonra düz bir hat üzerinde sonlanırlar. Kılların fonksiyonu tam olarak bilinmemekle birlikte cinsel bir fonksiyonunun olduğu ve kadınlara has bir kokunun çabuk dağılmasını engellediği ileri sürülmektedir.
Labium Majus (Büyük dudaklar) :Orta hat üzerinde bulunan bir çift uzunlamasına deri kıvrımıdır. Erkeklerdeki torbaların karşılığıdır. Ön tarafta her iki L.Majus birleşir arka tarafta birleşmez ve anüse kadar uzanır. Dış yüzeyini örten deri kıllıdır, bol miktarda yağ ve ter bezi içerir. İç yüzünde ise kıl bulunmaz.
Labium Minus (Küçük dudaklar) : L. Majusların arasında vajina girişini çevreleyen iki küçük doku parçasıdır. Kıl ve yağ dokusu içermez. Bol miktarda sinir ve kan damarı barındırır.
Klitoris : Erkekteki penisin karşılığı olan erektil dokudur. Dıştan görüne kısmına glans klitoris denir. İçeride mons pubisin iç kesimlerine kadar uzanır.
Ürethral orfis: Mesanenin dış dünyaya açılış yolu olan üretranın son noktasıdır. İdrar buradan dışarıya atılır.
Vajina: Kadın üreme siteminin iç kısımları ile dış kısımlarını birbirine bağlayan tüp şeklinde bir dokudur. Ön ve arka duvarları normalde birbiri ile temas halindedir. Bazı yazarlarca iç genital organ olarak tanımlanır. Boyu yaklaşık 9 cm kadardır. Son derece esnek bir dokudur.
Hymen (Kızlık zarı): Vajina girişinde bulunan ince zar şeklinde bir yapıdır. Ortası deliktir ve bu deliğe himenal orifis adı verilir. Görevi vajina ve iç genitalleri dışarıdan gelecek mikroorganizmalara karşı korumak olduğu sanılmaktadır.
Perine:Pelvis boşluğunu alttan kapatan kas ve bağ dokusundan oluşan dokudur. Vulva arka kenarı ile anüs arasında uzanır.
Anüs :Barsakların dış dünyaya açılış noktasıdır. Makat olarak da adlandırılır
İÇ GENİTAL ORGANLAR
Pelvis boşluğunun içindeki üreme sistemini oluşturan organlardır. Bunlar sırası ile uterus (Rahim), tuba uterina (fallop tüpleri) ve overlerdir (yumurtalık). Tüpler ve overler her iki yanda ikişer tanedir. Uterus ise ortada ve tek bir tanedir. Embriyonik hayatta her iki yandan gelen tüp şeklinde yapılar orta hatta birleşerek uterusu oluşturur. Bu birleşmede meydana gelen aksaklıklar rahimde çift gözlü uterus gibi şekilsel bozukluklara neden olurlar. Bunlara genel olarak Müllerian Füzyon anomalisi adı verilir.
Uterus (Rahim)
Pelvis boşluğunda yer alan ve gebeliği miadına kadar taşımaya yarayan dışta düz kas hücrelerinden oluşan içte ise endometrium adı verilen zar tabakası ile kaplı armut biçimli bir organdır. Normal anatomide öne ya da arkaya dönük olabilir. Fundus, Korpus, İsthmus ve serviks olarak 4 kısımda incelenir. Uterus bir takım bağlar tarafından yerinde tutulur. Bunlar tutucu ve asıcı bağlar olarak sınıflandırılırlar. Uterusun içi boştur. Bu boşluğa kavite ya da endometrial kavite adı verilir. Gebelik oluştuğunda burada yerleşir ve büyür.
Serviks rahimin vajina yani dış dünya ile temasını sağlayan en uç kısmıdır. Jinekolojik muayene esnasında gözle görülebilen bir yapıdır. Dış dünyaya açık olduğundan enfeksiyonlara ve yaralara karşı oldukça savunmasızdır. Smear testi esnasında buradan alınan hücreler incelenir. Serviksin ortasından serviksle endometrial kaviteyi birleştiren bir kanal geçer. Bu kanala endoservikal kanal adı verilir.
Serviks ile korpusun birleşim yerine isthmus adı verilir. Uterusun ana yapısı korpusdur. İstemsiz çalışan düz kaslardan meydana gelen bir yapısı vardır. Fundus rahimin karın boşluğu içinde en tepesini oluşturan kısmıdır.
Uterus önde mesane arkada ise rektum (barsakların depo görevi yapan son kısmı).
Tuba Uterina (Fallop tüpleri)
Yumurtalıklar ile rahim arasında uzanan yaklaşık 10 cm uzunluğunda, sperm ve yumurta hücresinin geçişini sağlayan bir çift kanaldır.5 kısımda incelenir.
İntramural: Tüplerin uterusun kas tabakası içine gömülü olan kısmıdır. 1.5-2 cm uzunluğundadır. Çapı yaklaşık 0.4 milimetredir
İsthmik: İntramural kısımdan yanlara doğru uzanan bölgedir.2-3 santimetre uzunluğunda, 1-2 milimetre kalınlığındadır.
Ampulla: Tüplerin en geniş kısmı olup 5 santimetre uzunluğunda ve 1 santimetre kalınlığındadır. Yumurta ile spermin karşılaşması ve döllenme burada gerçekleşir. Dış gebeliklerin %90’ı bu kısımda yerleşir
İnfundibulum: Tüplerin huni şeklindeki ucudur.
Fimbria: Tüplerin en uç kısmıdır. Püskül şeklindedir. Yumurtalıklardan atılan yumurta hücresini süpürür tarzda hareketlerle yakalama görevini yerine getirir.
Overler
Uterusun her iki yanında yer alan sert yapıda ve sedef renginde bir çift organdır. Uzunlukları yaklaşık 3.5 santimetre, genişliği yaklaşık 2.5 santimetre ve kalınlığı yaklaşık 1 santimetredir. Bağlar ile karın duvarına ve rahme bağlanmışlardır. Görevleri kadınlık hormonlarını üretmek ve yumurta hücresi geliştirip salmaktır. Erkekteki testislerin karşılığıdır.
ADET DÖNGÜSÜ
Ergenlik dönemi, çocukluktan genç kızlığa adımların atıldığı bir dönemdir. Bu dönemde bedensel gelişim ve kişilik gelişimi çok hızlıdır. Kızlarda 9-10 yaşlarında başlayan bu değişim 18 yaşına dek devam eder. Sağlıklı bir kadın olabilmek için gerekli olan değişimlerin gerçekleştiği ergenlik döneminde, beyin ve üreme organları vücudun diğer bölümlerine hormonlar adı verilen kimyasallar aracılığı ile mesajlar gönderir. Kızlar ergenlik dönemine erkeklerden yaklaşık iki yıl önce girer. Bu büyüme ve gelişim sürecini kişinin kendisinin düzenlemesi mümkün değildir. Bu süreç ancak vücut hazır olduğunda başlar.
Ergenlik döneminin başlaması ile beraber önce kalçalar yuvarlaklaşmaya başlar, bunu cinsel organların etrafında ve koltuk altında tüylerin belirmesi takip eder. Göğüslerin büyüklüğü ve şekli değişir. Bu değişiklikler kişilere göre hızlı veya yavaş olabilir. Özellikle koltuk altından daha fazla terleme başlar. Bu dönemde hormonların etkisi ile ciltte yağlanma artar ve sivilceler çıkar.
Ergenlik döneminden itibaren daha fazla salınmaya başlayan cinsiyet hormonlarının etkisi ile adet kanamaları ve adet döngüleri başlar. Hormonların etkisi ile duygu ve davranışlar da değişir, psikolojik yapı değişerek çocuk kişiliğinden genç kız kişiliğine geçilir.
Ergenlik döneminde beyinden gelen uyarılar, yumurtalıklardan östrojen ve progesteron adı verilen hormonların salınmasını sağlar. Adet döngüsü bu hormonlar tarafından düzenlenir. Kız çocukları doğduğunda yumurtalıklarında 400.000 civarında yumurta vardır. Doğumdan ergenlik dönemine dek geçen süre içinde yumurtaların bir kısmı dejenere olur. Ergenlik ile birlikte her ay bir yumurta olgunlaşarak atılır. İlk adet kanamasına menarş denir. Adet kanaması 9-16 yaşları arasında başlar.
1-14 Gün: Bu günler döngünün östrojen fazı olarak da adlandırılır. Adet kanamasının başladığı ilk gün östrojen en düşük düzeydedir. Hipofiz bezine gönderilen sinyaller ile FSH adı verilen hormon salınır, bu hormon yumurtalıklardan östrojen üretimini uyarır.
1. Gün: Adet kanaması başlar. Miktarı önemli olmamakla birlikte kanamanın başladığı ilk gün siklusun 1. günü olarak sayılır. Kanama genellikle 28 günde bir görülür. Bu dönemde yumurtalıklardan salınan yumurta döllenmediği takdirde rahmin iç tabakası ile beraber atılır. Adet kanamasının başladığı ilk gün sancılı geçebilir.
2-5. Gün: Kanama giderek azalır.
6. Gün: Kanama durur, bu arada yumurtalıklarda folikül adı verilen kese içinde bulunan yumurta büyümeye devam eder.
7-12. Gün: Yumurtayı içinde bulunduran kesecik büyür ve östrojen üretimi devam eder. Rahmin iç tabakası giderek kalınlaşır.
13-14. Gün: Ovulasyon (yumurtlama), olgunluğa erişen yumurtanın yumurtalıklardan salınmasıdır. Bu dönemde cinseli ilişkide bulunulursa gebelik gerçekleşebilir. Ovulasyonun (yumurtlamanın) gerçekleştiği günlerde karnın alt kısmında ve kasıklarda hafif ağrı olabilir. Çok az kanamanın da görülebildiği bugünlerde vücut ısısı artar.
15-28. Gün: Adet döngüsünün ikinci yarısında yumurtalıklardan progesteron adı verilen hormon salınır. Progesteronun etkisi ile rahmin iç tabakası kalınlaşarak gebeliğe hazırlanır.
15-18. Gün: Yumurtalıklardan salınan yumurta tüpler aracılığı ile rahme gelir. Bu arada östrojen düzeyi düşmeye başlar ve yumurtalıklardan progesteron adı verilen hormon salınır.
19-20. Gün: Rahim gebeliğe hazırdır. Progesteron endometrium adı verilen rahmin iç tabakasının kalınlığını arttırır. Premenstrual sendroma da ( adet öncesi gerginlik sendromu ) neden olan bu hormon duygusal değişikliklere ve ciltte bozukluklara yol açar.
21-28. Gün: Progesteron ve östrojen yüksekliği devam eder. Bunlar göğüslerde ağrı ve hassasiyete, vücutta su toplanmasına ve belli gıdalara karşı aşırı istek duyulmasına neden olur. Tuzlu gıdalar yenildiğinde vücutta şişlik artar. Yumurta döllenmediği zaman gebelik oluşmaz, progesteron ve östrojen düzeyi düşer ve adet kanaması başlar.
Adet Kanamaları Başlamamasının sebepleri nelerdir?
Adet kanamaları 9-16 yaşları arasında başlar. Spor yapan kızların yanında çok zayıf olan ve gelişmenin başladığı dönemlerde kilo veren kızlarda da menarş (ilk adet kanaması) gecikebilir.Genç kız 15 yaşına gelmesine rağmen hala adet kanamaları başlamadıysa bir hekime başvurup kontrolden geçmesi gerekir. Hekim genital organları kontrol eder. Bazı kızlarda vajinanın girişinde bulunan zarda normalde bulunması gereken ve adet kanının dışarı akmasına olanak veren açıklık bulunmaz. Çok nadir vakalarda ise vajina veya rahim gelişmemiş olabilir.
Adet Kanamaları Hangi Sıklıkla Olur?
Adet kanaması ayda bir olur. 25-30 gün arasında süren adet döngüleri normaldir. Adet kanaması 3-7 gün s ürer. İlk günlerde daha fazla olan kanama giderek azalır. Adet kanamalarının başladığı dönemlerde bu kanamalar her ay aynı şiddette olmayabilir. Kanama bir ay daha fazla, diğer ay çok daha az olabilir.
Adet Kanamaları Düzensizse?
Adet kanamaları vücut ağırlığı, diyet, heyecan, stres, egzersiz ve hastalıklardan etkilenerek düzensizleşebilir. İlk yıllarda adet döngülerinin uzunluğu değişir. İlk 1-2 yıl adet kanamalarının düzensiz olması normaldir. Menarştan sonra üreme organları ve hormonların uyum içinde çalışmasının düzene girmesi zaman alır.
Adet Döngüsü Çok Uzunsa?
Bazı kızlar yılda sadece 3-4 kez adet görür. Stres, ağır egzersiz, ani kilo kaybı ve diyet nedeni ile adet döngüleri çok uzun sürebilir. Bunun dışında hormonal dengesizlikler de bu sürenin uzamasına yol açar. Polikistik over sendromu adı verilen kilo fazlalığı, aşırı tüylenme ve adet düzensizliklerinin görüldüğü durumda yılda sadece 3-4 kez adet görülür.
Adet Döngüsü Çok Kısaysa:
Stres, bazı tip egzersizler ve yaşam tarzındaki değişiklikler nedeni ile adet döngüleri 21 günden daha kısa sürebilir. Bu durumda hekime başvurarak kontrolden geçmek gerekir. Fazla kanama kansızlığa neden olur. Kansız olan kişiler demir içeren besinlerden daha fazla yemeli veya demir hapları kullanmalıdır. Adet kanamalarının kaç günde bir olduğu, kanamanın kaç gün sürdüğü, kanama miktarı ve kramp gibi şikayetler not edilerek hekime iletilmelidir.
Bir ay adet görmemek önemli midir?
Stres, hastalık, kilo kaybı gibi nedenlere bağlı olarak birkaç ay adet görülmeyebilir. Birkaç ay adet kanaması olmadığında hekime başvurulması gerekir.
Adet kanaması sırasında ne gibi ürünler kullanılmalıdır?
Adet kanaması sırasında en sık kullanılan ürünler pedlerdir. Bunlar iç çamaşırına yerleştirilen ve emiciliği fazla olan ürünlerdir. Bunlar adet kanını emerek, pedin iç katlarına alır. Bir diğer yöntem ise tampon kullanımıdır. Tampon ülkemizde çok yaygın kullanılmayan bir üründür. Genç kızlar için üretilmiş ve vajinanın girişindeki zara zarar vermeyen tipleri de vardır. Cinsel hayatı aktif olan kişiler tamponu daha rahat kullanır. Tampon kullanırken dikkat edilmesi gereken önemli noktalar vardır. Tampon kullanılması Toksik Şok Sendromu olarak adlandırılan önemli bir sağlık sorununa neden olabilir. Tampon kullanan kişilerin tamponu mutlaka 4-6 saatte bir değiştirmeleri ve temizlik kurallarına çok dikkat etmeleri gerekir.
Adet kanaması sırasında denize girilebilir mi?
Eskiden bu dönemde denize girilmemesi, spor yapılmaması ve normalde yapılan bir çok aktiviteden uzak durulması gerektiğine inanılırdı. Gerekli korunma sağlandığında yüzme ve diğer sporlar yapılabilir. Ağrı ve krampları olan genç kızlar bu aktiviteleri yapmaktan kaçınmalıdır.
Adet kanaması sırasında görülen kramplara ne yol açar?
Genç kızların bir kısmı adet kanaması başlamadan önce ve kanama sırasında karın ve kasık bölgesinde şiddetli ağrılardan yakınır. Bu kramplar genellikle hafif olmasına rağmen bazen genç kızların günlük yaşantısını devam ettirmesini engelleyebilecek kadar şiddetli olabilir. Genç kızların yarısından çoğu kramplardan yakınırken, her 7 genç kızdan birinde ağrılar çok şiddetlidir. Adet kanaması ile rahmin iç tabakası dökülmeye başlar ve prostoglandin adı verilen maddeler salınır. Prostoglandinler rahimdeki düz kasların kasılmasına neden olur. Rahimdeki düz kasların kasılması sırasında şiddetli kramplar hissedilebilir. Prostoglandin düzeyi bazen çok yükselir bu durum ağrının çok fazla olmasına neden olur. Rahim ile rahim ağzı arasındaki kanalın dar olduğu genç kızlarda bu kramplar daha şiddetli olur. Ayrıca stres de bu krampların şiddetini arttırabilir.
Adet kanaması sırasındaki kramplara başka yakınmalar da eşlik eder mi?
Bu kramplara baş ağrısı, bulantı, kusma, sık idrara çıkma ve barsak hareketlerindeki değişikliklere bağlı ishal veya kabızlık eşlik edebilir.
Kramplar nasıl tedavi edilir?
Yeteri kadar dinlenme, uyku ve düzenli egzersiz yapılması krampların şiddetini azaltır. Karın bölgesine sıcak pedlerin yerleştirilmesi de ağrıyı azaltabilir. Karın bölgesine sıcak su torbası uygulanabilir, fakat kullanılan su çok sıcak olmamalıdır. Prostoglandin üretimini azaltan ağrı kesiciler kullanılabilir. Ağrı kesicileri kullanmaya kramplar şiddetlenmeden başlamak gerekir. Ağrı kesicileri kullanmaya tahmini adet kanamasından bir gün önce başlanması ve ilaca kanama başladıktan sonra 1-2 gün daha devam edilmesi önerilir.
Ağrı kesiciler adet kanamasının artmasına neden olur mu?
Aspirin dışındaki ağrı kesiciler kanamanın artmasına neden olmaz. Ağrı kesicileri kullanmadan önce hekime danışılması ve ilacın yan etkilerinin öğrenilmesi gerekir. Başkalarında herhangi bir probleme neden olmayan bir ilaç size zararlı olabilir.
Adet döneminde sigara içmek zararlı mıdır?
Sigara içmek sağlığınızı olumsuz etkiler. Yapılan bilimsel çalışmalarda sigaranın üreme sağlığını da olumsuz etkilediği gösterilmiştir. Sigaranın içerdiği nikotin kan damarlarının büzüşmesine ve organların oksijen ihtiyacının karşılanamamasına yol açar. Sigara adet döngülerinin düzenini bozarak ileride çocuk sahibi olmayı zorlaştırabilir.
Adet kanaması sırasında pıhtıların gelmesi normal midir?
Kanamanın fazla ve krampların olduğu ilk günlerde pıhtıların gelmesi normaldir. Vücudunuzda pıhtılaşmayı önleyen faktörler üretilir. Kanamanın çok yoğun olduğu günlerde üretilen bu faktörler yetersiz kalabilir ve pıhtılaşma olur. Fakat her zamankinden büyük pıhtılar geliyorsa hekime başvurulması gerekir.
Adet kanamaları arasındaki dönemde de kanama olur mu?
Adet kanamaları arasındaki dönemde lekelenme şeklinde kanamalar olabilir. Ara kanamaların en sık nedeni yumurtlama döneminde (yumurta çatladığında) görülen kanamadır. Bu durum endişelenmeyi gerektirmez. Üreme organlarındaki enfeksiyonlar ve tümörler de ara kanamalara ve lekelenmelere yol açar.
ERKEK ÜREME SİSTEMİ
Erkek üreme sisteminin dış organları penis, skrotum ve testislerdir. İç organlar ise vas deferens, üretra, prostat bezi ve seminal veziküllerdir. Erkeğin genlerini taşıyan sperm testislerde yapılır ve seminal veziküllerde depolanır. Cinsel ilişki sırasında sperm meni adı verilen bir sıvının içinde vas deferensten sertleşmiş penise taşınır.
1. Penis (Kamış)
Penis karın duvarına yapışık bir kök, orta bölüm olan gövde ve koni biçimli ucu olan glanstan oluşur. Glans penisin ucunda üretra (meni ve idrar taşıyan kanal) dışa açılır. Glans penisin tabanı korona olarak adlandırılır. Sünnet edilmemiş erkeklerde koronanın uzantısı olan sünnet derisi (prepusyum) glans penisi örter.
Penis gövdesinin büyük bir bölümü erektil (sertleşebilen) dokudan oluşan üç silindirik alandan (sinüsler) meydana gelir. Büyük olan iki alan (korpus kavernosum) yanyanadır. Üçüncü sinüs olan korpus spongiosum (süngersi cisim) üretranın çevresini sarar. Bu alanlar kanla dolunca penis büyür, dikleşir ve sertleşir (ereksiyon).
2. Skrotum (Erbezi kesesi)
Testisleri saran ve koruyan ince kırışık derili kesedir. Skrotum ayrıca testisler için bir ısı kontrol sistemi olarak görev yapar; spermlerin normal gelişmesi için testislerin vücut sıcaklığından biraz daha düşük ısıda (35ºC) olması gerekir. Skrotum duvarındaki kremaster kasları gevşeyip kasılarak testislerin serinlemesi için vücuttan uzaklaşmasını ya da ısınması ya da korunması için vücuda yaklaşmasını sağlar.
3. Testisler (Erbezleri)
Skrotumun içinde bulunan değirmi biçimli oluşumlardır; genellikle sol testis sağdakinden biraz daha aşağıdadır. Testislerin iki işlevi vardır: sperm yapımı ve testosteron (başlıca erkek seks hormonu) sentezi.
4. Epididim
Testislere bitişik olan epididim yaklaşık 6 metre uzunluğunda bir tüp yumağıdır. Testislerden spermi alır ve spermin olgunlaşmasına elverişli bir ortam yaratır. Sol testis sağdakine göre biraz daha aşağıdadır.
5. Vas deferens (Meni kanalı)
Epididimden spermi alıp taşıyan kordon benzeri bir kanaldır. Her bir testisten çıkan kanal prostatın arkasından yukarı çıkar ve üretraya girerek ejakülasyon kanallarını oluşturur. Vas deferense paralel giden kan damarları ve sinirler gibi diğer yapılar bir arada sperm kordonunu oluşturur.
6. Üretra (İdrar Yolu)
Bu kanal idrarı mesaneden aşağı taşıyan idrar yolunu ve üreme sisteminde meninin dışarı atıldığı bölümü oluşturur.
7. Prostat Bezi
Pelviste mesanenin hemen altında yer alır ve üretranın orta bölümünü çevreler. Genellikle ceviz büyüklüğünde olan bu bez yaşla birlikte büyür. Prostat ve üstündeki seminal veziküllerde spermin beslenmesini sağlayan bir sıvı yapılır. Bu sıvı spermin ejakülasyon sırasında içinde bulunduğu salgı olan meninin hacminin büyük bir bölümünü oluşturur. Meninin içerdiği diğer sıvılar vas deferens ve penis başındaki müköz bezlerden gelir.
CİNSEL İLİŞKİ
Kadınlar cinsel etkinlik sırasında, düzenli fizyolojik olaylar zinciri şeklinde cinsel yanıt verirler. Cinsel yanıt aşamaları erkekte de olduğu gibi, cinsel istek, cinsel uyarılma, orgazm şeklinde sıralanır. Her aşamadaki aksaklık, kendisinden sonraki aşamaları da olumsuz etkileyebilir. Cinsel isteğimizi genel durumumuz, sağlığımız, kullandığımız ilaçlar, iş ve sosyal yaşamımız, gündelik sorunlarımız, adet döngümüz, cinsel eşimizle olan ilişkimiz, duygularımız gibi pek çok faktör etkileyebilir. Kişisel ve durumsal farklılıklar olmasına rağmen, genellikle kadınların cinsel açıdan uyarılma süresinin fizyolojik olarak erkeklerden daha uzun olduğu kabul edilir.
Cinsel uyarılmamızda, cinsel isteğimizin olduğu kadar yeterli fiziksel uyarıyı alıp almamamızın da önemli rolü vardır. Bedenin duyarlı bölgeleri ve tercih edilen uyarılma biçimleri kişiden kişiye değişiklikler gösterebilir. Ama bütün kadınların cinsel organlarının en fazla sinir ucu bulunan, en duyarlı bölümü klitoristir. Dolayısıyla klitorisin fiziksel uyarıyı, uygun şekilde ve yeterli süre alması gereklidir. Cinsel birleşme sırasında penis vajina içinde hareket eder. Kadın cinsel organlarının yapısına baktığımızda, bu kadın için en uyarıcı durum sayılamaz. Penisin vajina içindeki hareketi, dışarıda yer alan klitorisi doğrudan uyaramaz, vajinanın 2/3 lük iç bölümü duyarsızdır, dış 1/3 lük bölümündeki uyarılar, klitorise iletilirse de, bu dolaylı bir uyarıdır ve bir çok kadının doğrudan klitorisinin uyarılmasına ihtiyacı vardır.
Bazı kadınlarda, cinsel birleşme öncesinde klitoris yeterince uyarılırsa, birleşme sırasındaki dolaylı uyarı yeterli olur. Bazılarının ise cinsel birleşme sırasında da, doğrudan klitoris uyarısının sürdürülmesine ihtiyacı vardır. Cinsel uyarılma sırasında, bedenimizde değişiklikler olur, kan dolaşımı ve solunum hızlanır, kas gerginliği artar, cinsel organların duruş biçimleri değişir, bu bölgeye kan dolar, büyük ve küçük dudaklar, klitoris ve meme başları kabarır, renkleri koyulaşabilir. Bartolin bezlerinden vajinaya salgılanan kaygan sıvı miktarı artar ve dış cinsel organlar ıslanır. Bu sırada vajinadaki durum değişiklikleri, vajina ağzında hafif bir genişleme ve açılma yaratır. Vajinadaki açılma ve ıslanma, kadının cinsel açıdan uyarıldığını gösterdiği gibi, aynı zamanda cinsel birleşme sırasında penisin vajinaya kolayca girmesini de sağlar.
Cinsel uyarılma düzeyi arttığında orgazm oluşur. Kadın orgazmı, karın içi ve cinsel organlar çevresindeki kasların ritmik kasılmaları ve buna eşlik eden zevkli duyumlardan ibarettir. Aslında orgazmın tam ve doyurucu bir tanımını yapmak pek mümkün değildir. Ama her kadın orgazm olup olmadığını anlar. Cinsel konulardaki bilgisizlik ve yanlış cinsel inanışların yaygınlığı nedeniyle, günümüzde de birçok kadın orgazm oluşturacak uygun ve yeterli uyarıyı almadığı halde, kendisinin cinsel açıdan yanıtsız olduğunu düşünür. Kadınların cinsel açıdan uyarılmaları ve orgazm olmaları için, klitorisin yeterli uyarıyı alması gerekir. Kimi kadına uzun süreli doğrudan fiziksel uyarı gerekir, kimisi kısa süreli doğrudan fiziksel uyarıyı izleyen cinsel birleşme sırasındaki dolaylı uyarı ile orgazm olur, kimisi için de cinsel birleşme sırasında doğrudan klitoris uyarısının sürdürülmesi şarttır. Cinsel birleşme sırasında, vajina ağzındaki kaslardan iletilen duyumlarla, yani dolaylı uyarı ile orgazm olan kadında da, orgazmın kaynağı gene klitoristir. Aynı kadın için de günden güne, dönemden döneme değişiklikler olabilir. Genellikle kadının yaşı,dolayısıyla cinsel deneyimi arttıkça, cinsel uyarılma ve orgazm süresi kısalır. Burada kendi bedenini ve cinsel tepkilerini öğrenmenin rolü vardır.
Orgazmdan sonraki dönemde bedensel işlevler ve cinsel organlar, uyarılma öncesindeki normal durumlarına geri dönerler. Kadınların cinsel uyarılmaları erkeklere göre daha yavaş olduğu gibi, orgazmdan sonra normal durumlarına dönmeleri de daha uzun sürer. Bu nedenle bazı kadınlar, orgazm sonrası cinsel uyarılmaları azalmadığından, erkeklerden farklı olarak peş peşe birkaç kere de orgazm olabilirler.
Cinselliğin evreleri
Arzulama evresi:
Bu evre cinsellik dürtüsünün ortaya çıktığı ve cinselliği ifade etme arzusunun duyulduğu evredir. Hayaller ya da eşten alınan görsel uyarılarla başlayabilir.
Uyarılma evresi:
Arzulamayı uyarılma evresi takip eder. Bu evre parasempatik sistem tarafından yönetilen ve erotik duygular eşliğinde kadında vajinal salgının arttığı “ıslanma” dönemidir. Vajina duvarlarından ve vajina girişindeki Bartholin bezlerinden salgılanan sıvılarla birlikte nabız ve solunum hızlanır, tansiyon yükselir, genel bir sıcak basması hali, memelerde dolgunluk, kas gerginliğinde genel bir artış, meme başlarında dikleşme ortaya çıkar. Ciltte yama tarzında renk değişiklikleri, klitoris ve labiumlarda şişme, göğüs bölgesinde ve memelerde kızarma meydana gelir. Tüm bunlarla birlikte vajina uzar ve genişler. Rahim yükselerek pelvis dışına çıkar.
Erkekte ise uyarılma evresi penisin ereksiyonu (sertleşmesi) şeklinde gerçekleşir.
Plato evresi:
Bu evrede seksüel gerginlik ve erotik duygular yoğunlaşır ve had safhaya ulaşır. Cilt değişiklikleri daha belirgin hale gelir, meme başları daha da dikleşir. Dudaklar şişer ve koyu kırmızı bir renk alır. Vajinanın alt 1/3’lük kısmı şişip kalınlaşarak “orgazmik platform” adlı yapıyı meydana getirir. Rahim tümüyle yukarı çıkmıştır. Yeterli uyaran olduğunda bu dönem orgazmla son bulur.
Plato evresinde ejakulasyon (boşalma) öncesinde erkekten sıklıkla berrak ve yapışkan kıvamlı bir sıvı gelir. Bu sıvının içinde az sayıda canlı sperm de bulunabileceğinden kadının erkek boşalmadan önce de (“geri çekme” adı verilen yöntemle) gebe kalabilmesi mümkün olmaktadır.
Orgazm evresi:
Orgazm esasen sempatik sistem tarafından yönlendirilen bir kasılma cevabıdır. Uyarılma ve plato evresinde birikmiş olan gerginliğin boşaltılmasıdır ve tüm cinsel hisler arasında en güçlü ve doyurucu olanıdır. Orgazm esnasında vajina, perine, anüs ve orgazmik platform adı verilen yapıyı oluşturan kaslarda 3-15 adet arası 0.8 saniye süren refleks ritmik düzenli kasılmalar oluşur ve bu kasılmalar orgazm duygusunu ortaya çıkarır. Orgazm esnasında birçok kadın ayrıca uterusta da kasılmalar hisseder. Bu yüzden bazı kadınlarda histerektomi (ameliyatla uterusun çıkarılması) sonrası orgazmın niteliklerinde değişiklik olabilir.
Erkeklerde ise orgazmı ejakulasyon (boşalma) takip eder. Erkekler orgazm döneminden sonra belli bir refrakter (cevapsız) döneme girer ve bu dönemde uyaranlara cevapsızdırlar. Kadınlarda ise böyle bir dönem olmadığından çok sayıda orgazmı arka arkaya yaşayabilir ve tek bir ilişki esnasında ve/veya öncesinde ardarda çok sayıda orgazm olabilirler.
Çözülme evresi:
Orgazmla birlikte uyarılma evresinde biriken tüm gerginlik kaybolur ve kadında bir gevşeme ve kendini iyi hissetme duygusu ortaya çıkar. Takiben uyarılma evresinde ortaya çıkan değişikliklerin tümü “çözülerek” geri döner. Tüm bu geri dönüş süreci 5-10 dakika sürer.
Cinselliğe ve cinselliğin ifade edilmesine etki eden faktörler:
Kişisel özellikler: Kadınların cinselliğe olan ilgileri değişkendir. Bazı kadınlar diğerlerinden daha isteksiz, bazıları ise çok aşırı istekli görünebilir ve bu tümüyle normaldir. Bazı kadınların cinselliğe olan ilgileri yüksek olmasına rağmen cinsel ilişkiye olan ilgileri daha zayıf olabilir. Bu kadınlar cinsel ilişkiden daha çok yakın temasa ve dokunulmaya önem verirler. Masturbasyon da kadınların sıklıkla uyguladığı bir cinsellik ifadesi olup kadının cinsel ilişkiye olan ilgisinden tümüyle bağımısız bir olaydır.
Yaş: Yaşlandıkça cinsellik arzusu ve cinsel ilişki sıklığı azalmakla birlikte kadınlar tüm hayatları boyunca cinselliğe olan ilgilerini ve cinsellikten aldıkları zevki sürdürürler. Yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan anatomik değişiklikler (vajinanın kısalması, daralması, duvarlarının incelmesi, elastikiyetin azalması, dış genital bölgeler ve klitorisin duyarlılığının azalması, memedeki gerileme gibi özellikler) nedeniyle vajina ve idrar yolu enfeksiyonu sıklığı artar. Bu enfeksiyonlar şiddetli olduklarında disparoni (ilişki esnasında ağrı) nedeni olabilirler. Ancak düzenli olarak ilişkiye devam eden kadınlarda vulva ve vajinadaki bu olumsuz değişiklikler daha ender görülür.
Yapılan çalışmalarda 20-50 yaş arasında kadın ve erkeklerin haftada 2-4 kez ilişkide bulunduklarını, 50 yaştan sonra bu sıklıkta hafif azalma olduğunu ancak hem erkek hem de kadında cinselliğe ilginin ömür boyu devam ettiğini göstermişlerdir.
Gençliğinde cinsel yönden diğerlerine göre daha istekli ve aktif olan kadınların menopoz döneminde de diğerlerinden daha bariz olarak aktif oldukları da diğer bir gerçektir.
Yaş asla önyargılı bir şekilde cinselliği azaltan bir faktör olarak görülmemelidir. Menopozda da ve hatta en ileri yaşlara kadar kendisine bakmayı bilen ve düzenli doktor kontrollerine giden kadın eşiyle uyumlu bir cinsel yaşamı ömür boyu sürdürebilir.
İlaçlar: Çok çeşitli ilaçlar (tansiyon, depresyon, sakinleştiriciler gibi) cinselliğin evreleri üzerinde olumsuz etkiler yapabilirler. Böyle durumlarda ilacın değiştirilmesi veya doz ayarlaması gerekebilir.
Hastalıklar:Jinekolojik (kısırlık, düzensiz kanama gibi) ya da dahili (tansiyon, nörolojik hastalık gibi) çok sayıda hastalık cinselliği olumsuz yönde etkileyebilir. Etkili bir şekilde tedavi edildiklerinde genellikle cinsellik eski haline geri döner.
Histerektomide (uterusun ameliyatla çıkartılması) vajina kısaltılmamış ve yumurtalıklar alınmamışsa ameliyat sonrası cinsel işlev bozukluk ortaya çıkma olasılığı düşüktür.

Ergenlik Dönemi

Adana Kadın Sağlığı

Ergenlik dönemi, çocukluktan genç kızlığa adımların atıldığı bir dönemdir. Bu dönemde bedensel gelişim ve kişilik gelişimi çok hızlıdır. Kızlarda 9-10 yaşlarında başlayan bu değişim 18 yaşına dek devam eder. Sağlıklı bir kadın olabilmek için gerekli olan değişimlerin gerçekleştiği ergenlik döneminde, beyin ve üreme organları vücudun diğer bölümlerine hormonlar adı verilen kimyasallar aracılığı ile mesajlar gönderir. Kızlar ergenlik dönemine erkeklerden yaklaşık iki yıl önce girer. Bu büyüme ve gelişim sürecini kişinin kendisinin düzenlemesi mümkün değildir. Bu süreç ancak vücut hazır olduğunda başlar.

Dış görünüşünüzde meydana gelen değişiklikler nelerdir?

Ergenlik döneminin başlaması ile beraber önce kalçalar yuvarlaklaşmaya başlar, bunu cinsel organların etrafında ve koltuk altında tüylerin belirmesi takip eder. Göğüslerin büyüklüğü ve şekli değişir. Bu değişiklikler kişilere göre hızlı veya yavaş olabilir. Özellikle koltuk altında daha fazla terleme başlar. Bu dönemde hormonların etkisi ile ciltte yağlanma artar ve sivilceler çıkar.

Ergenlik döneminden itibaren daha fazla salınmaya başlayan cinsiyet hormonlarının etkisi ile adet kanamaları ve adet döngüleri başlar. Hormonların etkisi ile duygu ve davranışlar da değişir, psikolojik yapı değişerek çocuk kişiliğinden genç kız kişiliğine geçilir.

İÇ VE DIŞ GENİTAL ORGANLARIN YAPISI NASILDIR?

Üreme organları iç ve dış genital organlardan oluşur. Üreme ve cinsel fonksiyonlar beyinden gelen kimyasal sinyallerin kontrolünde bu organlarda gerçekleşir.

Dış Genital Organlar

Dış genital organlar vulva adı verilen iç ve dış dudaklar, klitoris, hiymen (kızlık zarı) ve çeşitli bezlerden oluşur. Vajinanın açıklığını çevreleyen iç ve dış dudaklar, yağ dokusu, ter bezleri ve kıl köklerini içeren deri kıvrımlarıdır. Vulva iç kısımda bulunan vajinanın girişini ve üretrayı (idrar deliğini) dış etkilerden korur. Klitoris erkekte penisi oluşturan yapının kadınlardaki kalıntısıdır. Hiymen (kızlık zarı) vajinanın girişini kaplayan ince bir zardır. Bu zarın kenarları arasındaki delikten adet kanı dışarıya akar.

İç Genital Organlar

İç genital organlar vajina, serviks (rahim ağzı), uterus (rahim), fallop tüpleri (yumurtalık kanalları) ve yumurtalıklardan oluşur.

Vajina, vulvadan rahme doğru uzanan ve kaslardan oluşan bir yapıdır.

Serviks (rahim ağzı) rahmin daralan uç kısmıdır. Vajina ile rahim arasındaki bağlantıyı sağlar. Rahim ağzındaki açıklık adet kanının geçmesine izin verirken mikropların rahme ulaşmasını engeller.

Uterus (rahim) armut şeklinde bir organdır. Rahim endometrium adı verilen ve her adet döneminde kalınlaşıp adet kanaması ile dökülen bir doku ile kaplıdır. Bu doku gebelik sırasında bebeğin yerleşmesine ve gelişmesine olanak sağlar. Rahim, vajinadan rahim ağzı ile yayılır.

Fallop tüpleri (yumurtalık kanalları) rahim ile yumurtalıklar arasında uzanan kanallardır. Yumurtalıklardan salınan yumurtanın döllenmesi bu tüplerde gerçekleşir. Döllenen yumurta tüplerden geçerek rahme ulaşır.

Yumurtalıklar rahmin iki yanında bulunan ceviz büyüklüğünde yapılardır. Kadınlık hormonlarını salgılayan yumurtalıklardan ergenlik döneminden menopoz dönemine kadar her ay bir yumurta olgunlaşarak atılır.

ADET DÖNGÜSÜ NASIL OLUŞUR?

Ergenlik döneminde beyinden gelen uyarılar, yumurtalıklardan östrojen ve progesteron adı verilen hormonların salınmasını sağlar. Adet döngüsü bu hormonlar tarafından düzenlenir. Kız çocukları doğduğunda yumurtalıklarında 400.000 civarında yumurta vardır. Doğumdan ergenlik dönemine dek geçen süre içinde yumurtaların bir kısmı dejenere olur. Ergenlik ile birlikte her ay bir yumurta olgunlaşarak atılır. İlk adet kanamasına menarş denir. Adet kanaması 9-16 yaşları arasında başlar.

1-14 Gün:Bu günler döngünün östrojen fazı olarak da adlandırılır. Adet kanamasının başladığı ilk gün östrojen en düşük düzeydedir. Hipofiz bezine gönderilen sinyaller ile FSH adı verilen hormon salınır, bu hormon yumurtalıklardan östrojen üretimini uyarır.

1. Gün: Adet kanaması başlar. Miktarı önemli olmamakla birlikte kanamanın başladığı ilk gün döngünün 1. günü olarak sayılır. Kanama genellikle 28 günde bir görülür. Bu dönemde yumurtalıklardan salınan yumurta döllenmediği takdirde rahmin iç tabakası ile beraber atılır. Adet kanamasının başladığı ilk gün sancılı geçebilir.

2-5. Gün: Kanama giderek azalır.

6. Gün: Kanama durur, bu arada yumurtalıklarda folikül adı verilen kese içinde bulunan yumurta büyümeye devam eder.

7-12. Gün: Yumurtayı içinde bulunduran kesecik büyür ve östrojen üretimi devam eder. Rahmin iç tabakası giderek kalınlaşır.

13-14. Gün: Ovulasyon (yumurtlama), olgunluğa erişen yumurtanın yumurtalıklardan salınmasıdır. Bu dönemde cinseli lişkide bulunulursa gebelik gerçekleşebilir. Ovulasyonun (yumurtlamanın) gerçekleştiği günlerde karnın alt kısmında ve kasıklarda hafif ağrı olabilir. Çok az kanamanın da görülebildiği bugünlerde vücut ısısı artar.

15-28. Gün: Adet siklusunun ikinci yarısında yumurtalıklardan progesteron adı verilen hormon salınır. Progesteronun etkisi ile rahmin iç tabakası kalınlaşarak gebeliğe hazırlanır.

15-18. Gün: Yumurtalıklardan salınan yumurta tüpler aracılığı ile rahme gelir. Bu arada östrojen düzeyi düşmeye başlar ve yumurtalıklardan progesteron adı verilen hormon salınır.

19-20. Gün: Rahim gebeliğe hazırdır. Progesteron endometrium adı verilen rahmin iç tabakasının kalınlığını arttırır. Premenstrual sendroma da ( adet öncesi gerginlik sendromu ) neden olan bu hormon duygusal değişikliklere ve ciltte bozukluklara yol açar.

21-28. Gün: Progesteron ve östrojen yüksekliği devam eder. Bunlar göğüslerde ağrı ve hassasiyete, vücutta su toplanmasına ve belli gıdalara karşı aşırı istek duyulmasına neden olur. Tuzlu gıdalar yenildiğinde vücutta şişlik artar. Yumurta döllenmediği zaman gebelik oluşmaz, progesteron ve östrojen düzeyi düşer ve adet kanaması başlar.

ADET KANAMALARIYLA İLGİLİ GENEL BİLGİLER

Adet Kanamaları Başlamamasının Sebepleri Nelerdir?

Adet kanamaları 9-16 yaşları arasında başlar. Spor yapan kızların yanında çok zayıf olan ve gelişmenin başladığı dönemlerde kilo veren kızlarda da menarş (ilk adet kanaması) gecikebilir.Genç kız 15 yaşına gelmesine rağmen hala adet kanamaları başlamadıysa bir hekime başvurup kontrolden geçmesi gerekir. Hekim genital organları kontrol eder. Bazı kızlarda vajinanın girişinde bulunan zarda normalde bulunması gereken ve adet kanının dışarı akmasına olanak veren açıklık bulunmaz. Çok nadir vakalarda ise vajina veya rahim gelişmemiş olabilir.

Adet Kanamaları Hangi Sıklıkla Olur?

Adet kanaması ayda bir olur. 25-30 gün arasında süren adet döngüleri normaldir. Adet kanaması 3-7 gün sürer. İlk günlerde daha fazla olan kanama giderek azalır. Adet kanamalarının başladığı dönemlerde bu kanamalar her ay aynı şiddette olmayabilir. Kanama bir ay daha fazla, diğer ay çok daha az olabilir.

Adet Kanamaları Düzensizse:

Adet kanamaları vücut ağırlığı, diyet, heyecan, stres, egzersiz ve hastalıklardan etkilenerek düzensizleşebilir. İlk yıllarda adet döngülerinin uzunluğu değişir. İlk 1-2 yıl adet kanamalarının düzensiz olması normaldir. Menarştan sonra üreme organları ve hormonların uyum içinde çalışmasının düzene girmesi zaman alır.

Adet Döngüsü Çok Uzunsa:

Bazı kızlar yılda sadece 3-4 kez adet görür. Stres, ağır egzersiz, ani kilo kaybı ve diyet nedeni ile adet döngüleri çok uzun sürebilir. Bunun dışında hormonal dengesizlikler de bu sürenin uzamasına yol açar. Polikistik over sendromu adı verilen kilo fazlalığı, aşırı tüylenme ve adet düzensizliklerinin görüldüğü durumda yılda sadece 3-4 kez adet görülür.

Adet Döngüsü Çok Kısaysa?

Stres, bazı tip egzersizler ve yaşam tarzındaki değişiklikler nedeni ile adet döngülerini 21 günden daha kısa sürebilir. Bu durumda hekime başvurarak kontrolden geçmek gerekir. Fazla kanama kansızlığa neden olur. Kansız olan kişiler demir içeren besinlerden daha fazla yemeli veya demir hapları kullanmalıdır. Adet kanamalarının kaç günde bir olduğu, kanamanın kaç gün sürdüğü, kanama miktarı ve kramp gibi şikayetler not edilerek hekime iletilmelidir.

Bir ay adet görmemek önemli midir?

Stres, hastalık, kilo kaybı gibi nedenlere bağlı olarak birkaç ay adet görülmeyebilir. Birkaç ay adet kanaması olmadığında hekime başvurulması gerekir.

Adet kanaması sırasında ne gibi ürünler kullanılmalıdır?

Adet kanaması sırasında en sık kullanılan ürünler pedlerdir. Bunlar iç çamaşırına yerleştirilen ve emiciliği fazla olan ürünlerdir. Bunlar adet kanını emerek, pedin iç katlarına alır. Bir diğer yöntem ise tampon kullanımıdır. Tampon ülkemizde çok yaygın kullanılmayan bir üründür. Genç kızlar için üretilmiş ve vajinanın girişindeki zara zarar vermeyen tipleri de vardır. Cinsel hayatı aktif olan kişiler tamponu daha rahat kullanır. Tampon kullanırken dikkat edilmesi gereken önemli noktalar vardır. Tampon kullanılması Toksik Şok Sendromu olarak adlandırılan önemli bir sağlık sorununa neden olabilir. Tampon kullanan kişilerin tamponu mutlaka 4-6 saatte bir değiştirmeleri ve temizlik kurallarına çok dikkat etmeleri gerekir.

Adet kanaması sırasında denize girilebilir mi?

Eskiden bu dönemde denize girilmemesi, spor yapılmaması ve normalde yapılan bir çok aktiviteden uzak durulması gerektiğine inanılırdı. Gerekli korunma sağlandığında yüzme ve diğer sporlar yapılabilir. Ağrı ve krampları olan genç kızlar bu aktiviteleri yapmaktan kaçınmalıdır.

Adet kanaması sırasında görülen kramplara ne yol açar?

Genç kızların bir kısmı adet kanaması başlamadan önce ve kanama sırasında karın ve kasık bölgesinde şiddetli ağrılardan yakınır. Bu kramplar genellikle hafif olmasına rağmen bazen genç kızların günlük yaşantısını devam ettirmesini engelleyebilecek kadar şiddetli olabilir. Genç kızların yarısından çoğu kramplardan yakınırken, her 7 genç kızdan birinde ağrılar çok şiddetlidir. Adet kanaması ile rahmin iç tabakası dökülmeye başlar ve prostoglandin adı verilen maddeler salınır. Prostoglandinler rahimdeki düz kasların kasılmasına neden olur. Rahimdeki düz kasların kasılması sırasında şiddetli kramplar hissedilebilir. Prostoglandin düzeyi bazen çok yükselir bu durum ağrının çok fazla olmasına neden olur. Rahim ile rahim ağzı arasındaki kanalın dar olduğu genç kızlarda bu kramplar daha şiddetli olur. Ayrıca stres de bu krampların şiddetini arttırabilir.

Adet kanaması sırasındaki kramplara başka yakınmalar da eşlik eder mi?

Bu kramplara baş ağrısı, bulantı, kusma, sık idrara çıkma ve barsak hareketlerindeki değişikliklere bağlı ishal veya kabızlık eşlik edebilir.

Kramplar nasıl tedavi edilir?

Yeteri kadar dinlenme, uyku ve düzenli egzersiz yapılması krampların şiddetini azaltır. Karın bölgesine sıcak pedlerin yerleştirilmesi de ağrıyı azaltabilir. Karın bölgesine sıcak su torbası uygulanabilir, fakat kullanılan su çok sıcak olmamalıdır. Prostoglandin üretimini azaltan ağrı kesiciler kullanılabilir. Ağrı kesicileri kullanmaya kramplar şiddetlenmeden başlamak gerekir. Ağrı kesicileri kullanmaya tahmini adet kanamasından bir gün önce başlanması ve ilaca kanama başladıktan sonra 1-2 gün daha devam edilmesi önerilir.

Ağrı kesiciler adet kanamasının artmasına neden olur mu?

Aspirin dışındaki ağrı kesiciler kanamanın artmasına neden olmaz. Ağrı kesicileri kullanmadan önce hekime danışılması ve ilacın yan etkilerinin öğrenilmesi gerekir. Başkalarında herhangi bir probleme neden olmayan bir ilaç size zararlı olabilir.

Adet döneminde sigara içmek zararlı mıdır?

Sigara içmek sağlığınızı olumsuz etkiler. Yapılan bilimsel çalışmalarda sigaranın üreme sağlığını da olumsuz etkilediği gösterilmiştir. Sigaranın içerdiği nikotin kan damarlarının büzüşmesine ve organların oksijen ihtiyacının karşılanamamasına yol açar. Sigara adet döngülerinin düzenini bozarak ileride çocuk sahibi olmayı zorlaştırabilir.

Adet kanaması sırasında pıhtıların gelmesi normal midir?

Kanamanın fazla ve krampların olduğu ilk günlerde pıhtıların gelmesi normaldir. Vücudunuzda pıhtılaşmayı önleyen faktörler üretilir. Kanamanın çok yoğun olduğu günlerde üretilen bu faktörler yetersiz kalabilir ve pıhtılaşma olur. Fakat her zamankinden büyük pıhtılar geliyorsa hekime başvurulması gerekir.

Adet kanamaları arasındaki dönemde de kanama olur mu?

Adet kanamaları arasındaki dönemde lekelenme şeklinde kanamalar olabilir. Ara kanamaların en sık nedeni yumurtlama döneminde (yumurta çatladığında) görülen kanamadır. Bu durum endişelenmeyi gerektirmez. Üreme organlarındaki enfeksiyonlar ve tümörler de ara kanamalara ve lekelenmelere yol açar.

ERGENLİK DÖNEMİNDE GECİKME

Ergenlik dönemi niye gecikir?

En sık görülen neden yapısal gecikmedir. Araştırıldığında ailenin diğer bireylerinden bir kısmının da ergenlik dönemine geç girdiği öğrenilir.

Şeker, astım, böbrek hastalıkları gibi kronik hastalıklar,

Beslenme bozuklukları,

Hipofiz ve tiroid bezlerindeki bozukluklar,

Genetik hastalıklar,

ergenlik döneminin gecikmesine yol açar.

Her 100 gençten birinde ergenlik dönemi gecikir. Bu durumda genç kızın ailesi ile beraber bir hekime başvurması ve gecikme nedeninin belirlenerek tedavi edilmesi gerekir.

ERGENLİK DÖNEMİNDE GEBELİK

Sakıncaları nedir?

Evlilik dışı oluştuğu takdirde aile tarafından büyük bir felaket olarak değerlendirilmekte ve çoğunlukla taraflar derhal evlendirilerek olay örtbas edilmekte böylece planlanmayan erken evlilikler çocukların yaşam seyrini değiştirip uyumlarını bozabilmektedir.

Nadiren isteyerek evlilik dışı gebe kalma ise ergenin erkek arkadaşını elinde tutmak, ana-babadan öç almak, okuldan kaçmak, yaşıtlarının dikkatini çekmek, seveceği birine sahip olmak gibi pek çok nedene bağlı olarak oluşmaktadır. Zeminde yatan duygusal sorunlar nedeniyle ortaya çıkan gebelik mevcut sorunları daha da arttırır.

Ergen gebelerin sağlık ve eğitim düzeyi çoğunlukla düşüktür. Bu nedenle gebelik ve doğum komplikasyonları sık görülmektedir. Buna bağlı olarak ergen gebeliği yüksek riskli gebelik olarak değerlendirilmelidir. Ergen gebelerde kemik mineral içeriği, demir eksikliği anemisi ve beslenme yetersizliği görülmektedir.

Preeklempsi ve eklempsi (gebelikteki hipertansiyon sorunları ) ergen gebelerde daha sıktır. Düşük yapma, prematüre doğum, düşük doğum ağırlığı da ergen gebeleri bekleyen sorunlardır.

Anneliğe henüz hazır olmayan, kendisi de çocuk olan ergen anne çocuk büyütmenin stresini taşıyamayıp bebeğini ihmal ya da örselemeye uğratabilir.

Ergen gebelikte neler yapılmalıdır?

Bütün bu olumsuz gerçeklere rağmen ergen gebeliği daha uzun yıllar “niyet etmekle” ortadan kalkacak gibi görünmemektedir. Öyleyse bu olgu bir gerçek olarak kabul edilmelidir. Ancak bu kabul ediş teslimiyet biçiminde de olmamalı, ergen gebeliğini önlemek için gereken önlemler de alınmalıdır. Bu önlemler özellikle düşük sosyoekonomik ve kültürel düzeye sahip toplum katmanlarını hedeflemelidir. Ancak ister evlilik içi ister evlilik dışı oluşsun ergen gebeliğini bir namus lekesi ve ayıp olarak değerlendirmemeli, aile ve çevre eğitimi ve desteği sağlanmalıdır. Ortaya çıkan gebelik devam edecekse, ergenin gebelik boyunca ortaya çıkacak fiziksel ve duygusal sorunlarına yönelik destek programları geliştirilmelidir. Doğum sonrasında da anne ve bebek için uygun sosyal, eğitsel ve ruhsal ortamlar yaratılarak annenin uyumu ve bebeğin optimal bakımı sağlanmalıdır.

Ülkemizde ergen gebeliğin temel nedeninin kültürel olarak erken yaşta evliliğin olumlanması olduğu açık bir gerçektir. Dolayısıyla önemli oranda çocuk aile rızasıyla hatta teşvikiyle 18 yaşından önce evlenmektedir. Aynı kültürel nedenlerle bu çocukların doğum kontrolü de engellenmekte ya da düşünülmemekte ve çeşitli komplikasyonlara açık ergen gebelikleri bir sorun olarak birinci basamak sağlık personelinin karşısına çıkmaktadır. Bu kültürel eğilimi değiştirmek elbette uzun vadeli toplumsal eğitim programlarını gerektirmektedir. Ancak birinci basamak sağlık personeli de koruyucu hekimlik hizmetleri bünyesinde erken evliliği önlemek için eğitim verebileceği gibi, erken evlilik durumunda hiç değilse doğum kontrolü ile ergen gebeliği önleme çalışmaları yapabilir. Gebelik oluşunca ise henüz kendi kişilik gelişimini tamamlamamış ergen annenin çocuğuna katkıda bulunması oldukça zor olduğundan, gebelik boyunca ebe-hemşire tarafından yapılacak ev ziyaretleriyle aday annenin bakımı, beslenmesi konusunda eğitilmesi uygun olacaktır. Ayrıca gebeye çocuk bakımı, eğitimi ve gelişimi konusunda da gebe eğitimi sağlanmalıdır. Genç anne adayının eşinin ve ailesinin de bu konularda destek olmak üzere eğitime dahil edilmesi uygun olur.

Eğer anne adayı evli değilse en önemli soru gebeliğin nasıl oluştuğudur. Ailenin onayı olmadan genç gebenin rızasıyla oluşmuş gebelik bir namus konusu haline gelebilir. Bu durumda gebe bırakan kadar daha tutucu bir toplulukta gebe de yaşamsal tehlike içinde olabilir. Bu nedenle hekim ve diğer sağlık personeli aileyi yatıştırıp olumlu yönde etkileyecek bilgiler vermeli gerekirse Bölge Sosyal Hizmetler yetkilileri ile temasa geçerek gebenin korunması sağlanmalıdır.

Bunun yanı sıra gebelik tecavüz ya da ensest sonucu da olabilir. Bu durumda da sağlık personelinin Sosyal Hizmetler Müdürlüğü, Adli kurumlar ve Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı ile ilişkileri sağlaması görevidir. Ayrıca ailenin ergeni yanlış etkilememesi ve örselememesi için uygun eğitimi vermelidir. Hekim, ergeni desteklemek amacıyla ergenin aile içinde sorununu paylaştığı kişilerle, yakın çevresinde destek olabilecek kişilerle görüşmeler yaparak suçluluk, pişmanlık ya da ayıplanma gibi duygularla başetmesine yardımcı olmalıdır. Yakın çevrenin ve ailenin duygularının paylaşılması da ergeni desteklemelerini sağlamak açısından önemlidir. Kriz dönemi atlatıldıktan sonra, uzun dönemde karşılaşılabilecek sorunlar ergen ve ailesi ile konuşulmalı, anne ve bebek için uygun sosyal, akademik ve ekonomik koşullar araştırılmalıdır.